Hülya Bulut Er Mektubu Görülmüştür !
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Er Mektubu Görülmüştür !
Hülya Bulut

Er Mektubu Görülmüştür !

_Er Mustafa; mektubun var ! _Emredersiniz komutanım! _Rahat ol asker! emredilen bir şey yok. Senin olan sana verilecek. Kırmızı görülmüştür mührü üstünde. Senden önce gözü değdi birilerinin emanetine. _Rahat ol asker! _Elle mi selamlarsın başla mı selamlarsın ver selamını, al emanetini çık. Sadece söyleneni yap ,düşünme. İmtihanın “mantıkla” burada bunu da unutma. Aynı renk,aynı düğme,aynı hiza.Olmadı,tutturamadın mı hizayı,sorun etme kendine ,sağ baştan  sayarsın yine. Yemin ettin bir kez yeminini tutacaksın. “Kanunlara, nizamlara ve amirlere itaattesin!”burada. Dağlarla çevrili asker ocağının,soğuk nöbetlerinde çekilen sıla özlemini anlatmaya yeter mi kelimeler?Soğuk koğuş ranzalarında geçirilen bunaltıcı gecelerinde yaşanır en derin özlemler.Geceler zehir saçar etrafa. Kızgınmısın,öfkeli ya da isyankar? Olma! Bak geceler ilerliyor son şafağa.Bekleyişler belalaşsada, “La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim”duası olsun dudaklarında. Ne öfken öfkeye benzer asker ocağında ne sevdan sevdaya!Yaşasanda bir şekil,nefes alsanda yaşamı görev bilip,tutuşsa da yüreğin sevdandan,bilirim toprağından bir süreliğine de olsa sökülen ağaç,hüzün yaprakları döker!Vatan topraklarında insanlar rahat uyusun diye giderler,Bayrağı dalğalansın,gök kubbede ezan sesleri kesilmesin diye!Gittikleri kızıl mavi göğün altında,dağların ter kokularında gördükleri,yaşadıkları gerçeklere sahiplenememe yıkar onları!Üstlerin,astların yılgınlığı yorar! Acımak değilde bu çok ağır gelir onlara! Yalnızlıklarda dökülür ya acılar bir bir ortaya.Hasret vakti,özlem vakti olur o karanlıklar.Bekleyişler uzar,saatler akrep olur zehrini akıtır karşı dağlarda. Korkar geride kalanlar! Her seste ürperir içleri. Hele ki o yokluğun ilk gecesi,gözlerden akar sağnak misali yaşlar.Anneler ağlıyor.Kadınlarımız ağlar bizim.Hem de çok ağlar.Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa ölürler.Anaysa daha bir derinden ağlar.Sen giderken,bedeninden koparılan güllerin yarası,taki sen dönene kadar hiç kapanmaz ondan ağlarlar.Anneler ki çeker en ağırını özlemlerin.Onlar ki,geceler boyu senin anılarına sığınır,kokunu bıraktığın yastığını koklar, doyamadığının. Onlar ki susuyor.Bir tek onlar çığlık çığlığa susuyor.Oysa en çok onların sesi çıkmalı.Doğurdukları canlar gidiyor.Ağıtların katran karası buğusunda evladlarını “ecelsiz”kara toprağın bağrına bırakıyor analar.Analar her daim ağlıyor bu yurtta. Sen giderken vatan otağına ,ardında en çok gülüşün kalır akıllarda.Sen dönene dek hüzünler evidir artık baba evin oysa! Her yeni başlangıç sessizlik getirir.Soğuk,ürpertici ve düşündürücüdür.Uyuduğunuz anlarda bile geride bıraktıklarınızın birer gölge gibi iliklerinize işlediğini hissedersiniz.Bir başına kalınan üç beş nöbetlerinde ruhunuzun yıpranmış yanları esir alır sizi.İnsanın içine akan derin bir ince sızı gibi bedenini saran yalnızlığında dolaşırsın geçmiş günlerin.Acı bir boşluğun insanın içini yaktığı, anıların,hasret değirmeninde öğütüldüğü anlardır o nöbet zamanları. Mahzun kuşlar sürüsü geçer gökten,iplik iplik yağar yağmur toprağa.Yalnızsındır ya o anlar,bilirim yalnızlık uyutmaz çok düşündürür.Gözyaşlarının her bir damlası ses bulmaz,ama akar.Düşünceden yüreğe sızar her damlası. Kan kusan topraklar postalının altında ezilirken,Nebyan dağı eşkiyaları karşındadır.Ortalığı bu topraklarda bir karıştıran vardır bilirsin sende. Ama! Üsse itaattesin.Susarsın! yine.... Bir zamanlar asker ocaklarında,sevda içmiş türküler dalğa dalğa yükselirdi yangın yeri yüreklerde, “Yine yakmış yar mektubun ucunu”diye.İlahi türkü! zamanımızda mektup vardı da biz mi yakmasını bilemedik ucunu bucağını yare ? Nice genç kız o mektuplara gözyaşlarını damlatıpta göndermedi mi asker yarine?Zaman nasılda acımasızca bunca güzelliği alıp elimizden gitti.Artık ne eski ucu yanık mektuplar ne o eski sevdalar ne o eski aşıklar kaldı,asker ocağında sevda çekmenin zorluğunu yüreğine yük edecek.Söylenen türkülerin sözleri anlattı hüzünlerini. Türküyü kaçıncı kez  dinlediğini unutan  kadın bir ince özlem kokusuyla dalıp gitti sevdalısını tel örğüler gerisine süren dağlarının zirvelerine. Ve...sustu kadın ! Yazıyorum dedi! “İçimden geldiği için yazıyorum sana.Sen istemediğin halde yazıyorum.Sevda sözlerime kırmızı gözler değmesin dayanamam demiştin ya! O gözlere inat yazıyorum.Seni oralarda yapayalnız bırakmamak için yazıyorum.Ne zaman ki yalnızlığın soğukluğunu duyarsın içinde uzanıp bir kaç satır ısıtsın içini diye yazıyorum .İstedim ki anılarının içinde bana ait bir yer olsun.Her satırı  hasret kokan..... Elinde “Er mektubu görülmüştür”ibareli kırmızı mühürlü mektubuyla, en uçra köşeye çekildi asker. “_Ağlama sevdam ağlama diye başlıyordu satırlar.Özlem kör kuyularda merdivensiz kalma misali.”Sürgün yeri umutları,kelime olup dökülüyordu sanki mektuptan harf harf. Ömür göçeğim, sen meraklanma diyorsun “Buralar güzel ,havası,dağları,çicekleri.”Bir de çiceklerin altında mayın olmasa ya be sevdam!Çocukları bizim oradakilerle aynı demişsin işte,birde o çocuklar,hep aynı yaşta kalmak zorunda olmasalar ya ! Gönlümün sızısı askerim! Kimsesiz bir çocuğun beklediği gibi bekliyorum seni diyordu ağlayan kelimeler.İçimi bile çekemeden,göz yaşlarımı akıtamadan.Sağ elimle sol elimi ısıtarak.Kendi sesimle kendimi avutarak.Yüreğimin yükünü kendi sırtıma vurdum,hüznümü sevgimin büyüklüğünde boğarak.Kederimin göz yaşlarını göğün semasına kandil yaptım damla damla.Bir sevdanın arkasından kırk asır kırk kapı uzaklıkta bekliyorum dönüşünü.Tüm kapılar kapansa da, kapalı kapılar ardında da beklerim kırk kapı uzaklıkta gelişini. Yorgunum.Özlem yorgunu,hasret yorgunuyum.Allah’ım şahit, bu yorgunluk sen dönmeden geçmeyecek.Sen gittin yüreğimin en derin yerinde Eylül yağmurlarında sakladım seni.Biliyorum vuslatsız bir bekleyiş benimkisi.Dünyanın yakıcı ateşinden selamete çıkmanın imkansızlığını gördü bu gönül yokluğunda.Bu benim kalbimin ilk kışı.İllaki kalıcı değil farkındayım.Geçicidir elbet her kış.Zemheri ayazları vursada kurumuş dallara,tomurcukların hep açma umudu vardır, gelecek baharlarda!Gün gelecek o baharın şarkılarıyla,çekilen çileli hasret,hiç yaşanmamışcasına ama bir o kadar iz bırakarak geçmişin saklı zamanlarındaki yerini alacak.İşte o gün sende,cennete düşen ilk yağmur damlasının ferahlığında,gönlümün bahçesine düşeceksin. Tekrar olsa tekrar yaparım diyordun,yaparsın bilirim askerim.Sen o yüreğindeki vatan aşkı,bayrak,toprak,millet aşkıyla yaparsın .Benim yüreğimin tüm dur ihtarlarına uymadan yaparsın.Son sözlerinde kulaklarımda unuttum sanma “Vatan için gittim senin için döneceğim Çiceğim.” Sen bana bakma be sevdam.Yürek bu susmuyor işte.Kızgınlıklarım var elbette bu yanlış gidişe.Otuz bini bastıran sözüm ona züppe gençlik,sadabatta kadın kadına gezmelerde,sense cehennem çukurlarında,dağ çakallarının izini sürmede. İsyanım var bu adaletsiz düzene.Sisyphos misali çıktıkça yeniden düştüğümüz yokuş yollar yordu bizi ülkece.Beyaz taşlar geldi sonra toprağımıza.Ve beyaz taşları döşediler yokuş yollarımıza.Hiç demedik duvarcı ustaları,taş döşer mi yollara? Döşediler işte munzur boylarına,dağ yamaçlarına.Kilitsiz kapılarımıza anahtar uydurdular sonra!Daha abc yi öğrenmeden ,abdyi öğretmeye kalktılar ya yurdum insanına,bundandır şaşırttık ülkece.Demir kanatlı,hiç tanıyamadığımız kuşlar uçuştu ,Bozdağların zirvelerinde.Anka kuşlarının yuvaları oldu ıssız topraklarımız.Yandı yaktı küllerini savurttu toprağımıza.Bir yangın ki söndüremediğimiz yıllarca.Ahit sandıklarını kaybetmiş nice taze gelinlerin bilinmez içinde ne çeyizleri saklıydı.Ahir zamanda hiç bir kaybın gizli kaldığı yoktur ya,bulunur dedik sustuk ve dilekte bulunduk Tanrıya,bulunsunda bitsin bu taze gelinlerin,yüreği yaralı anaların çilesi. Bilmez bilirler ya halkı,biliriz bizde elbet: “ Güllerin bedeninden dikenleri teker teker koparırsan,dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar.”biliriz! Ve yine biliriz ki vicdanlarımız tebessüm bile etmiyor artık milletçe. Biliyor musun daha binlerce kelimem var boğazıma düğümlenen.Susuyorum.Yeni bir hayatın acemilerisiniz.Zor bilirim;Rüzgarda titreyen dala sırf hareket etti diye selam vermek zor.Akıl ülkesinin bittiği yerde gönül ülkenin sesini dinle.Ağlamakta istiyorsun bilirim ya! Ne askerler ne erkekler ağlamaz!sözüne de takılma.Acının dayanılmaz olduğu yerde bırak da göz yaşların temizlesin hüznün kederini yüreğinden. Dedim ya daha binlerce kelime var boğazımda düğümlenen.Hoşçakal demeye dilim varmıyor!Olurda bu hoşçakal ağır geliverir diye yüreğine.Her gidiş geri dönüşe bir yolculuktur bunu ben anlatamam sen anlatıver kalbine. Hoşçakal,gülüşlerime gülüş, ömrüme ömür katan. Hoşçakal bana mutluluğun hüznünü,sevdanın yalnızlığını,ellerimde ellerinin sıcaklığını,kulağımda sevgi sözlerini unutan, özlemin gözyaşlarını miras bırakıp da giden askerim hoşçakal!Acılar sığdırılırmış da mektuplara, gülüşler sığmazmış ya.Vedalaşma değil bu sakın yanlış anlama.Yakamadım mektubumun ucunu ama,ben sevdamın bütün gülüşlerini yükledim bu hoşçakala! Allah Türk Askerini korusun.Yar ve yardımcısı olsun! Daima......

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER