Ne Devlet Başa Ne Kuzgun Leşe
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ne Devlet Başa Ne Kuzgun Leşe
17.02.2019 08:30:00

 

Ne Devlet Başa Ne Kuzgun Leşe

Kanla zulümle kazanılan devlet ile servet meşru olamaz. Hududullah buna cevaz vermez.

Filozof Hobbes “Hukuk ahlâkîliği yarattı, ahlâkîlik hukuku değil” diyor. Açıkçası “Yasayı yapan otoritedir, hakikat değil”.

Ahlâk nizamı”nın hakimiyet ve devlet anlayışının temelinde “Adalet” var. O nedir?

Adalet hem Kur’an ve hadiste hem de İslâm ilimlerinde birkaç anlamı ifade edecek şekilde kullanılmış mühim bir kavramdır. Fıkıh (hukuk, muamelat ve siyaset) dilinde adalet hakkı hukuku tanımak, herkese hak ettiğini ve hakkını vermek, her şeyi hak ettiği yere, hak ettiği şekilde koymak, onları en doğru ve uygun şekilde kullanmaktır. Osmanlıların çok kullandığı ihkâk-ı hak da hakkı-hukuku tahakkuk ettirmek, adil davranmak, hakkı gözetmek, ayrıca hakkın ve hukukun çerçevesini çizip insanlara anlatmak, benimsetmek mânalarına gelir. Bu mânada adaletin karşıtı zulümdür.

Hakkı tanımak aynı zamanda Allah’ı tanımaktır. Onun için hakikatı örtmek ve nankörlük mânasına da gelen küfür yani Allah’ı inkâr etmek insanın kendisine ve başkalarına karşı işlediği en büyük zulümdür.

Adaletin ahlâk ilmindeki kullanımı aynı kökten gelen ve denge, âhenk, ölçülülük, yumuşak huyluluk mânalarını ifade eden itidale denk düşer. Kur’an’da Müslümanları ve onların hususiyetlerini ifade etmek için kullanılan “vasat ümmet”teki “vasat” kelimesi de ahlâktaki itidal mânasına tefsir edilmiştir. Bu mânada adaletin zıtları her konuda ifrat ve tefrittir.

Türkçede kullanılan “hakkı teslim etmek” ifadesi ise adaletin hukukî ve ahlâkî mânalarına işaret etmek üzere hem doğruyu ve hakkı bilip kabul etmek, yerine getirmek ve beyan etmek hem de adalet gereği olarak bir başkasının, sahip olduğu hususiyetler sebebiyle üstünlüğünü, faziletini, önceliğini, doğruluğunu kabul ve itiraf etmektir”.

Devlet yeryüzünde adaleti tesis için “Hududullah” çerçevesinde kurulan; insanın varoluş sebebi saydığımız “Cenab-ı Hakk’a ibadet ve kulluk” etmesi için gereken barış, emniyet ve istiklâli temin gayesi taşıyan bir teşkilattır.

Bu teşkilatın dayandığı mevzuatı (kanun, örf, şeriat, toplum sözleşmesi) hayata geçirecek, koruyup-kollayacak bir yönetim lazımdır. Burada hukuk felsefesi, devlet felsefesi, anayasa tartışması, meşveret-müzakere-münazara-münakaşa karşılaştırması yapacak değilim. Bu işin uzmanları var.

Müşavere kısır, müzakere sıkıcı, münazara kavga sebebi olabilir. Yine de bütün bunların göze alınmasıyla kaçınılmaz sonuca, yani seçime gidilecektir.

“Güçler ayrılığı” kapalı kapılan ardında yapılan bilek güreşine, güç temerküzüne, gücün hukukuna, yol açmasın diye “denetim” devreye girer.

“Ahlâk”tan gayrı bir denetim yoktur.

“Ahlâk”a ulaşmak da bir o kadar zordur. Bir hukuk felsefecisi “Egemen, olağanüstü hale karar verendir” diyor.

Kim acaba?

Kim bu otorite? Yoksa diktatör mü?

Dicle kıyısında bir kurt bir koyunu yemiş olsa hesabını ben veririm diyen Hz. Ömer’dir. Mevzuatın, adaletin mesuliyetini taşıyacak bir “Başkan”a ihtiyaç vardır.

Eski siyaset kitapları “Başkan”da aranılacak özellikleri sayar: Hikmet, zeka, ikna gücü, tahayyül, cihad edecek cesaret-kuvvet, ahlâk, ictihat edecek kadar bilgi vb.

Bu zamanda böyle birini bulursan iyi, diyebilirsiniz. Ben de diyorum ki ümmetin seçkinleri olduğu sürece aralarında böyle biri mutlaka vardır.

Hadi bu “İslâm’da devlet ve siyaset” gibi maverada tartışılan meseleyi reel-politike indirip “demokrasi”ye gelelim derseniz, peki, derim.

Lakin şarta bağlı: Onu da “Hududullah” çerçevesinde konuşalım. Hayır, dini demokrasiye karıştırmayın derseniz, ben de demokrasinin finansmanından konuşalım derim.

Öyle ya bir sürü demokrasi var. Meselâ “Liberal burjuvazi” ne ister: Bir tanrı ister ancak bu tanrı faal olmamalıdır. Bir monark ister ancak bu monark iktidarsız olmalıdır. Özgürlük ve eşitlik talep eder ama yasamanın mülk sahiplerini kollamasını arzular. Soya dayalı asaleti ortadan kaldırır, onun yerine para aristokrasisini yerleştirir. Bu yolun sonu küresel ekonominin dünya hakimiyetine varır.

Peki “radikal demokrasi” ne ister?

Uzatmayalım “eğitim şart” kadar “seçim şart” konusunda uzlaşalım. Varacağımız menzil “Parlamenter Demokrasi”dir. Ki bu sistemin “Kriz” üretmediği söylenemez. Kanun-ı Esasî’den bu yana çok anayasa yaptık. Çoğu süngü gölgesinde yapıldı. Delik-deşik olmuş Kenan Evren Anayasası’nın yürürlükte olduğu sırada kendimize has bir “Başkanlık Sistemi”ne geçiverdik. (Olmaz demeyin, oluyormuş).

Bu sistemin daha sağlam temellere oturması için bir “Yeni Anayasa” lazımdır. Bu fikre herkes evet diyor ama kim yapacak, nasıl yapacak, ne zaman yapacak diye işi yokuşa sürüyor.

Doğrudur hop demeden hoplanılmaz ve zafer biraz hasar ister.

Bu yazıları yazmamdaki gaye “bilenler”i harekete geçirmek, imal-i fikir eylemelerini sağlamaktır.

“Ahlâk Nizamı”nı teşkil eden “ahlâk-hakimiyet-meşveret-adalet” unsurlarını saydım. Sıra geldi “iktisat”a.

Birkaç yazı ile özlenen nizam kuruldu, tıkır-tıkır işlemeye başladı dersem hayal olur.

Olsun, ben bir hikâye yazarıyım.

Toplumun daima büyük olsun-küçük olsun, bir hikâyeye ihtiyacı olduğu malumdur. Nitekim Ak Parti için bir “yeni hikâye” lazım diyenler var. Reel-politik ile ilgim yok. Ama hem insanımız hem dünya için söylenecek sözlerim var.

Mustafa Kutlu / Yeni Şafak

Ahlâk nizamı Adalet Kur’an
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert