Advert
Muhalefet kazanacak! Dememiş miydim?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Muhalefet kazanacak! Dememiş miydim?
01.07.2018 13:00:00

 

Muhalefet kazanacak! Dememiş miydim?

Çeyrek yüzyıldan fazla oldu. Gecenin geç vaktinde, gömleğimin cebinde bir telgraf kâğıdı buldum. Daha sonraları katılmayı tercih etmediğim, şatafatlı ve israflı ‘iftar programları’ndan birinden hayli doymuş olarak eve dönmüştüm. İftar sonrası birkaç sohbet olmuştu; o sırada TV’de günlük program sunduğumdan olsa gerek, sunuş görevini bana vermişlerdi. İftar öncesi, topluluğa okumam için bir belediye görevlisi tarafından verilmişti telgraf kâğıdı. “Bildiğiniz üzere, başkanımız iftarlarını gecekondu mahallelerinde açıyor;  bu yüzden davetinize icabet edemeyecek” mealinde bir şeyler yazıyordu. Ama okumayı unuttuğumu gece yarısı fark ettim. Belki de bilinçaltımla sansürledim o cümleleri; bir fukara sofrasından haberdar olmak istemeyeceklerini düşündüm zengin sofrasının müdavimlerinin…  Bozulabilirdik de belki; çok sevdiğimiz başkan o gece o lüks otel salonundaki iftar tarzımıza muhalefet etmişti.

Meş’um ve malum 28 Şubat’ın zor günlerinde, samimiyetine güvendiğim-ki hâlâ samimidir-eski solcu bir ‘abla’mızın kızı ölümcül bir kaza geçirmişti. İsviçre’lere gidildi; ağır yaralı kızımız memlekete getirildi. Özel bir hastaneye yatırıldı; bakımı yapıldı. İlk ziyaretçileri, süreci başından beri izleyen, her adımda yetkilerini kullanan, gecekonduda iftar etmeyi tercih eden ‘başkan’ ve eşi olmuştu; oda da ben de vardım. O günler geride kaldı; şükür ki bu kızımız protez bacaklarıyla yürüdü, milletvekili bile oldu. Ne var ki tercihini ‘başkan’ın muhalifi partiden yana yapmıştı; ayıp değildi bu elbette. Ama siyasi gerilimlerin ayyuka çıktığı günlerde, ağır hakaretler etti ‘başkan’a. Bir hekim ve aile dostu olarak çoklarının bilmediğini bildiğim için zoruma gitti. Zor günlerini unutmuş olmasına, siyasi heyecanına verdim; önemsemedim. Bir zamanlar üzerine titreyen ‘başkan’, yaptığı o eşsiz iyiliğe dair en küçük bir imada bile bulunmadı öfkeli kızımıza. Belli ki o da “unutmuş”tu. Yapılmış bir iyiliğe yapılacak en güzel iyilikti unutmak. Başkan unutmamış olmalıydı bu ilkeyi…

28 Şubat döneminde, ‘başkan’lığından edildi. Darbeci ‘yasa’ların zoruyla, sözüm ona ‘yasal’ olarak görevinden ayrıldığı gün yaptığı balkon konuşmasını dinleyen kalabalığın arasındaydım. Kimseye laf etmedi; sitem etmedi, ödediği bedeli birilerine ödetmeye kalkmadı. Son nefesinde ‘muğber değilim’ diyen Menderes nezaketindeydi. O günlerde, ‘başkan’ın ve şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun da katıldığı dar katılımlı bir istişare toplantısına moderatörlük yapmam istendi. Elime verilen sunucu kartında onun isminin önünde,“İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı” diye yazıyordu. Toplantıyı düzenleyen kurum yetkilisine, “Bu ‘eski’ kelimesini söylemek istemiyorum, darbecilerin ‘eski’ttiğini biz kabul etmeyelim” dedimse de, toplantının resmiyeti ve dönemin hassasiyeti gereği, içim acıyarak ‘eski’ diye kürsüye çağırdım‘başkan’ı… Hâlâ bir özür borçluyum, millet iradesinin ‘eski’ olmasına asla razı olmadığı hep ‘yeni’ başkana…

Bu sütun her şeyi anlatacak genişlikte değil. İroniden anlamayan safdillerin sövgüsünden nasiplendiğim son yazımda, “Benden iktidara oy yok!” derken, aslında ‘başkan’ın bende ağır basan özelliğini vurgulamak istemiştim. Onlarca yıldır alıştırıldığımız, alıştırıldığımız için de itiraz etme cesaretimizin kırıldığı, kanlı darbelerle ezile ezile değiştirme ümidimizi de yitirdiğimiz ‘statüko’yu, 16 yıldır canını dişine takarak değiştirmeye çalışan bir muhalif o… Resmi muhalif değil; ‘derin muhalif’.

Derin muhalif, son muhalefetini 24 Haziran gecesi Huber Köşkü’nün bahçesinde yaptı. Altı yaşında bir çocuğun kalabalıkta ayağının sıkışmasını önemsiz bir detay sayabilirdi. Çocuk için zaten gereken yapılmıştı, devlet imkânları ailenin emrine verilmişti. Seçim de bitmişti. Kimi hesapçıların ve hasetçilerin hesabınca, puan kazanmak, göze girmek diye bir derdi de yoktu. Konuşmayı kısa kesti. Ankara’ya devam edebilirdi; Sağlık Bakanı da dâhil, en yüksek yetkililere havale edebilirdi işi. Bizzat gitti; ilgilendi, bekledi. Parlak zafer sevincini değil, hüznün loş kuytusunu, empatinin sessiz çilesini tercih etti…

Son yıllarda yakınında bulunmuş H. Hümeyra Şahin’in Akşam’daki şahitliğine başvurmakla yetineyim: “… [Erdoğan’ın bu zaferini], tek başına ne siyaset kuramları, ne sosyoloji bilimi açıklayabilir. Erdoğan başarısının sırrı, yola çıktığı ilk günden beri davasına olan sarsılmaz inancı, bu yoldaki samimiyeti ve bu vasıfların yeşerttiği insanlığı. (…) Birileri, Erdoğan neden hep kazanıyor sorusunun cevabını, hayatın bu sahici kesitinde bulabilirler.”

Darbelerle millet iradesini kilitlemiş yüzsüz ve insafsız ‘iktidar’a muhalefet ettiği için kazandı Recep Tayyip Erdoğan. Her alanda kaybettiğimiz samimiyeti, iktidar gibi zor bir sınamada var kılarak, siyaset gibi kaygan bir zeminde ayağa kaldırarak kazandı.

‘Yeni Başkan’ın o samimiyetsiz siyasete, o ruhsuz iktidara daha çok muhalefet etmesini umuyorum. Ömrümün o talihsiz ‘eski’si için huzurunuzda kendisinden özür diliyorum.

Senai Demirci / Diriliş Postası

28 Şubat Muhsin Yazıcıoğlu Menderes
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert