Hülya Bulut Meydan Mektebinden Darbe Güncesi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Meydan Mektebinden Darbe Güncesi
Hülya Bulut

Meydan Mektebinden Darbe Güncesi

Kazım Karabekir’in çocuklarının izini sürün diye bağırıyordu bir ses! Onca gürültü arasında bu kuvvetli çığlığı duyabilmiştim. Başımı sese çevirdiğimde karşımda oturduğu yerde titreyen, yaşını duyunca şaşkınlığımı gizleyemediğim, çıkardığı o tok sese yakışmayan zayıflıkta, yüzünde yaşanmışlıkları, derin izler bırakmış bir kadın dimdik ayakta durmaya çalışıyordu, elindeki bastondan güç alarak, iki büklüm olmuş vücuduyla. Duyduğum sözün açılımını o an için tam muhakeme edemesem de sonrasında daha çok çıkarımlar yapabileceğim tarihimizin yaşayan canlı bir tanığı duruyordu karşımda.

Bilgiyi her türlü kaynaktan yüzlerce farklı ifade ile elde edebilirsiniz. Ancak ilk ağızdan bilgi her zaman en değerli bilgidir!

Küçük adımlarla yaklaşıyorum yaşlı kadının yanına. Önce göz ucu ile izliyorum uzun süre. Belli ki çok öfkeli. Durmadan atan şakakları, kulaklarımı dolduran sesi beni olduğum yerde irkiltiyor! Elindeki siyah bastonun “ejderha” başına takılıyor gözlerim kısa biran sonra unutuyorum. Duruşundan, sözlerinden anlıyorum ki çok güngörmüş çokça olaylara şahitlik etmiş. Bilgisi ve yaşına rağmen zekâsının kıvraklığı beni şaşkına çeviriyor.

-Akıllanmadınız mı daha akıllanmadınız mı? Bab-ı Ali baskınları,31Mart’ı,27 Mayıs’ı, 22Şubat’ı, 71 Muhtırası,80 Darbesi bize ne bedeller ödetti ne çabuk unuttunuz! Yargısız alacaksın bunların kellesini desem de kanla berat yazılır mı, idama ferman verilse zalimler uslanır mı? Kaderine ortak olamadığımız masum insanlarımızın kederi yıktı gönül duvarlarımızı… Biz bu suçların neresindeyiz, siz neresindesiniz?

Netekim! Bunlar da haksızdılar, bundan öncekiler gibi! Davaya burhan gerek, ne sizin burhanınız? Beş öğün insan eti de mi doyurmadı işkembelerinizi amentüsüz selefiler? Cevap verin münafıklar! Bu halktan çaldıklarınızın hesabını nasıl vereceksiniz? Her büyük sorunun gelişi küçük sorunlardan geçer, küçükken kafalarını ezip niye yok etmediniz de büyüttünüz bu canavarları? “Beşikteki bebeği öldüren meleğin kıssası” nı hiç mi duymadınız? Kandırıldık mı halkça? Şimdi bu gerilimleri yaşayacağımıza zamanında içerden denetleseydiniz bu insanları… Ateş önünde canavar iptilası yaptırdınız bu millete… “Dün dündür bu gündür ”edebiyatını nasıl açıklayacaksınız şimdi?

Sükûnetini kırk yılda bir bozanların öfke patlaması gördüğüm! Cinnet hali mi demeliydim, bilemedim!

Sözlerini bitirdiğinde, soluksuz kalıveriyor bir anda kadıncağız. Tam sırası diyorum elimdeki suyu uzatıveriyorum kadına. Gözlerindeki bakış, ürkütüyor göz göze geldiğimizde. Yanındakiler telaşlı. Bir taraftan tıkanan nefesi bir taraftan ulu orta sarf ettiği sözlerden belli ki rahatsızlar.

-İyi misiniz, soruma, kızgınlık dolu bir tonla cevap veriyor!

-İyi olmam için bana tek bir neden göster diyor!

-Nefes diyorum, halen nefes alabiliyorsunuz.

Bazı anlar vardır diyor, göğsüne bir fil oturmuşta kemiklerin kırılmış, kırıklar ciğerlerine batıyor gibi hissedersin. Böyle anlarda, nefes almak çok zordur kızım. Şu an aldığım nefesin tarifi bu! Şaşalıyorum, içinde bulunduğu durumu anlatırken kullandığı benzetmelere. Tam beni tarif ettiniz diyorum. Benim nefesimin de sizden farkı yok.

-Bak meydana kimsenin ki farklı değil! “Fe Eyne Tezhebun” diyor gözleri meydandaki insanların üzerinde dalgın bakışları ile! Fe Eyne Tezhebun.( Bu gidiş nereye?)

Bu gidişin nereye olduğunu şimdilik göremesek de cevapları zamanla net olarak ortaya çıkacak olsa da bu yolun nereden başladığını biliyoruz! Diyorum. Nehrin başını tutanların, kirli düşünceleri suyu bulandıran!

Modern barbarların oyunları bunlar. Sözde Sulhçu Akıncılar, bu dairenin küçük bir halkası! Türk tarihinin en büyük ihanetlerinden sadece birisi, halkın bertaraf ettiği… Bu ülke çok ağır darbeler aldı demokrasiye yürürken. Bu yılgınlıkla özgüvenini yitirmiş bireyler olarak korku ve sindirilmişlikle yaşadık. O kâbus gecesinde demokrasi adına ayağa kalktık ülkece!

Kafamda deli sorular birbiri ardına çakıyor. Bir gözüm yaşlı kadında ondan öğreneceğim çok şey var seziyorum. Dünyanın sönmeyen ateşini yaktıkları toprakların kıvılcımları üzerimize sıçratılan. “ Sahranın gözü” üzerimizde, farkındayız.

Sizin oğlanlar diyorum Paul Henze’ye bu kez işi bitiremedi! Torunlarını iyi eğitememişsin. Hayali bir yüz gülümsüyor sanki yüzüme, asıl sen oyunu görememişsin der gibi! Bir kez daha kaosa sürükleniyorum içimin en derininde. Bu da ne demek şimdi?

-İçimdeki ses, satranç öğren diyor haince. “Her oyunun ilerleyişini ondan sonra ki atakta gör! Sahnede görünmeyenlerin belli atak planları var geride!

Yaşar Kemal’in sözü geliyor aklıma: “İnsan soyu canavarlaşmışta bizim haberimiz yok” İnsanın canavarlaşması yaşadığımız yüz yılın sorunu. İnsanın insan kanı akıtırken duyduğu zevkin doruk noktasına çıkmasıdır canavarlaşma. Ora da insana ve insanlığa ait tek iz göremezsiniz.

-İnsan mı dedim? Bunca sözü boşa ettim. Çünkü küresel çeteler “ insana değil”, “ sisteme yatırım” yaparlar! Gözünü iyice karartmış piramidin en tepesindekiler, kıracaklar dünya insanını. Kıracaklar yanlış bir kullanım oldu. Kırdıracaklar birbirimize bizi. Kardeşi kardeşe, Müslümanı Müslümana kırdırtmak oyunları! Bunun tek yolu gözlerine kestirdikleri ülkelerde “İç Savaş” çıkartmak! Ciddi bir felaket yaşadık, ülkemizin üzerine çöken, demir kanatlı bulutlar ölüm saçtı halkımızın üzerine. Rüzgâra göre dönenler sessiz seyirde! Darp zihniyetine gizli alkış tutanlara dünya siyasi tarihinin en yakın geçmişinden not var sertçe! Caburi’nin sözleri çınlatsın kulaklarınızı “O gün bu gün her şey kötüye gitti. Bir Saddam gitti Bin Saddam geldi”! Tarih tekerrürden ibaretse eğer ders olsun bu sözler hepimize… Darbe yönetimini, demokrasiye değişme gafletine düşenlere!

Dünyanın kaç bölgesinde, kaç ayrı dönemde oynandı şimdi ülkemizde oynanıyor bu oyun. İyi bakın diyorum Türk Milletine, Biz Türkler olmadan bu coğrafyada oyun kurmak kimin haddine!

Bir gecelik kâbusla “İkinci Türkiye Masalını” yarattı Türk Halkı, tüm dünyanın şaşkınlıktan büyümüş gözlerinin önünde. Küresel destekli bağnaz çetelerin “Yeni bir dünya “kurma düşlerine ülkece çelme taktık biz o gece! Morfinlenmiş zihniyetlerin katliamına uğrayan canlarımız, acılarımıza düğüm düğüm bağlandı. Her atılan düğümde milletçe güçlendik, ellerimiz birleşti, her düğümde vatanımız güçlendi. Kaybettiğimiz canlar, etten duvar ördü vatan topraklarımızın sınır boylarına ortasında biz özgürce yaşayabilelim diye! ! Kuklacılar, ne yapsanız askeri, devleti, milleti ayıramazsınız bu ülkede!

 Kendi sesimden yanı başımda konuşan kadının sözlerini son anda yakalıyorum.

-Onca yaş yaşadım, onca olay gördüm, hiç biri bu kadar korkutucu gelmemişti! diyor kendi kendine! Bunun acısını unutmaz bu millet!

-Onca yaş, kaç on diye çıkıveriyor ağzımdan istemsizce.

-23’te seyri sefarin vapuruyla gelmişiz İstanbul’a, ben on iki yaşlarındaymışım o sıra, kaç on olmuş var sen hesapla!

-Yarı parmak hesabıyla öğreniyorum yaşını! Çok on olmuş diyorum sessizce, parmaklarım yaşadıklarından şaşalayan mantığımı itelerken hummalı bir halde titreme de!

-Bab-ı Ali baskınını diyorum, bir onu görmemişsiniz dünya gözüyle. Ha! Bir de unuttunuz sanırım arada post modern darbe 28 Şubatı, 27 Nisanı, 17 Aralığı…

Şöylecene bakıp yüzüme kalabalığa döndürüyor gözlerini, ”Elinizi çekin Türklerden, manevi duygularımızla sınamayın sakın bizi çekin elinizi, Türklükten, dinimizden, bayrağımızdan”. Ama bu kez sesi oldukça yorgun çıkıyor. Türk milletinin aklıyla oynuyor bu piskoposlar!

Marifet ilk ipi tutturmakta diyor, örümceğin ağ örme azminde. Türk Halkı tutturdu bu kez! Hep “Yumurta kafalılar”ın işleri bunlar diye de ekliyor!

-Bu kez! diye yineliyorum…

Bu kez yaaa! Rahmetli nur içinde yatsın babam tünelciydi! Tüneli kazamamış lakin akıl etmiş. Bu akıl ona kürek mahkûmu cezası çektirmiş. Aklım hemen Osmanlı ordu teşkilatına gidiyor. Humbaracılar, Lağımcılar, Sakalar… Tünel ile hendek kazmayı kesin karıştırıyor diyorum, malum yaşını düşününce! Yoksa “Tünelciler” diye bir oluşum yok bildiğim teşkilatta! Sonradan anlıyorum ki benim cahilliğimmiş, bilmemezlik karinesine sığınıyorum yine sessizce.

“Tünelciler” başarabilseydi boğazın altından o tüneli kazmayı kurtulmuştu rahmetli Menderes diyor. Bu halk o zaman korktu da postalın tabanından önünü parlattı kendi eliyle, yapayalnız ölüme uğurladı, bir zaman arkasından gittikleri adamcağızı! Hem bilir misin kızım, rahmetli yanlış yaptıkları için değil de “yanlıştan döndüğü için asıldı!” Bu sözümü çok iyi belle! Rusya’ya gitmişti ya “Ülkemiz için yeni bir düzen ”kurmaya haa! işte dönüşte giydiriverdiler ateşten gömleği üzerine… Çoğu bilmez bunu böylece, asıl bilinmesi gereken bu!

1 Mart Tezkeresi diyor, buzdağının görünen başı! Oyalama beni kızgınlığı bu patlamalar! Konuşuluyor, konuşulacak, demokratik bir ülkeyiz! Lakin eylem yok! Süreçteyiz! Ha oldu ha olacak taktiği! Çok akıllı adam çok!

Saçımı kaptı dişliler, aklımın ucundan asılanlar var…1 Mart! Menderes yanlıştan döndüğü için! Rusya Seyahati! Tarihin garip seslerinin uğultusunun paranoyaklaştırdığı düşüncelerimin çıkarımları geziniyor beynimin içinde…

Büyük fotoğrafı görmeye çalışmalı en iyisi! Suriye’de kafa kesen psikopat sürüsü neyin uzantısı? El_Kaide! Şimdi Işid! Onlar gitti bunlar getirildi. Bunlarda gidecek! Amaç; “İslam’ın yeniden yorumlanması”! bakın Müslümanlık canilik,! Bu Müslümanlar var ya, kestikleri insan kafalarıyla top oynayacak kadar caniler! Bir de bize bakın biz ne kadar masumuz! İki mum yakarız, bir günah çıkartırız, olmadı en fazla döner arkamızı dünyaya, ağlarız ağlama duvarına!

Yemene bakın taş üstünde taş kalmadı! Afganistan, Endonezya, Brezilya Tunus, Mısır, Irak, Suriye, Filistin… Sınırlar değiştirilerek “Büyük Orta Doğu Projesi” nin hayata geçirilme sancıları dünya insanın çektiği acılar! Girdikleri ülkelere huzur verebildiler mi? Hiçbir güç, ne ABD ne NATO ne ab bize barışı, huzuru veremez! Hepsi Siyonist oluşumlar! Bunlardan medet umanların hali ortada. Bunlardan medet uman içimizdeki deccal firavunlarının maşaları, dünyayı oluk oluk insan kanıyla boyayan  “Amerikan Namussuzluğuyla” ortak düşünceye sahip satılmış ruhlardır!

_Ben gördüm! Siz gördünüz mü? Onlarda, gördü! Türkiye o gün Atlantik ötesiyle göbek bağını kesti! Fransa batıda kilit, Türkiye doğuda! Bakınız medeni batının orta yeri Fransa’da patlayan bombalara. Neden? İngiltere’nin Fransa’yı sindirip AB’de tek güç olma hevesi! Oyun içinde oyun! Oyunu kuranlar sanıyor bir akıl onlarda. Osmanlı’da Abdülhamit Han’da görmüş de bu oyunu kimselere dememiş 33 yıl boyunca iki kişinin bildiği sır, sır değildir diye!

_ Yaşlı kadın okuyor mu ne düşüncelerimi tam da ben Abdülhamit Han’ı düşünürken giriyor söze! 1895’ler de oyuna zorlansa da Sultan satmamış Filistin’i Yahudilere. Velhasıl onu da tahttan indiriverdiler ya “Kızıl Sultan” deyip haksızca lakaplayıp alemi cihana…

Ben taaa nerelerden geldim bu meydana bilmezsin kızım. Geldim ki, cennetmekân Abdülhamit Han yalnızlığında komayalım reisi Cumhurumuzu! Uygun zamanda hükümet muhalifliğinin devlet bekasına karşı bir duruş olmadığını bilecek akıl gücümüz var şükür. Halk olarak ordu millet bilincimiz yerinde. Biz durmamız gereken çizgiyi biliriz. Her türlü yıkıcı yapılanmaya, cemaate, cemaatçiye, vatan hainine, darbeye, darbe yanlılarına dimdik karşı geldik, geleceğiz de!

-Evlatlarım “ananızı da götürün” dedim, götürün son görevini o da yapsın bu vatan için! Bir söz etti diye ben vatanımın Cumhurundan nefret etmem, ona inanan, seçenlerden de nefret etmem bilirim onlarda benden etmez. Demokrasi bu! Biz niye buradayız, onlar niye burada? Et tırnağız biz ayrılmayız. İşte canımız pahasına sahiplenmeye çalıştığımız bu be kızım! Meclisi bombaladılar da biz korkup vaz mı geçecektik onca kurtuluş mücadelesi verdiğimiz Cumhuriyetimizden!  Din düşmanı olduğundan kapatmamış şimdi anladık mı Atamız, tekke ve zaviyeleri o günlerden görmüş tehlikeyi.

 Derviş Memed kim bilir misin kızım? Haçlı Müslüman! Sarıklı, cübbeli Memed, isyan etmez bir kez bile. Memnundur olan bitenden. Rivayettir, “on beşlik kızına Yunan gözü önünde sahip olmuştur da gıkı çıkmamıştır deyyusun. Sonrası malum aynı deyyus testereyle kesmiştir Kubilay’ın başını. Din, namus elden gidiyor diye! “Kabala Büyüsü” tutmuş bu beyinsizleri! Camii İmamlarını gizli papaz yapmışlar o günlerde! Bak Osmanlı tarihine, Osmanlı çökerken son beş Şeyhülislamın beşi Yahudi Mason! Tarihin sır odalarında daha neler var bilemediğimiz. Okuduklarımızın yalancısıyız. Türkler at üstünde doğan at üstünde ölen asker bir millet! O pantolon kemerleri masum askerimin sırtına inip kalkarken soluksuz kaldım. Tanklar masum insanların üstünden geçerken tıkandım. Bizi bize kırdırttılar bilmeden! Biz neyin altında kaldık milletçe? Anlaşılır elbet ilerde! Dere bulandı iyice durulmadan dip görülmez! Bir on yıl ömrüm yok bilirim dibi görmeye ya, bizi askerimize düşman edemeyecek çulsuz Yahudi uşakları! Bundan gayrı, “bizim için uyanık olmak müteyakkız bulunmak farz-ı ayan olmuştur.”

-Bak bu sözlerimi çok iyi duy, o soysuzların bir planı vardı amma velakin ALLAH’IN İLAHİ DARBESİ onları şaşırttı. Milleti uykuda yakalayacakları saatten vazgeçirtmeseydi kadir Mevlam, bu halk nasıl korurdu canıyla dişiyle vatanını. Bunları her bir kimse akıl edip de düşünmez. “Aklın üstünde de akıl var”! Türk milletinin aklıyla oynamaya kalkanlar Yaradan’ın tokadını hesaplamayı unutmuş. Bu halk bir tek Allah’tan korkar, ölür de sahipsiz bırakmaz vatanını. Peygamber Efendimiz hadisinde dememiş midir; “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın ”Biz çok kırıldık be kızım ihanetlerle lakin bu sonuncusunda açık yaralarımıza içimizdeki hainler tuz bastı. Ocağımıza ateş düşürmeye çalışanların bizim bahçemizdeki “İncirlik” lerinin köküne ispirto suyu dökmeden kurtulamayız bu soysuzlardan!

“Teselya Savaşındaki Dirilişi” hatırlattı bu kalkışmanın seyri bana. Korktular, bir kez daha tüm dünya korktu Türklerden!

_Biz mi, biz korkmadık! Darbenin ne olduğunu bize öğretmesin kimse. Asker postalının sertliğini, parkenin yeşilini, omuzlardaki yıldızların sayısını, tankları, sokağı, yasağı, ”vur emrini” bu halk çok iyi bilir! Gece yarısı baskınlarını, karısının koynundan alınmayı, işkenceyi, tel örgüler arkasındaki kayıpları… Bazen susmak konuşmaktan daha evladır ya şimdi susma vakti değil!

-Bu kez diyorum “Türk Halkı korku eşiğini” geçti!

Geçti ya, hem de nasıl geçti! O koca koca çelik zırhlara karşı yüreğiyle geçti. İman dolu yüreğiyle geçti.

-Ha İskilipli Atıf ha bu deccal firavunlarının maşaları! Ne farkları var?

Birinin İngiliz altınları hiç eksik olmazmış cebinden firavunun maşalarının  bir dolarları!

-Dünyayı Firavunlar bassa da “Her firavuna bir Musa” bulunur elbet! diyor, gözlerini bana dikmiş öylece bakarak.

Çözülür mü diyorum, yüreğimdeki inanca ters cılız bir sesle!

-İtidal ve sükûnetle yavrum, çözülecek! Yeter ki biz milletçe basiretli, ferasetli, aklıselim olabilelim bu zor günlerimizde! Yeter ki biz birliğimizi diri tutabilelim, gün politika yapma günü değil, gün birlik olma, kenetlenme günü ortak düşmana karşı. Yokuşun başında vuruştuk birbirimize tutunalım ki uçmayalım uçurumdan aşağı. Düze indiğimizde siyaseti seçim meydanlarında yaparız yine. Önce sapla samanı ayıklayalım bir. Günah keçilerini yakalayalım, belayı savuşturalım ülkemizden. Aynı gemideyiz, batarsak yok oluruz! Su alan yerlerimizi tıkayalım sıkıca. Denize atlayıp kurtulacağını sanan ahmaklara da var bir çift sözüm; “Denize düşen yılana sarılır” o yılanlarda işi biteni sokar da öldürür! Türk’ün Türk’ten başkaca dostu yoktur! Umutsuzca boşluğa sürüklenmenin zamanı hiç değil, bunu da atlatacağız Allah’ın izniyle! Diyor öfkeden titreyen sesiyle! Vicdanlı vicdansız kötüleyenler olacaktır. Ağız bu, torba değil ki büzesin. Lakin zaman birbirimizi kötüleme zamanı hiç değil.

Yaşlı kadının sırtındaki kambur gözlerimin önünde eriyor. Meydanın orta yerinde bir onun sesini bir onun dimdik ayakta duruşunu görüyor gözlerim. Keşke diyorum, bu konuşmayı her kes duyabilseydi, keşke üç gün sonra halk ile aralarına set çekip protokol masalarının ardına oturanlar, “ Demokratik Türkiye’nin gerçek soluğunu işitebilseydi! Aralarından bir kaçını gözüm ısırıyor bir yerlerden. Isırılmayacak gibi değil en tepelerden. Çok değil 3_5 yıl önce malum şahsın “son olimpiyat törenlerinde” sahnede “Yeni Bir Dünya” şarkılarına alkışlarla tempo tuttular hep birlikte. Arzu eden Google amcaya sorsun o göstersin kim nerede ne yapmış geçmişte!

Zihnim nelerle uğraşıyor ayaküstü, meydanın karşısındaki bankanın köşesinde, sıcağın kuvvetlendirdiği gölgesinde serinlemeye çalışan, Ahmet amcanın da kafası karışık belli kasketini sıkmış avucunun içinde, memleketim insanının beyni bulandı. Şarlatan ruhlu iki sokak köpeği bankanın ara sokağına giriyor, nahoş hırıltılar çıkararak! Olana bakıyorum olmamış hamlığı. Olması gereken ne? Kafamda deli sorular… Meydan Lokantasının tezgâhı takılıyor gözüme sonra. Bırak usta elindekileri suya, küçük balıklarda yaşasın hakkıyla! Göz göre göre büyütmedik mi, büyütmediler mi büyük balıkları havuzlarda. Olacağı buydu, oburlar yiyor işte küçükleri iştahlıca! Nehrin çağıltısı kesiliverdi de tüm mahrem yerleri açıkta kaldı önümüzde. Hem kanatsız melek hem kuyruksuz şeytan halleri. İnsan diz çökmüş insanın önünde, kıblen yanlış dememe kalmıyor azarlıyor kendi sesim beni! Mesele memleket meselesi! Sen durmuş yangıncı kampanası gibi lingir lingir dolanıyorsun meydanda!

-Sen bir sus azarlaması çekiyorum hiddetlice kendime. Beni çileden çıkaran sessizliğinin işleri bunlar. Bu yol benim yolum herkesin bir yolu var. İşgüzar bu insanlar, “ne kelama hacet var, ne sükûta mecal” söze kaldığımız yerden devam gerek şimdi dilimiz döndüğünce!

-Türkiye, diz çöker mi dünyanın paraleline, dikeyine, enlemine? Kripto amaçları bunlar! Ülkemizin yükselişi karşısında dünyanın korkusu bu saldırganlıklarının nedeni! Nedenleri daha iyi anlayabilmek için; SykesPicot’un, Viyana’dan Hindistan’a yüzyıl önce başlatılan yolunu takip edeceksin! Kutü’l Amare zaferini bileceksin, Versailles Barış konferansına gideceksin köklerini bulabilmek için! Soros Vakfının taş duvarlarına böcek yerleştireceksin gerçekleri kulaklarınla duyabilmek için! Yahudi Lobisinin çıkarları, kendilerine ait olmayan topraklarda kurdukları para kuyularının çoğalması ve hatta o toprakları “Kutsal Vaat edilmiş Topraklar” diye tümden sahiplenme kavgasının orta yerinde kaldık! En derinden bulanıyor sular! “Altı Kız Kardeş” el ele vermiş ruhlarını insan kanıyla besliyor! “Dünyanın tanrısı paradır” diyenlerin akıttığı kan bu! Fahişe kız kardeşlerin mahrem odalarında, dünyanın bakir insanlarının ırzına geçiliyor! Dünyanın rahmine ekilen hastalıklı tohumların doğumu başlatıldı suni sancıyla! Doğuma izin verilirse bu onların dünyaya hâkimiyeti, diğer tüm dünya insanının öne alınmak istenen “yapay kıyamet” te son bulması demek! Seçilmiş ırk olduklarına ve dünya üzerindeki 5 milyar insanın kendilerinin kölesi olduğuna inandıkları bir sistemin hastalıklı beyinlerinin kurgusu dünyanın çektiği bitmeyen çile…

Sloganları; “Ordo Ab Chaos”!( Önce kaos sonra düzen)

Yaşlı kadın öyle sert bakıyor ki yüzüme, yanlış bir şey mi söyledim diye dönüyorum geriye. Anlıyorum, fahişeye takılıyor kanımca. Edebim diyorum edebi olmayanlara bozuldu fütursuzca. Göz göze gelip gözce söyleşiyoruz iki kelime.

Gerçeklerle savaşılmaz diyorum fikrim neyse zikrimde o; onların yaptığını yüzyıllık ortaçağ yosmaları bir olsa, bu namussuzluğu, olmayan namusları ile yapmazlar insanlığa!

_Bu ülke ne badireler atlattı be kızım bunu da atlatırız diyor gözleri nemli nemli!

Atlatırız ya biz atlarken diğerlerini de atlatırız! Tam ne oluyor yoksa çözüldük mü derken felaketi fırsata dönüştürdük “Millet olma şuurumuzu yeniden yakaladık”

Bu olay bizim ülkecek tartımız oldu. Vatan sevgimizi tarttık. Demokrasiye bağlılığımızı, hiçbir siyasi düşünceyi öne almadan ülkemizin siyasi liderine sahip çıkabilme gayretimizle bu meydanları doldurduk, millet olma bilincimizi, sağduyumuzu, birlik olma gücümüzü tarttık! Her şerde bir hayır vardır sözünün yüzünü ak ettik! Milletçe çok dağılmıştık, kimselerin tahmin edemeyeceği bir hızla toparlandık! “Kontrollü krize” kontrolsüz bir güç ile karşı geldik! Türk Milletinin sabrını zorlayanlara ayağa kalktığımızda neler yapabileceğimizi gösterdik! “Türkleri bir ayağa kaldırmak zordur bir de ayağa kalkınca yerine oturtmak” diyen atalarımızı da utandırmadık!

-Millet rüştünü ispat etmiştir. Ne gam! Sayıklar gibi dökülüyor sözler yaşlı kadının dudaklarından. Amma velakin… Bitmedi milletin görevi! En zoru bundan sonra!

-Pür dikkat dinliyorum kadını, her “ama” dan sonra gelecek cümle en ağır yargı ve vurgu cümlesidir gramerimizde!

-En zoru! En zorunu atlatmadıysak Allah muhafaza, daha kötü bir beklenti ne olabilir yaşadıklarımızdan fazla!

O an önümüzden geçen yaşını başını almışların; Hay sizi yetiştiren, millet olma ruhunu size veremeyen tarih öğretmenlerine … Diyen sözleri geliyor kulağımıza. İşte o an, o yaşlı kadın kendisinden hiç beklenmeyecek bir çeviklikle ayağa dikiliveriyor.

-O tarih öğretmeni benim beyefendi, o tarih öğretmeni benim. ”Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü”nde yetiştim. Bir elimde Nutuk’u okudum bir elimde Kur’an’ımızı! Atamızın şu sözü karanlık yollara sapanlara ışık olsun; “Din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. Din ait olduğu yerde temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır. ”Aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmişiz ki bu meydan tıka basa dolu. Aklı basiretli olun efendim! Bu olanların vebalini o çocuklara yükleyip kurtulamaz kimse! Mevkiler doldurulurken, milletin çocuklarının geleceği çalınırken, davalar yıllarca sürerken, “Hepiniz oradaydınız, oradaydılar ”biz Türk Halkı yine buradaydık! Türk Halkının aklıyla oynamasın hiç kimse. Bu millet ilk kez askerine el kaldırdı, bizi ne hale getirdiklerinin farkında değil misiniz halen? Olanların seyrini görebilmek için kâhin olmaya da gerek yok! Yukarıda filler tepişti aşağıda bizim yeni yeşeren çimlerimize oldu yine olan! Tıkanıyor biranda yaşlı kadın. Ama sözleri bitmemiş ki son gücüyle ağzından şu sözler dökülüyor, gözleri yaşlı, benim şaşkın bakışlarım arasında; Duan duamdır cennetmekân Abdülhamit Han;

“Helal etmiyorum,

Şahsımı değil milletimi bu hale getirenlere

Hakkımı helal etmiyorum.

…ve milletimi ateşe atan insanlara 
hakkımı helal etmem!
Allah'ım!...

Olduğu yere çöküveriyor yaşlı kadın. Nefesi tıkanıyor. Elimdeki su şişesini ağzına götürürken gözyaşları ıslatıyor ellerimi, ellerimizin sıcaklığı geçiyor birbirimize. Görev tamam der gibi göz kapaklarını açıp kapatıyor!

Ya Kazım Karabekir’in Çocukları diyorum, başlığı attık onlardan tek satır söz etmedik!

-Gerçek ayrıntılarda gizlidir! diyor bilgece…

 I. Dünya Savaşı sonrası doğuda özellikle Bayburt ve Erzurum’da yetim kalan, altı bin kadar Ermeni Çocuğu sahiplenilir ve onlara Gürbüzler Ordusu adı verilir. Bu Ermeni çocuklara Türk Askeri üniformaları giydirilerek Kuleli ve Işıklar askeri okullarına yerleştirilir! İsimleri, ondan sonraki ailevi soy ağaçlarının incelenmesi, mesleki ilerleyişlerinin izlenmesi bizim işimiz değil, Türkiye’nin bu isim listelerine ve bu isimlerin mesleki ilerleyişlerine ait belge ve kayıtlara ulaşacak kurumları elbet vardır! Benden bu kadar gerisi bu ülkenin istihbarat birimlerinin görevidir! diyerek Son sözlerini de kulağıma fısıldıyor sessizce!

Ağır bir tarih dersinden sonra bir gecelik kâbusun derinliği hakkında algı provekelerim genişliyor. Türk Halkının manevi duygularının gücünü hafife aldı bu yumurta kafalılar! diyorum. Salt ülkemizde değil dünya coğrafyasında değişimler tüm katmanları ile incelenmeli. Sosyal, ekonomik, teknolojik, bilimsel, manevi, askeri değişim seyri ülkemize gelene kadar neler yaşatmış halklara görülmeli.1848’de başlayan “Halkların Baharı’ ve sonrasında 1968, 1989…tarihi olayları çok iyi irdelenmeli, önümüzü görebilmek adına! Sular elbet durulacak. Lakin zaman durup birbirimizi suçlama zamanı değildir! Zaman “Vişnenin Cinsiyetini” araştırma zamanı da değildir. Zaman öncelikle vişnenin içine yerleşmiş kurtçukları ayıklama zamanıdır. Zaman birbirimize kenetlenme zamanıdır. Güçlü bir Türkiye için, vatanımız için, Bayrağımız ve inancımız için, geleceğimiz ve çocuklarımızın yarınları için, gün birlik olma zamanıdır…

Meydanın güvercinlerinin salındığı noktadan bakıyorum, bu çok değerli öğretmenin ardı sıra. Bir kez dönüp bakmıyor ardına. Son kez sevdiğine baktığını bilen insanın ruh hali yaşadığım üzüntü. Kulağıma fısıldadığı son sözleri geliyor aklıma, ürperiyorum “Bu ülkenin meclisinde, askeriyesinde en önemli kilit noktalarında Ermeni çocukları görevde o gün bu gündür! İçim titriyor, olabilirliğini düşününce.

Bu gerçek olabilir mi? İçimizde onlarca yıldır binlerce ajanla yaşıyor olabilir miyiz? Ondan mı yıllardır bitmedi bu ülkenin terörü, ihaneti, darbesi, bu halkın çektiği acı ondan mı dinmedi, şehitlerin akan kanı ondan mı durdurulamadı? Her gizli devlet bilgimiz deşifre mi edildi düşman güçlere? Güvercinlerde gitmiş, oysa hep burada bizlerle paylaşırlardı bu meydanı korkusuzca… Gözlerim dalıyor güvercinsiz tıklım tıklım meydana… Öğle ezanı kesiveriyor meydandaki uğultuyu bir anda! Şeytanın hilesi bozulur inancımız budur bu sesle! Bedduadan dua olmaz biliriz ya!

-Ateşi bol olsun diyorum ülkemizi bu hale getirenlerin ateşi bol olsun ötede…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert