Okullarda peygamberimiz ve sünnetin önemini anlatalım
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Okullarda peygamberimiz ve sünnetin önemini anlatalım
15.04.2018 09:00:00

 

Okullarda peygamberimiz ve sünnetin önemini anlatalım

Okullarımız ve çocuklarımız…

Üzerinde durulması gereken en önemli husus.

Zira gençliğini yetiştiremeyen millet, yok olmaya mahkûmdur.

O halde; inancımız ve onun getirdiği örf, adet ve geleneklerimizle ilmi birikimimiz aktarılmalı yavrularımıza. Edep ve ahlâkımızla beraber.

Kur’an, Sünnetle birlikte verilmeli nesillerimize. Yoksa bugün ortaya çıkan onca tehlikeler ardı kesilmeden devam eder. Zira Peygamber sav Efendimizin hayatı tatbik edilmeden İslâm hayata geçirilemez! Ne acıdır ki “Kur’an bize yeter” yaygaraları yer tutmuş; bugün, dinin özünü bertaraf ederek acımasız ve zalim bir gurup ortaya çıkarmıştır. Bunun öncülüğünü yapan güya ilim adamları acaba nasıl bir hesap verecektir yüce Allah’a?

Hâlbuki bu, İslâm düşmanlarının pişirerek ortaya koyduğu açık bir projedir. Peygamber sav Efendimizi hayattan çekmek, İslâm’ı yaşayamamak demektir. Zira Kur’an’da açıklanmayan meselâ Namazın şekli ve rekâtları bizzat Peygamberimizin uygulamalarıyla bize ulaşmıştır. Evet, Kur’an’ı, Hadisler olmadan anlamak mümkün değildir. Bunu içindir ki Ayet-i Kerimelerde Allah Rasûlü’ne(sas) itaat, Allah’a itaat olarak zikredilmiştir:

“Kim Rasûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!” (4 Nisa 80)

"-Eğer Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ederseniz Allah, amellerinizden hiçbir şey eksiltmez." (49 Hucurât 14.)

"-De ki: Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin." (3 Al-i İmran 32.)

"-Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ediniz ki, size merhamet edilsin." (3 Al-i İmran 132.)

O, insanlık için en güzel örnektir:

"-Şüphesiz sizin için Allah'ın Rasûl'ünde güzel bir örnek vardır." (33 Ahzab 73.)

Hadis-i Şerifte de bu konuya şöyle dikkat çekilir:

“Size iki şey bırakıyorum: Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız; Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti.”(el-Muvatta', kader 3.)

Bir diğerinde şöyle buyurulur:

“Ümmetimden, yüz çevirenler müstesnâ, hepsi Cennete girer.”

“Ey Allah’ın Rasûlü, yüz çevirenler kimlerdir?” dediler.

Peygamberimiz (sav); “Bana itaat edenler Cennete girer, karşı gelenler de yüz çevirmiş olurlar” buyurdu. (Buharî, i’tisâm 3.)

O, MÜJDECİ VE UYARICIDIR

"-Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah'ın izniyle, bir dâvetçi ve nur saçan bir lamba olarak..." (33 Ahzab 45, 46.)

İnsanlığa “Son Peygamber” olarak gönderilen Muhammed Mustafa sav Efendimizi sevmeden, Allah’ı sevmek mümkün değildir:

"-De ki (ya Habibim)! Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun (ki) Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (3 Âl-i İmran 31.)

İşte apaçık gerçek…

Peygamberimizin hayatını örnek alarak uygulamak, göstermek, tatbik ettirmek lazım nesillerimize.

Ne acıdır ki gençliğimiz bugün inandığı halde (!) apaçık gezebilen, karşı cinsiyle el ele tutuşabilen ve bunu daha da ileriye götürebilen, bu arada da hala dindar (!) olduğunu dillendirecek kadar cesur (!) bir konuma getirilmiştir.

“Bu gidiş nereye?”

Üniversite…

Onun gençliği!

1990’larda onlar arasında üniversite camiinde yıllarca İmam Hatiplik yaptım. Onlara vaazlar ettim. Ama o zaman bir gayret, bir bereket vardı. Onca mücadele arasında şuurlu ve tebliğci bir gençlik vardı. Tesettürlü ve buna yönelik çabası olan bir gençlik.

Neydi o günlerdeki heyecan ve samimiyet?

Herhalde bu, Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem’in Sünnetine bağlılığın bereketiydi.

Ya şimdi nerelere gitti?

On binler genç ve müthiş bir atmosfer!

Hiç unutmuyorum. Ali Ulvi Kurucu rahmetli hocamız Medine’den gelir ve bazen sohbet de yapardı. Onları gördükçe sevinç gözyaşları döker ve “Siz benim kabul olan dualarımsınız” derdi.

Bir hutbem “alevler içinde ama yanmıyor” başlığında idi. Çok duygulanmış ve sonunda “çok doğru” demişti. “Bu gençlik alevler içerisinde ama yanmıyor” demişti. O günlerde bir hutbemizde de “Namaz kampanyası” başlatmış ve herkes haftaya bir arkadaşını Cuma namazına getirecek demiştik de gerçekten sonraki hafta kulakları küpeli, yırtık kotlu, uzun saçlı nice gençler gelmişti. O zamanlarda bu tarafa doğru bir gayret ve akım vardı.

Bugün yok mu böyle gençlik? Var ama içi boşaltılmış maalesef. O günlerdeki gayret, samimiyet ve en önemlisi de sağlam bir itikat yok. Edepsizlik almış başını gidiyor. Hayâ olamazsa geriye ne kalır?

O zaman çok şey düşüyor üzerimize. Aileler bırakmamalı evlatlarını. Lise ya da üniversiteye giden bir çocuk hele bir de kız ise ne oluyor acaba durumu? Kimlerle beraber, kimlerle arkadaşlık yapıyor? En önemlisi “arkadaşlık” adı altında neler yapılıyor? Düşmanlarımız gençliğimizi aile yapısından koparmak istiyor. Yıllardır bunun için çabalıyor. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız.  

Gerçekleri göz ardı edemeyiz. Devlet ve millet olarak yapmamız gereken çok şey var. Kapiltalist bir bakış, dünyevileşme, nesillerimizi mahvediyor. Her geçen gün ahlâk, hayâ ve o eşsiz edep kurallarımızdan; saygı ve hürmetten biraz daha kaybediyoruz. Sanıyoruz ki okumakla her şey bitecek. Sanıyoruz ki çocuklarımızın istikbali sadece bu dünya hayatı. Eğer böyle bir bakış varsa, onlara ve kendimize yazık ettiğimizi çok iyi bilelim.

Hem şunu da bizler çok iyi biliyoruz: Yüksek tahsil ya da doğru dürüst bir mektep görmediği halde aldığı aile ve çevre terbiyesiyle çok imrenilecek insanlarımız vardı bizim.

Ârif kimselerimizdi onlar.

Kanaatkâr, hocasına/öğretmenine saygılı nice gençlerimiz vardı.

O halde okumak ancak Allah’ın adıyla olursa fayda sağlar. Yoksa neye yarar? O’nun adıyla okumayan insan/milletlerin, bugün elde ettikleri ilimle insanlığı nasıl da canavarca yok ettiklerine şahit oluyoruz.

Ecdadımıza bakın! Onları öldürmeye gelenlere ekmeğini vermiştir. Esir alınca insanca muamele etmiştir. Tıpkı Allah Rasûlü’nün (sas) uygulamalarında olduğu gibi.

“İslâm’ı öylesine canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen, sende dirilsin.”

Şu eşsiz manaya bakın!

SÜNNETE SARILMAK

Bütün bu gerçekler bize O’nun Sünnetinin ehemmiyetini bir kez daha hatırlatıyor. O, Enes’leri nasıl yetiştirmiş ise ecdadımız da nesillerini O’ndan örnek alarak yetiştirmiştir. Medreseler bir irfan yuvası olmuştur. Dergâh ve Tekkelerde yavrular Allah Rasülü’nün sünnetiyle, bir hoca terbiyesinde yetişmiştir. Yunus Emre’ler böyle zuhur etmiştir. İşte onlar halâ dünya çapında unutulmayan insanlardır. Öyleyse sadece ilim yetmiyor. Bir Aziz Mahmud Hüdai’nin yetişmesi için, bir Üftade Hazretlerine ihtiyaç duyuluyor. Bir Mevlana için, bir Şems gerekiyor.

Az zannetmeyelim bazı şeyleri. Bir abdest suyu dökmek, bir havlu tutmak, bir su ikram etmek vb.

Ne yazık ki bugünkü nesiller bunları neredeyse hiç görmedi. Hizmet etmek bir yana, kendisine hizmet ediliyor. Tıpkı Cibril Hadisinde anlatıldığı gibi. Bu, çok acı bir durum.

Aslında iyi bir lisanla çocuklarımıza bu eşsiz sünnet/gelenekleri öğretmeliyiz. Büyüklere ihtiramı, onların elini öpmeyi, kendisine ilim ve irfan veren öğretmen/hocaların elini öperek dua almayı göstermeliyiz. Gerçekten bunlara çok ihtiyacımız var.

Başta Namaz olmak üzere ibadetlerimizi yapan ve sevgiyle yaptırabilen aynı zamanda bunun için duayı da ihmal etmeyen kimselerden olmalıyız:

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!” (14 İbrahim 40.)

“Onlar: 'Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap' derler.” (25 Furkan 74)

Rabbimiz yâr ve yardımcımız olsun.

Muzaffer Dereli / Diriliş Postası

Kur’an Sünnet
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert