Ne Söyledimse Aksülamel Oldu
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ne Söyledimse Aksülamel Oldu
26.07.2017 04:18:06

 

Ne Söyledimse Aksülamel Oldu

1991 yılından beri dini, askeri, siyasi, ekonomi ve yakın tarih ile yazılar yazıp fikir dünyamıza katkı sunmaya çalışıyorum. Bu uzun zaman dilimi içinde çok farklı ve siyasi köklerden gelen devlet yöneticilerimiz oldu. Devleti yönetenler ve bürokratlar ne yazık ki söylediklerimin neredeyse tamamına karşı bir tavır geliştirip aleyhinde oldular. Hükümet olmadan önce söylediklerimi destekleyenler; iş başına gelince ters bir tavır takınmaktan çekinmediler. Halbuki bu söylenilen işler toplumun çok büyük bir kesiminden destek alıyor; sağcısı, solcusu ile benimseniyordu.

Bunun sebebini araştırıp nerede yanlış yapıyorum diye düşünmeye başladım. Zira bu kadar araştırma, emek ve zaman harcamasına karşı, böyle bir tepki olmamalıydı. Demek ki askeriyeden atılmış bir denizci olmak, insanlar nezdinde itibarsız bir durumdur. Şahsıma bakıp değersiz gördüklerinden eserlerime ve fikirlerime karşı da aynı tepkiyi gösterdiler.

Peki, bu söylediklerim gerçekten de hakikatlara ters işler mi idi? Gelin madde madde kısaca bir göz gezdirelim.

1. Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması ve bunun ülkemizin ekonomik, kültürel ve sosyal yönden katkılarını anlatan yüzden fazla makalem var. İşin garipliğine bakın ki; kuvvet komutanlıkları, Milli Savunma Bakanlığına bağlandığı halde , Genel Kurmay Başkanlığı bunun haricinde tutuldu. Sözlerimi destekleyen tek husus ise Jandarma Kuvvet Komutanlığında oldu. Bu kuvvet, İçişleriBakanlığına bağlandı. Neyse ki, hiç olmaz ise bu husus kabul gördü.

2. En fazla yazı konusu yaptığım ülkemizin en ciddi problemlerinden birisi olan ve ekonomik, sosyal ve askeri gücümüzü derinden etkileyen "mükellef askerlik sistemininin" kaldırılması konusunda hala tek bir adım atılmadı. Bu konuda toplumun her kesiminde konsensüs oluşmuş fakat Almanların artık çağdışı kalmış bu ilkel sisteminden vazgeçilememiştir. Hükümet daima halkımızı aşağılayıp küçük gören bu köhne sistemi savunmakta gelen yoğun tepkileri doğru olmayan bahanelerle geri çevirmektedir.

3. Silahlı Kuvvetlerden dindar olması sebebi ile ve özellikle de eşlerindeki "başörtüsü" sebebi ile atılan binlerce insanın mağduriyeti bir türlü giderilememiştir. Halbuki 2002'den beri yönetimde olan hatta tek başına iktidar olan hükümet zamanında dahi binlerce insan ordudan atılmıştır. Ülkemizin o karanlık günlerinde "şerh" konularak Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları onaylanmış ve icraata dökülerek dindar askerlerin kanayan yarası cerahat bağlamıştır. Bu arada 2011 yılında referandum sayesinde YAŞ kararları ile ordudan atılan çok az sayıdaki askerin ağzına "dostlar alışverişte görsün" misali "bir kaşık bal" çalınmıştır. Bunlara dahi hiç bir tazminat ödenmemiş sadece sosyal güvenlik primleri yatırılmış bir kaç yüz kişinin emekliliği dolana kadar kamu kurumlarında istihdam edilmesi sağlanmıştır. Ne acıdır ki bu vefakar askerler, 15 Temmuz 2016'da yaşanan Amerikan kökenli Feto darbesine rağmen hala kışlanın yanına dahi sokulmamaktadırlar.

4. Ayasofya'nın Fatih Sultan Mehmet Han'ın vasiyeti gereğince putlardan temizlenip camiye dönüştürülmesi konusunda o kadar çok çabaladım ki; bu yazı, program ve makalelere, dağ karşı dursa yarılıp ikiye ayrılırdı. Ülkemizin en saygın şahsiyetlerinin bu konuda söylemiş oldukları sözleri referans yaparak yöneticileri ikna etmeye çalıştım. Hatta şu anda hükümet edenlerin önemli yöneticileri, Ayasofya mitinglerine katılıp polisten iyi de sopa yiyen insanlardır. İşte aksülamel olmasına en büyük delil budur. Ne olduysa koltuğa oturunca birden değişip "siz önce Sultanahmet Camisini doldurun" diyerek halkımızı küçümsemeye başladılar. Ülkemizin başına gelen bazı afet ve depremlerde başta Fatih'in bedduasının yeri olduğuna inanıyorum.

5. Amerikalı iki kadın akademisyen Elizabeth Warren ve Suzanna Venker'in aynı isimli kitapları olan "İki Gelir Tuzağı" 15 yıl önce basılmıştı. Bu eserleri, yurt dışından getirterek tercümesini yaptım. Ne de olsa iktisat doktoruyum. Bu kitaplarda geçen ve kadınların çalışma hayatına zorla sokulmalarını eleştiren yazılarıma sanki inat olsun diye "kadın istihdamını % 30'lar seviyesine çıkardık" diye; bazı bakanlar demeçler vermeye başladı. BİMER, CİMER, Çalışma ve Aile Bakanlıklarına, yetmedi üst düzey bürokratlara bu tercüme eserleri ve özet makaleleri gönderdiğim halde; kadınları kapitalist sistemin kölesi haline getiren vahşi uygulamalar, son süratle devam etmektedir. Bu noktada şunu söylemek gerekti: "Ne de olsa bu ülkede erkek kalmadı. Çalışma için hatta askerlik için dahi kadınlara ihtiyaç duyuluyor!"

6. Halkın % 98'inin Müslüman olduğu ülkemizde, hadiste "dinimizin direği" olarak geçen namazın önemi konusunda; sayısız yazı ve makaleler neşrettim. İşin can yakıcı yönü olarak karşıma çıkan sonuç ise Müftülüklerin "çorapsız camiye gelenlerin içeriye sokulmaması" oldu. Yahu her beş insandan sadece bir tanesinin namaz kıldığı bu feci durum karşısında; Diyanet İşleri Başkanlığının yapacak başka bir iş kalmadı mı? Kaç tane cami görevlisi ve imam, beni neredeyse döveceklerdi.

7. Batılılara şirin görünmek için kapatılan medrese, tekke ve türbelerin açılması konusunda hiç bir adım atılmadı. Balkanlarda Hristiyan devletlerin dahi kapatmadıkları Osmanlı ecdadımızın bu hatırasına yapılan hakareti, her şecaat sahibi bir Müslüman gibi bir türlü hazmedemedim. Yöneticileri eleştirerek bu çağdışı olan ve din ve vicdan özgürlüğüne aykırı tutumun değişmesi için çabalayıp durdum. Hiç bir olumlu gelişme sağlanamadı.

8. Geleceğin dünyasını kurgulayan ve dünya üzerinde eşi benzeri olmayan "Malikiyet ve Serbestiyet Devri" çalışmasını doktora tezi olarak sunduktan sonra epeyce bir emek vererek kitabını da çıkardım. Ondan fazla seminer, panel ve toplantıda sunum yaptım. Yetmedi 3 defa yurt dışında üniversitelerde anlatarak fütüristlerin ve bilim adamlarının yararlanması için harika bir eser sundum. Bu çalışma devam ederken birlikte çalıştığım bir akademisyen arkadaşım, sonradan "Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanı" oldu. Kendisine kitabımı takdim etmek için dahi defalarca randevu talep etmeme rağmen ne yazık ki buna fırsat bulamadım. Devletimiz ise bu çalışmaya aksül amel olacak en küçük bir tepki dahi vermedi. Halbuki ben olumsuz eleştirileri daha çok bekliyor ve istiyordum. Şimdi bu çalışmayı yabancı dile çevirerek sunmaya çalışıyorum. Bakalım yurt dışında da aksül amel olacak mı?

9. 15 Temmuz 2016 darbesini 5,5 ay öncesinden yazarak; bir gazetecilik başarısı gösterdiğimi düşünüyorum. Hatta darbenin yine ABD tarafından FETÖ eliyle yaptırılacağını ve başarısız kalacağını "Kamikaze Fetullahçı Darbe" başlığı ile gazetelerde neşrettim. "Kamikaze" yani intihar darbesi olacağını da tespit ettim. Hükümetten ve basın kuruluşlarından hiçbir tepki gelmedi. 25 Senedir gazetelerde köşe yazarı olmama rağmen bir Allah'ın kulu dahi çıkıp "Bravo; darbeyi kodları ile birlikte çözüp neşretmişsin" diye takdir ifadesi kullanmadı. Belki neşrettiğim yazılar ciddiye alınsaydı, 249 şehit ve binlerce yaralı ile birlikte ekonomik kriz dahi meydana gelmeyecekti.

10. Peygamber Efendimiz'in (asm) Deccal ve Süfyan konusunda bir çok hadisi vardır. Bu hadislerden ve bazı Kuran ayetlerinden yola çıkarak Feto'nun Süfyaniyetin 4. Rüknü olduğunu ispatlamaya çalıştım. Konunun uzmanı olan değerli şahsiyetler ile yaptığım görüşmelerde "Evet, Feto, Süfyaniyetin 4. Rüknüdür" dedikleri halde; bunu deklare etmekten daima kaçınmışlardır. Hükümet ve diyanet ise bu konu ile ilgili olarak tam karşı duruş göstermiş; "Süfyan ve Deccal ile ilgili hadis yoktur, bunlar uydurmadır" diyerek, itiraz etmişlerdir. Ne diyelim; Allah akıl ve izan nasip etsin...

Bu liste daha da uzayabilir. Ne çare ki bu söylediğim konular, 6 yıldır görev yapmama rağmen Türkiye'nin en büyük üniversitesinde dahi ilgi görmedi. Daima görmezlikten gelindi, kitaplarımı sunmak için yöneticilerden randevu dahi alamadım. Artık emekli oluyorum, ne yapalım; canları sağ olsun...

Bundan sonra artık bu konularda yazı yazmamayı düşünüyorum. Sadece Bediüzzaman'ın eserleri ve denizcilik konusunda yazılar yazacağım. Umarım bu konuda da aksülamel olmaz. Eğer olursa yazarlığı tamamen bırakırım. Malumunuz, bazı zatlar FETÖ örgütü ile bu vatanın yetiştirdiği en büyük şahsiyetlerden Bediüzzaman Said Nursi ile alaka kurmaya çalışarak; halkımızın kalbini feth etmiş bu zata karşı büyük haksızlık ediyorlar. Ayıptır, günahtır.

Bazı dostlarım ise denizcilikle alakalı tefekkür yazılarını, boş ve malayani sayarak; yazılarımın sosyal medyada link göstererek dahi paylaşımını istemiyorlar. Beni sosyal medya gruplarından silenler de oldu. Ya enaniyet ya da ihlassızlık benim en ciddi eksikliğim olsa gerektir, vesselam...         

Vehbi KARA

Feto Ayasofya Silahlı Kuvvetler
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert