Hülya Bulut Ahde Vefa
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ahde Vefa
Hülya Bulut

Ahde Vefa

                                          Geçmişten adam hisse kaparmış...Ne masal şey?                                        Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?                                          (M.Akif ERSOY/Safahat/Yedinci kitap) Hikayelerdir ki yüzyıllar boyu,insanların her gün şahit oldukları fakat üzerinde durup düşünmedikleri durumların,olayların gerisinde ki gerçeklikleri hayaller ve olağanüstülüklerle aktarırlar. Hikaye toplumu tüm uygarlıklar.Tevrat ve İncildeki kıssalar Batı Hikayeciliğine,Kur’anda ki kıssalarda Doğu Hikayeciliğine kaynaklık etmiştir.Ne yazık ilk hikayemiz ilk günahımızın izlerini,asırlar geçmesine rağmen silemedik insanoğlu olarak üzerimizden. “Cennet ve düşüş” hikayemizin üzerimize yapışan lekesi vefasızlık duygusu katlanarak çoğaldı içimizde. Yasaklanan bir yanlışı işleyerek dünyaya düşüşü hak eden Adem’in düşerken ona yapışan yalnızlığı mı yaşadığımız günlerin çıkmazı? Ya da üzerine yapışan büyük günahının lanetimi vefasızlık duygularımız? Adem’in vefasızlığı  “Yaratıcısına” bir başlangıçtı.Ademden kalan,yenilenmiş nice Ademlerin tecrübelerinin,mutsuzluğunun,acısının,hüznünün hem mirascısı hem yeni temsilcileri olarak insanlığın ve insan hallerinin son ayak izinde bu günün yeryüzü sahipleri olarak bizler varız. Gelecek kuşaklara elbet yeni anlatılarla taşınacak Adem’in mirası....İşte bunun gerçekleşmesi için hikayesi olmayan ALLAH insana hikayeyi bahşetmiş,onu hikaye sahibi,hikaye yapıcısı ve taşıyıcısı kılmıştır.Ol o hikayatlardan ders alınması adına! Unuttuk “ kalu bela”da verdiğimiz sözleri!Bu unutuş ince bir sızı olup yokluyor yüreğimi,hatırlayalım istiyorum nereden nasıl geldik bu duruma?İnsanlık tarihinin oluşumuyla başlayan insanın dünya yolculuğu değişim ve dönüşümlerle dolu.Değişimler elbet olağan.Değişmeyen tek gerçeğin değişimin kendisi olduğu fikrini düşününce.Değişimin odağındaki insanoğlunun yaradılıştan sahip olduğu köklü inanç sistemlerinin belli kalıplarına bağlı oluşlarını unutmaları ve gerçeğin üzerinden kaymaları bu yolu daha bir zorlaştıryor ve insanlık sancıları çoğalıyor.İşte bu sancılardır ki insan hikayelerinin daha bir meşakkatli ve dayanılmaz olmasına sebep oluyor.Çağımızın vebalı değişim kültür rüzgarlarının savurması sonucu daha bir çıkmaza sapıyor yollar.Vebalı çağın vefasız insanlarına dönüştüğümüz fazlasıyla aşikar!Seyr_ü sefer edelim istiyorum,unuttuğumuz“vefa duygularının”açtığı insanlık yaralarına olur da merhem olur bu sefer! Hatırlayalım! Ruhlar aleminden ana rahmine,ana rahminden dünyaya,dünyadan berzaha,berzahtan mahşere,mahşerden sırata,sırattan ; “Cennet&Cehennem”de son bulacak olan bir meşakkatli yol güzergahımız!Bu güzergahı her insan değişmeyen bir rotayla mutlak aşacak.Rahmet güllerini koklaya koklaya mı yoksa iblisin zahmet taşları arasında tökezleye tökezleye,düşe kalka mı ilerleyeceğine insanın nefsi emmaresi karar verecek. En büyük hatırlama: _Elesti birabbiküm? _Bela! İlk ahit ilk tanıklığımızdı elest meclisinde verdiğimiz söz.İnsanoğlu için gaybtır.Ve biliriz ki gaybın nasıllığı üzerine soru sorulmaz! Alemlerin Rabbi bir Yaradan, Alemlere rahmet bir peygamber, Ey insanoğlu;Oku!diye seslenen bir kitap karşısında insani değerlerini yitiren dünya insanı. Kalu belada söz vermedik mi Yaradanımıza,olduğu gibi sorgusuz sualsiz inanmadık mı? Kalu belada yaşadıklarımızı bize hatırlatmak için inmedi mi o Kitap?“Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyelim diye gönderilmedi mi o yol gösterici Peygamberler?Kulaktan kulağa,ağızdan ağıza tecrübe olsun,ders olsun diye diğerlerine iletilmedi mi ilk insanın hikayatı? Unuttuk madem ziyadesiyle hatırlayalım o zaman neydi ahde vefa! Ahde vefa;Hz İbrahim(a.s)’in hiç tereddütsüz bıçağını çekmesi,Hz İsmail(a.s)’in bıçağın altına yatması,Hz İbrahim(a.s)’in ateş karşısında metaneti,Hz Yusuf(a.s)’un dünya nimetlerine karşı zindanı tercihi,Hz Ali(a.s)’nin ölüm bilinci ile Rasulullah(s.a.v)Efendimizin yatağına yatması değil miydi? İnanıyorsanız,inancınız size ne kötü şey emrediyor? Ne oldu bu şahitliği unuttuk da yerine getirmek bize ağır geldi?Bu şahitlik aynı zamanda insan_ı kamil olma yolununda başlangıcı değil miydi? Hatırlayalım! Ahit,büyük bir sorumluluktur. İster Allah’a ister insanlara karşı olsun ahid yükümlü olan her insanı borçlu ve sorumlu kılar.İşte bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefa ya da ahde riayet denilir ve İslam ahlakının en önemli prensiplerindendir.“Ahidleştiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin,pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın.”(Nahl suresi/91.ayet)Ayeti kerimesinin yol göstericiliğinde ilerleyelim istiyorum. İnsanlık ağrılarımızı dindirecek bir hikaye ilişiyor gözüme bana bunca sözü yazdırtan.Kalemimi zahmete sokup yazmaya değer diyorum.Ebediyet varlığı ruhlarımızın sönmeye yüz tutan ışığını yeniden parlatmaya vesile _i misal olsun niyetine; Ol hikayatımız başlasın,bakalım yarım hisse verebilecek mi bizlere?Beş bin yıllık hikeyemizi masallaştırdık mı sahiden gönüllerimizde? Onlarda söz vermişlerdi; “iyi günde kötü günde,hastalıkta sağlıkta,varlıkta ve yoklukta beraber olmaya.Yıllarca verdikleri sözü bir an bile unutmadılar.Ta ki yaşlı kadın zihninde barındırdığı tüm anılarını unutana kadar.Unuttuklarının arasında o çok sevdiği eşi de vardı.İyi günler geçmiş kötü günlerin ağırlığını bir tek unutmayan yaşlı adam omuzlarına almıştı.Yaşlı kadın ömrünü geçirdiği ama hatırlamadığı evinde bile değildi artık.Hastanede tek göz odasında her sabah ona elinde çiçeklerle gelen adamı bekliyor,beraber kahvaltı yapıyor ama o adamı hatırlamıyordu! Belli ki içinin bir yerlerinde beklemeye değer olduğu hissiyatı kalmıştı ki her sabah penceresinin gerisinden onun yorgun adımlarla ona gelişini bekliyordu. Günler hep aynıydı.Bir sabah yaşlı adam yine o çok sevdiği eşine giderken trafik kazası geçirip hastanaye kaldırılana dek.Görünürde çok bir şeyi olmamasına rağmen doktorlar o geceyi hastanede geçirmesi için ısrar ediyorlardı.Yaşlı adam değil o geceyi orada geçirmek hemen oradan çıkma telaşındaydı. Bu telaşının nedenini merak eden doktor sordu? _Kendi sağlınızı hiçe sayıp biran önce buradan ayrılma telaşınızın sebebini çok merak ettik nedir bu pür_telaş kaçma çabanızın nedeni? _Yaşlı adam üzğün bir ifadeyle,karısının hastanede yattığını kendisinin alzheimer hastası olduğunu,hiç bir şey anlamadığını ve hatta kendisini bile hatırlamadığını ,her sabah birlikte kahvaltı yaptıklarını ona geç kalmak istemediğini söyleyince, “hayretler içinde kalan”doktor; _Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her sabah onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz? Yaşlı adam hüznün binbir çizgisi arasına karışan yorgun ama gururlu bakışıyla başını kaldırıp şaşkın ve kızgınlık karışımı bir yüz ifadesiyle doktoru cevaplıyor; _Ama ben onun kim olduğunu biliyorum! Duruyorum bir an.....sevdiği insanla yaptığı dünyalık ahdini unutmayıp en güzel vefa örneğini gösteren adamı mı anlatmalıyım yoksa vefa karşısında hayretler içinde kalan doktorun şaşkın halini mi? Şöylecene bakıyorum etrafıma; Ervah_ı ezelde “Rabb’i ile yaptığı iyi insan olma ahdini  unutmayan kaldı mı dünyamızda? Cevabı zor sual benim nazarımda.Kayıp duygularımız kulak vermeli bu vefalı yaşlı adamın sağlam duruşuna.Etrafımızı saran,buruşmuş şefkatsiz yüzler,merhametsiz yürekler,çehresini ekşite ekşite konuşan samimiyetsiz ağızlar,yapılan iyilikleri bir çırpıda unutan vefasız dostlar,aldatanlar,küçük hesaplarla büyük hesabı kaybedenler.Anlık hazlar,sahte gülüşler! Kötü tıynetli insanlarla kalakaldık bir başımıza.Kendimizi de insanlığımızı da kaybettik kara boşluklarda.Savaşır olduk görünmez gölgelerle.Mihenk taşı çatladı insanlığın.Beynini ve yüreğini şeytana kiralayan “ahde vefa yoktur sahte vefa vardır.O satıhlarda bütün yalanlardır düsturuyla her türlü kötülüğü mübah sayan insanların çağı yaşadığımız çağ! Verilen sözler,birlikte yaşanan zamanlar nasılda unutuluveriyor!Dünya evet vefasız denmiş,ne yaparsan yap üzerinde ebediyyen barındırmıyor.Gördük ki insanlar ondan daha vefasız ki en sevdiklerine,onların hatıralarına bile bir anda sırtını dönebiliyor! Dostun,eşin,arkadaşın,evladın vefasızı olur mu? _Olurmuş,oluyormuş,olacak.Yaşadık,öğrendik,ne acı tecrübelerle... Fakat vicdan diyorum yine de durmakta halen en derinimizde.Gönül borcu,vicdan borcumuz var sevdiklerimize! Unuttuk mu dersiniz,gördüğümüz her şeye sahip olma telaşıyla unuttuk mu güzel kalp sahibi olmayı?Ondan mıdır hayretle yadırganır oldu iyi haller? Unuttuysak hatırlayalım!Kalu belada söz verdik Rabb’imize iyi insan olma yoluna,sözümüzü tutalım. Gönülleri biz kırmamış olsak da onaran neden biz olmayalım! Vefa nedir bilir misin der Mevlana...Arkanda bıraktığını,giderken yaktığını yabana atmamandır!Vefa;dostluğun asaletine,bir dua sonrası verilen sözlere,hayallere ihanet katmamandır.Vefa;ötelerin sonsuz mükafatı karşısında,cehennemi hafife almaman,ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır! Sorunu ne bu insanların?İnanıp Yaradana,rehber belleyip kitabını,yolgösterici bilip peygamberini,bunların hiç birinden haberi yokmuş gibi davranıyor! Daha yirmi beş yaşında Mekke’de sadece “El_Emin”diye tanınan bir peygamberin ümmetiyiz! “Ahde vefasızlık yapmayın,riyakar olmayın,söz ve sırrı saklayın,yoksula yardım elinizi uzatın,merhametli olun” diye seslenen bir peygamberin izini sürüyoruz! Beş bin yıllık kıssa etmediyse yarım hisse neylesin günümüz hikayesi Adem’in nesline. İnsani değerlerini hatırlaması içinde,124 bin nurani peygamber kafilesinin harekete geçmesini mi  bekliyor şirki yoluna kılavuz etmiş,yığma akıllı yağmacı zihniyetler? Çözemedim...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER