Modern Kimyanın Öncüsü: Câbir b. Hayyân
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Modern Kimyanın Öncüsü: Câbir b. Hayyân
14.07.2019 11:30:00

 

Modern Kimyanın Öncüsü: Câbir b. Hayyân

Kimine göre “Jabir” kimine göre “Geber” olarak isimlendirilen; kimine göre filozof, kimine göre sufi olarak nitelendirilen Câbir b. Hayyân’ı "Aristo’nun mantık ilmindeki yeri neyse, Câbir bin Hayyân’ın kimya ilmindeki yeri de odur.

Aristo, mantığın kurucusu ve üstadı olarak kabul edildiği gibi Câbir bin Hayyân da kimyanın kurucusu ve üstadıdır." cümleleriyle tanımlayarak tartışmalara âdeta son noktayı koyar ünlü Fransız bilim tarihçisi Marcellin Berthelot. Başta kimya olmak üzere tıp, eczacılık, astronomi, metalürji, fizik, felsefe gibi (b)ilim dallarına katkılarıyla tanınan Câbir bin Hayyân’ın hayatı hakkında pek az şey bilinmektedir. Fakat ortak kanaat 721 yılında, bilginler diyarı Horasan’ın Tûs şehrinde doğduğu, hayatının büyük kısmını Kûfe’de geçirdiği, eczacı olan babası Abdullah el-Ezdî’den bitkileri ve bunların iyileştirici etkilerini çok iyi öğrendiği yönündedir. Kimyaya ilişkin temel bilgileri, “Hikmetin Kaynağı” olarak nitelendirdiği ve büyük hürmet duyduğu hocası Cafer es-Sâdık’tan öğrenen Câbir, eğitimini tamamladıktan sonra dönemin bilim ve düşünce merkezi olan Bağdat’a gider. Bağdat’taki yönetici ailelerden biri olan, bilimi ve bilimle uğraşanları himaye edip destekleyen Abbasi halifesi Harun Reşid’in veziri Hâlid el-Bermekî’nin desteğiyle çalışmalarına uzunca bir süre burada devam eder. Kısa zamanda öylesine seçkin bir mevkiye ulaşır ki Harun Reşid tarafından önce Harran Üniversitesi fizik-kimya profesörlüğüne, daha sonra da reisü’l-müderrisîn (rektör) makamına getirilir. Halifenin özel doktorluğunu yapan Câbir, halife için “Kitabü’l-Zühre” adında simya ile ilgili bir de kitap yazar. İlerleyen dönemlerde Bermekî ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasının ardından Câbir de saraydan ayrılır, Kûfe’deki laboratuvarına geri döner ve Me’mûn dönemine kadar araştırmalarına gizlilik içinde devam eder. Kaynaklar, onun, yönetimin baskısından korktuğu için uzun süre bir yerde ikamet edemediğini, sürekli seyahat etmek zorunda kaldığını yazar. Kendisi de Irak ve Suriye’de bulunduğunu, Mısır ve Hindistan’a seyahatler yaptığını anlatır. (Mahmut Kaya, TDV İslam Ansiklopedisi, Câbir b. Hayyân.)

XIV. yüzyıl simyacılarından Cildekî, Câbir b. Hayyân’ın öldüğü zaman yastığının altında bulunan Kitâbü’r-Rahme nüshasına düşülmüş bir kayıttan, 815 yılında Tûs’ta öldüğünün anlaşıldığını söyler.

Kimyacı olarak Câbir
Dünya üzerindeki ilk kimya laboratuvarını kuran Câbir, deneysel kimyaya önem vermiş, araştırmalarını deney ve matematik temelleri üzerine oturtmuştur. Bilim tarihçisi John Holmyard, Câbir’in sadece kimyacı değil ayrıca tabip, filozof ve astronomi bilgini sıfatlarıyla da özel bir yere sahip olduğunu kimyayı sistemli bir deneysel bilim haline getirdiğini söyler. Ayrıca Câbir’in “Bu kitapta duyduklarımızı, bize söylenenleri yahut okuduklarımızı değil; ancak tecrübe ettikten sonra gözlediğimiz şeylerin özelliklerini zikrettik.” (Muhtâru Resâ’ili Câbir b. Hayyân, s. 232.), “Kimyada temel olan pratik çalışman ve deney yapmandır. Bunlara yer vermeyen insan, kimyada uzmanlık doruğuna ulaşamaz. Fakat ey oğul, sen de deney yap ki gerçek bilgiyi elde edesin. Bilginler materyallerin çokluğuyla değil, deney metotlarının geçerliliğiyle sevinirler.” şeklindeki ifadeleri, deneysel metoda verdiği önemi göstermektedir. Câbir, deneysel çalışmaları kimyanın hizmetine sunmasıyla bu alanda bir çığır açmış, deney ve çalışmalarını gerçekleştirebilmek için geliştirdiği/tasarladığı imbikler, tüpler, fırınlar ve daha pek çok araç gereç, kendisinden sonraki tüm kimyacılar tarafından kullanılmıştır. Bunlar arasında en dikkat çekenlerden biri, damıtmayı kolaylaştıran, işlemin daha güvenli ve verimli bir şekilde yapılmasını sağlayan imbiktir. Ebû’l-Kâsım Muhammed bin Abdullah, 12. yy’da kimya üzerine yazdığı eserde, Câbir bin Hayyân’ın geliştirdiği kimya aletlerini resmetmiştir. Kullandığı laboratuvar, Câbir’in ölümünden iki asır sonra Kûfe’de bir caddenin yeni baştan açılması sırasında ortaya çıkarılmıştır.
Câbir bin Hayyân, tabiattaki maddelerin saf olmadığını belirtmiş, maddeleri işlemden geçirerek saf elementler elde etmeye çalışmıştır. Meselâ suyu tekrar tekrar damıtarak saflaştırmıştır. Buharlaştırma, damıtma, süblimleştirme, eritme, süzme, kristalleştirme, oksidasyon (elektronların bir atom ya da molekülden ayrılmasını sağlayan kimyasal tepkime), redüksiyon (bir elementin, kimyasal reaksiyonda elektron alması) gibi yöntemler geliştirmiştir.
Cıva oksit, arsenik oksit, tartarik asit, cehennem taşı, üstübeç, kezzap, saf kükürt tuzları, nişadır, zaç yağı, potasyum nitrat (güherçile), gümüş nitrat, sirke asidi, sitrik asit, şap ve hidroklorik asit Câbir’in elde ettiği kimyevî bileşik maddelerden bazılarıdır.
Ayrıca deri ve bez boyalarının hazırlanması, çeliğin paslanmasını önleyen maddenin geliştirilmesi, kükürtlü bileşiklerden arsenik ve antimuan elde edilmesi, metallerin saflaştırılması, su geçirmez elbiselerin cilalanması, manganez dioksitin cam yapımında kullanılması, camın renklendirilmesi, bitkilerden yağ elde edilmesi gibi buluşları gerçekleştirmiş, asitlerin nötrleşmesi için belirli miktarda alkali (baz) gerektiğini söylemiştir.
Hidroklorik asit ve nitrik asidi birleştirerek döneminde altın ve platini çözen tek madde olan bileşiği (aqua regia-kral suyu) elde etmiştir. Dr. Sigrid Hunke, Câbir’in bu buluşu için “Madenlerin o zamana kadar bilinen basit eritilme metotları yerine Câbir, bizzat ürettiği nitrik asit, sülfürük asit ve altın eritme suyunun yardımıyla eritme metotlarını geliştirdi. Bu sayede Câbir ve ondan sonra gelenler; cıva oksit, zincifre, arsenik, amonyak, gümüş nitrat, şap, göztaşı, kireçli potas, südkostik mahlûlü, yakıcı potas ile birçok değerli maddeleri eritip üretebildiler.” (Hunke, Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi, 1972, s. 240-248.) demiştir.
Kimyevi maddeleri; uçucu, uçucu olmayan, yanmayan maddeler ve madenler olarak dört gruba ayırmış ve hepsini bütün özellikleriyle anlatmıştır. Bu açıdan kimyevi sınıflandırmayı yapan ilk bilgin olarak kabul edilmiştir.
Câbir bin Hayyân ve diğer İslam âlimleri vasıtasıyla Avrupa dillerine geçen, günümüz kimyasında hâlen kullanılmakta olan kimya ile ilgili bazı tabirler vardır. Alkol (el-kuhl), aludel (el-usel), alembic (el-imbik), realgar (rehcü’l-gar,), alkali (al-kali), antimony (ismîd) ve tutti (tütiyâ) bunlardan bazılarıdır.
Ortaçağ kimyacıları büyük ölçüde Câbir’in tesirinde kalmıştır. Kimya tarihçileri Câbir’i “Kimyanın Atası” olarak nitelendirmiş; J. Holmyard, “Câbir, kimyaya Boyle (İrlandalı kimyager, fizikçi) ve Lavoisier (Fransız kimyacı) kadar katkı yaptı.” diye yazmış; tıp tarihi araştırmacısı Max Meyerhof “Avrupa’da kimyanın gelişmesi doğrudan Câbir’e dayanır.” demiş; İngiliz bilim insanı Roger Bacon, ondan “Üstatların Üstadı” diye söz etmiştir. (Prof. Dr. Celâl Saraç, Cabir İbn-i Hayyân Üzerine, s. 6.)
Fizikçi olarak Câbir
Câbir, fizikle, bilhassa optik dalıyla ilgili çalışmalar yapmıştır. Batılı bazı bilim adamları, optik ve mercekler kanununun keşfini de Câbir bin Hayyân’a dayandırmaktadır. İçbükey aynalar vasıtasıyla güneş ışınlarını bir yerde toplayıp uzak mesafeden ağaç dallarını tutuşturmayı başardığı, bu nedenle “Câbir isterse sarayımızı içindekilerle birlikte yakabilir.” şeklindeki ihbarlar nedeniyle Halife Me’mun’un Câbir’i uyardığı ve ölünceye kadar göz hapsinde tuttuğu anlatılır. Câbir’in bu buluşu, güneş enerjisinden faydalanma konusunda çığır açmıştır.
“Madde yoğun enerjidir. Bu yüzden Yunan fizikçilerinin maddenin bölüne bölüne parçalanamaz en küçük bir parçayla son bulduğuna ve kitlenin bu sayısız parçalanamayan kısımlardan meydana geldiğine dair iddiaları yanlıştır. Onların cüz’ün lâ yetecezza (parçalanamaz en küçük parça, atom) olarak tabir ettikleri bu nesne parçalanabilir ve bu parçalanma neticesi büyük bir enerji hâsıl olur. Bu öyle bir enerjidir ki bir habbeciğin (taneciğin) bir şekilde parçalanması, Allah saklasın, Bağdat gibi büyük bir şehri yok edebilir.” sözü; Danimarkalı fizikçi David Bohr, Alman teorik fizikçi Albert Einstein, İngiliz kimyager John Dalton gibi Batılı bilim adamlarından bin yıl önce atomla ilgilendiğini, atomun parçalanabilirliği konusunda fikirler ileri sürdüğünü göstermektedir.
Tabip ve eczacı olarak Câbir
Câbir, bitki ve hayvanların özelliklerini, tıptaki yararlarını incelemiş; doğanın iyileştirici bir yönü olduğunu söylemiştir. Kitâb el-Havâs adlı eserinde bitki ve hayvanları antipati/sempati açısından mukayese etmiş, aralarında antipati/sempati olan muhtelif bitki ve hayvanların listesini vermiştir. Örneğin akrep ve kertenkele arasında bir münasebet olduğunu iddia etmiş, akrep sokmasının kertenkele vasıtasıyla iyileştirilebileceğini ileri sürmüştür. Yine yılan ve baykuş arasında bir münasebet olduğunu dolayısıyla yılan sokmasının baykuş kanıyla tedavi edilebileceğini iddia etmiştir.
Eserlerinde birinci, ikinci ve üçüncü derece denklemlerin çözümüne yer vermiş; karekök, küpkök almayı göstermiştir.
“Bir eşitliğin iki tarafına aynı miktar ilave edilirse, çıkartılır, çarpılır ve bölünürse bu eşitlik katiyen bozulmaz.” teoremi Câbir’e aittir.
Eğitimci olarak Câbir
“Yumuşak başlı olan öğrenci, öğretmeninin bilgi hazinelerinden ancak onu dinlemekle istifade edebilir. Ben, ‘Talebe hocasına itaat etsin.’ derken günlük hayat işlerindeki itaatini kastetmiyorum; ders ve alışkanlıklardaki itaatini kastediyorum.” sözüyle öğrencide itaatkârlığı şart koşarken öğretmenin öğrenciye karşı göstermesi gereken tavrı da şu şekilde formüle etmiştir: “Öğretmen, öğrenciyi yaratılışının özüne, kabiliyetlerine göre yönlendirmelidir. Önce öğrencisinin kabiliyetlerini ölçmeli; kabiliyetli olduğunu ve her verileni alabildiğini gördükten sonra öğrenim kabiliyetine uygun olan temel bilgileri vermelidir. Öğrencisinin gittikçe artan bir bilgi ile yükselmesini sağlamalı, zaman zaman öğrettiği şeyleri öğrenip öğrenmediğini yoklamalı, onu imtihan etmelidir.”
Câbir bin Hayyân, buraya kadar anlattıklarımızın yanı sıra coğrafya, gökbilim, mühendislik, felsefe ve diğer bilimsel alanlarda da önemli çalışmalar yapmış ve çok sayıda eser kaleme almıştır.
Câbir’in kaleminden çıkan veya ona nispet edilen eserler çok geniş bir külliyat meydana getirmiştir. Bu eserlerin en eski listesine el-Fihrist’te rastlanmaktadır. İlim tarihçisi İbnü’n-Nedîm, Câbir’in 300 felsefe, 300 mekanik ve 500 tıp kitabı ile sanatlar ve savaş araçları üzerine 1300 risâle kaleme aldığını anlatır. (el-Fihrist, s. 500-503.) Bu külliyat içinden genellikle birbirleriyle pek fazla irtibatı olmayan 112 kitap simya alanına aittir ve bunlarda Antik Cağ Helenistik dönem simyacılarına sıkça göndermelerde bulunulur. Ayrıca külliyattan yetmiş kitap, Câbir’in kimya alanındaki deneye dayanan çalışmalarının ve sistematiğinin bir ürünü olarak bilinir. Onun tabiat felsefesi hakkındaki düşünceleri, kimya ve esrarlı ilimlerle ilgili görüşleri, Kütübü’l-Mevâzîn adıyla anılan 144 kitapta yer almaktadır. (Mahmut Kaya, TDV İslam Ansiklopedisi, Câbir b. Hayyân.)
Yaradılışın Unsurları (1 ve 2), Mükemmellik, Nizam, Işık, Kırmızı Boya, Mayalanmış Sıvılar, Ruh; Cıva, İç Amalgamlar, Dış Amalgamlar, Saç, Bitkiler, Tuzlar, Taşlar, Saklı İnci, Ay, Güneş, Sırlar, Gizli Mineraller, Yumurtalar, Tuzlar, Mürekkep, Delil, Tufanlar, Cevherler, Boyalar, Kokular, Parfümler… Liste bu şekilde uzayıp gider. İbnü’n-Nedîm, Cabir’in eserlerinin listesini bu şekilde verirken sadece kendi gördüğü eserler ile güvendiği kişilerden öğrendiği eserleri zikrettiğini de belirtmeyi unutmaz. Ancak günümüzde bu eserlerin hepsinin Câbir’e ait olduğu kabul edilmemektedir.
Cabir’in Latince’ye çevrilen eserlerinden Summa Perfectionis kimya ile ilgilenenler tarafından Avrupa’da el kitabı olarak kullanılmıştır. Eserin ilk baskısı 1481’de Roma’da, 1529’da Strasburg’da, 1541’de Nurenberg’de, 1542’de Venedik’te, 1545’te Berne’de 1668’de Leiden’da, 1682’de Danzig’de yayımlanmıştır.
İslam dünyasında yetişmiş birçok ilim adamının etkisi, 16. yüzyıl sonlarına doğru yerini yavaş yavaş Batılı bilim adamlarının çalışmalarına bırakmasına rağmen Câbir’in etkinliği artarak devam etmiştir. Onun eserlerinin nispeten geç tarihli baskıları da bunun en açık delili olarak kabul edilebilir.” (Prof. Dr. Esin Kâhya, Modern Kimyanın Kurucusu Câbir b. Hayyan, s.119-120.) Hatta şöhreti o kadar büyüktür ki bazı kimseler daha çok okunmasını sağlamak için eserlerini Câbir’in adıyla yazmıştır. Bu nedenle kimya tarihçileri, bazı kitapların Cabir tarafından yazılıp yazılmadığını anlamakta zorluk çekmiştir.
Câbir’in tam olarak kıymeti ancak teorik kimyayla ilgili Book of Seventy’nin (Yetmiş Kitap) yayımlanmasıyla anlaşılacaktır. Şimdiye kadar bu kitapların Latince çevirileri yapılmışsa da tam değildir. Günümüzde Book of Seventy’nin bir nüshası, Bursa’da Sultan Orhan Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Esin Türkmen / Diyanet Dergisi

 

Aristo Câbir b. Hayyân Modern Kimya
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER