Advert
Opus Dei Hareketi, Beyaz eldivenli mafya!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Opus Dei Hareketi, Beyaz eldivenli mafya!
04.09.2018 11:15:46

 

Opus Dei Hareketi, Beyaz eldivenli mafya!

Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mahmut Aydın, FETÖ ile Opus Dei tarikatının benzerliğini yazdı.

Prof. Dr. Mahmut Aydın ‘FETÖ’nün Uluslararası Kodları - Cemaatten Terör Örgütlüğüne’ isimli kitabında FETÖ ile Opus Dei Hareketi benzerliğini şu şekilde anlatıyor.

TAKİYYECİ VE KURUMLARA SIZARLAR

Katolik Kilisesi’nin şahsi bir piskoposluğu olan ve “Tanrı’nın İşi” anlamına gelen Opus Dei 1902 yılında dünyaya gelen Josemaria Escriva tarafından 1928 yılında Tanrı’nın çağrısı doğrultusunda kurulduğuna inanılan bir harekettir. Bu hareket aynı zamanda Kutsal Haç Piskoposluğu olarak da bilinmektedir. İddiaya göre hareketin lideri Escriva bir gün inziva esnasında Tanrı’nın kendisinden beklentisinin farkına vara-rak Opus Dei’yi kurmuştur. Pragmatist ve takıyyeci bir özellik taşıyan Opus Dei, mensuplarını bulundukları ülkelerin kurumlarına sızdırarak söz konusu kurumları yönlendirme ve yönetmeyi hedefleyen bir oluşumdur. Opus Dei bu gizli hedefini de temel amacının aslında her sosyal sınıftan Hıristiyana, inancına uygun hayat tarzı sağlayarak toplumun tüm kesimlerinde bir dindarlaşma arzusu oluşturmak olduğunu dillendirerek kamufle etmeye çalışır. Bulundukları ülkelerdeki kaos ve çatışma ortamından yararlanmayı bilen Escriva ve hareketi Opus Dei, bu dönemlerde ciddi bir büyüme göstermiştir. Örneğin Escriva 1936-1939 yılları arasında İspanya’da Cumhuriyetçiler ile General Franco liderliğindeki Milliyetçiler arasındaki iç savaşta sadece Franco’nun yanında saf tutmakla kalmamış, aynı zamanda cephede Franco’nun askerlerine komünizm karşıtı vaazlar vererek onları motive de etmiştir. Keza 1950’lerin sonuna doğru İspanya’da başlayan teknokrat hükümetleri döneminde önemli bakanlıkları ele geçiren Opus Dei bu sayede İspanya’da etkinliğini giderek artıran bir hareket olmuştur.

1941 yılında Madrid piskoposu olan Escriva 1946 yılında Roma’ya taşınarak Lateran Üniversitesi’nde doktora yapmış-tır. 1950 yılında Vatikan tarafından şahsi bir piskoposluk olarak resmen tanınan Opus Dei diktatör Franco’dan sonra Vatikan’ın da desteğini arkasına alarak dünya ölçeğinde hızlı bir yayılma sürecine girmiştir. Bu süreçte Opus Dei bir taraftan spesifik alanlarda faaliyet gösteren kurumlara Hıristiyan oryantasyonu sağlarken diğer taraftan da “halkı denetim al-tında tutmanın yolu elitleri kontrol etmekten geçer” fikri uyarınca farklı ülkelerde özellikle de Güney Amerika ülkelerinde kendine bağlı nitelikli insan gücü yetiştirmek için kolejler ve üniversiteler kurma yoluna gitmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bir sonraki bölümde göreceğimiz üzere tıpkı FETÖ gibi Opus Dei’nin doğrudan sorumlu olmamak için kurduğu eğitim kurumlarını veya öğrenci yurtlarını kendi adına değil, çeşitli tüzel kişilikler üzerinden yürütmesidir. Yapı itibarıyla tıpkı Cizvitler gibi pragmatist ve takiyyeci olan ve bulundukları ülkelerdeki kurumlara sızarak onları yönlendirmeyi ve yönetmeyi hedef edinen Opus Dei yukarıda da ifade ettiğimiz gibi faaliyetlerini kendi adına yapmadığı için sevapları sahiplenen fakat hataları/günahları ise hizmet verdikleri kurumlara havale eden bir yapıya sahiptir. Böylece yapılan kirli işlerden eli kirlenmediğinden Opus Dei hareketine aynı zamanda “Beyaz Eldivenli Mafya” adı da verilmiştir. Diğer Katolik tarikatları ve yukarıda ana hatlarıyla değindiğimiz Cizvitler gibi kendini sadece manevi alanla sınırlamayan Escriva ve hareketi başta öncülük ettiği eğitim kurumları ve ekonomik yapılanmalar olmak üzere sosyal ve ekonomik hayata verdiği önemle topluma nüfuz etmeye çalışan bir yapıya sahiptir. Bu özelliğiyle Opus Dei Katolik inancına son derece sadık, eğitim olarak iyi yetiştirilmiş iş ve meslek sahiplerini bir araya getirmek suretiyle Papalık’a hizmet edecek elit ve zengin bir insan gücü kaynağı oluşturmaya çalışan bir hareket olarak öne çıkmıştır.

MOON HAREKETİ

20. yüzyılın ilk yarısında Kuzey Koreli Sun Myung Moon ta-rafından kurulan ve “Birleştirme Kilisesi” (Unification Church) olarak da bilinden Moonculuk, dini-siyasi ve mesiyanik karakterli bir harekettir. Konfüçyüscü bir ailenin çocuğu olarak 1920’de Kore’de dünyaya gelen hareketin lideri Moon, on yaşına gelince ailesinin Hıristiyanlığı benimsemesiyle Hıristiyan bir aile ortamında yetişmiş bir şahsiyettir. İddiasına göre 16 yaşlarındayken bir Paskalya sabahında İsa-Mesih’in kendisine görünüp onu ilahi bir misyonla görevlendirmesi haya-tının dönüm noktası olmuştur. Zira vizyon sonrasında Moon kendini insanlığı kurtarmak için gelen ve günahsız yaratılışı temsil eden İsa-Mesih’in çarmıha gerilmesi sonucu yarım kalan misyonunu tamamlamak için görevlendirilen İsa-Mesih’in elçisi olarak görmeye başlar. Çünkü ona göre İsa-Mesih evlenip bir aile kurarak nesliyle ve kendisine tabi olanlarla hem manevi hem de fiziki kurtuluşu sağlayacaktı. Ancak evliliğe fırsat bulamadan çarmıha gerilince döktüğü kanla insanlığa manevi kurtuluşu sunmuş olsa da asli günahı ortadan tamamen kaldıracak fiziki kurtuluşu gerçekleştirememiştir. Bu çerçevede Moon kendisinin mükemmelliğe ulaşmış kurtarıcı Mesih olarak gerçek baba, eşi Hak Ja Han’ı da gerçek anne olarak nitelendirerek kurtuluş için öngörülen rol model aile olduklarını iddia eder.

İlk olarak Seul’e giderek bir taraftan bir teknik okula kayıt yaptırarak eğitim almaya başlayan Moon, diğer taraftan da İsa’ya ilaveten kendisine görülen Hz. Musa, Buda ve Hz. İbrahim gibi dibi şahsiyetlerle Tanrı’nın rehberliğinde teoloji-sini oluşturmaya çalışır. 1941 yılında Japonya’ya giden Moon burada Waseda Üniversitesinde elektrik mühendisliği eğitimi almaya başlar. Görüşlerinden dolayı hem yerel yöneticilerin hem de kilisenin tepkisini çekince birkaç kez tutukluluk ya-şar ve bu süreçte de kayıt yaptırdığı okulların hiçbirini bitiremez. Bunun üzerine Kore’ye geri dönen Moon, görüşlerin-den dolayı tutuklanarak 1948 yılında beş yıl mahkumiyete çarptırılarak hapse atılır. Mahkumiyet yıllarında çıkan Kore savaşına Birleşmiş Milletlerin müdahalesi sonucunda bölgeye gelen Amerika askerleri tarafından 14 Ekim 1950 yılında özgürlüğüne kavuşturulan Moon Pusan’a giderek olgunlaştırdığını düşündüğü öğretisini yaymaya başlar ve 1957 yılında öğrencileri tarafından yazıya geçirilecek olan İlahi İlke olarak adlandırdığı temel öğretisini geliştirir. Burada şu hususun altını çizmemiz gerekiyor: Teknik eğiti-me yönelmesine rağmen başladığı okulları bitiremeyen ve hayatı boyunca dini bir okulda eğitim görmeyen Moon’un din adamı kisvesiyle 1954’de Seul’de Birleştirme Kilisesini kurmasıdır. Kendi kilisesini kurmasından sonra misyon faaliyetlerine hız veren Moon, Hıristiyan Kilisesi dahil diğer dini toplukların kendini sapkın olarak nitelendirmelerine karşın yayılmasını sürdürerek1957 yılına gelindiğinde kilise sayısını30’a çıkarır. İlk uluslararası misyonerlerini 1958’de Japonya’ya gönderen Moon’un kendi de 1971’de Amerika’ya yerleşir ve New York’u hareketinin merkezi yapar. ABD’yi merkez edinmesinden sonra hızlı bir yayılma sürecine gören Moonculuk, 1970’lerin sonlarında 120, 1988’de 130 ve 1994’de de 160 ülkede faaliyet gösteren küresel ölçekli bir harekete halini alır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Sun Myung Moon’un soğuk savaş döneminin iki kutuplu dünyasında yegâne rakip olarak gördüğü Sovyetler Birliğini saf dışı bırakmak için komünizmle yoğun mücadele içinde olan ABD’nin yanında aktif olarak yer alması, Moonculuğa sadece ABD’de değil, aynı zamanda ABD’nin etkin olduğu yerlerde rahatça faaliyet gösterme imkanı vermiş-tir.

Moon yukarıda zikrettiğimiz temel öğreti kitabı İlahi İlke’de Presbiteryen ağırlıklı Hıristiyan öğretisini Uzakdoğu inançları, felsefeleriyle ve mitolojileriyle birleştirerek yeni bir yoruma tabi tutar. Moonculuk doktrinel anlamda insanın yaratılışı, düşüşü ve kurtuluşu faaliyetleri üzerinde odaklanan bir oluşumdur. Geleneksel Hıristiyanlığın aksine insanlığın düşüşünü ve asli günahın kaynağını yasak meyvenin yenmesine değil, yasak ilişkiye bağlayan Moon’a göre bu ilişki, Lüsifer’in Şeytan konumuna düşmesine, insanlığın Tanrı ile olan doğ-rudan iletişiminin kopmasına, kadın-erkek ve Tanrı’dan oluşan Tanrı merkezli gerçek teslis yerine Şeytan merkezli sahte teslis oluşturularak hükümranlığın Tanrı’dan Şeytan’a geçmesine yol açmıştır.

Kurtuluş sürecinde Mesih’in aktif rolüne karşın Moon’a göre insanın da yapması gereken görevler vardır. Bu görevlerden ilki, insanların Mesih’ten önce gelen ve Mesih’in gelişi için ortamı hazırlayan kişilere inanması, ikincisi de, insanların gelecek olan bu liderlere tam bir teslimiyetle inanıp güvenip onlarla her konuda birlik içerisinde olmasıdır. Bu düşüncesiyle Moon taraftarlarından her şart ve durumda kendine mutlak itaat etmelerini talep etmektedir.

Moonculuğa göre Moon mükemmelliğini tamamlamakla Tanrı ile doğrudan iletişim kurabilecek bir konuma ulaşmış-tır. Dolayısıyla kurtuluş, ancak ona intisap etmekle mümkündür. Aksi halde kurtuluş mümkün değildir. Çünkü Moon’a göre geçmişte Yahudiler Eski-Ahit, Hıristiyanlar da Yeni-Ahit vasıtasıyla kurtuluşa ulaşma şansıma sahipti Ancak artık İlahi İlke’nin temsil ettiği Tamamlanmış Ahit dönemine geçildiğinden önceki kutsal metinlerin geçerliliği kalmamış-tır.

Hareketin lideri Moon taraftarlarının evlenmesine ve çok çocuk sahibi olmasına büyük önem verdiğinden her yıl toplu evlilik merasimleri düzenlemektedir. Bu çerçevede belirli şartları yerine getiren dünyanın çeşitli bölgelerinden farklı dinsel ve kültürel arka plana sahip Moon hareketi mensupları, Moon tarafından belirlenen şartları yerine getirmeleri şartıyla, önceden ilan edilen bir tarihte belirli bir yerde toplanır. Daha önceden birbirini görme ve tanıma imkanı bulamayan fakat ortak paydaları Moon’u Mesih olarak kabul etmek olan bu insanlar önce damat ve gelin adayları ilk olarak Moon tarafından iki gruba ayrılır daha sonra da yine onun tarafından eşleştirilerek kutsanarak birbirleriyle evlendirilirler. Burada dikkat çekici nokta Moon hareketinde iç evliliğin olması, damat ve gelin adaylarının da bizzat hareketin lideri tarafın-dan seçilmesidir. Hareket üyelerinin hem birbirlerini kontrol etmesi hem de birlikte hareket için çalışmaları ve harekete yeni üyeler kazantırmaları açısından önemli olan bu tür katalog evlilik uygulaması üzere FETÖ’nün de en önemli özelliklerinden biridir.

Hareketi geniş kitlelere tanıtarak hem tanınırlığını artırmak hem de her ay en az bir kişiyi Moonculuğa dahil etmek her Moon müridinin en temel görevidir. Bu görevlerini hakkıyla yerine getirebilmek için Moon üyeleri iletişim kurduğu kişileri misafir statüsünde bölgelerindeki Moon merkezlerine ve sohbetlerine davet eder. Bu şekilde misafir edilen kişiler hemen Moon öğretisiyle tanıştırılmaz. İlgili kişi son derece sıcak bir şekilde karşılanır ve iyi bir şekilde ağırlanır. Eğer bu süreçte kişinin sempatisi kazanılırsa bu sefer son derece lüks mekânlarda tertip edilen hafta sonu toplantılarına davet edilir ve yavaş yavaş Moon öğretileriyle tanıştırılmaya başlanır. Adaylara hoşça vakit geçirme imkânlarının da sağlandığı bu toplantılar vasıtasıyla hem sempatizan hem de taraftar kazanmayı kendine ilke edinen Moon hareketi farklı dinlere mensup din adamı, gazeteci, akademisyen, siyasetçi ve ben-zeri seçkin kitleleri kendi mekânlarına davet ederek onları en iyi şekilde ağırlamak suretiyle onlara hem öğretilerini tanıtmakta hem de yaygın bir sempatizan ağı oluşturarak lobi çalışması yapmaktadır. Örneğin 1990’ların başında ülkemiz-den kırk günlük bir program dahilinde gazeteci, akademisyen, siyasetçi ve ilahiyatçıdan oluşan yaklaşık 40 kişilik grubun, diyalog ve görüş alışverişinde bulunmak üzere Moon hareketi tarafından New York’a götürülerek burada ağırlandığı herkesin malumudur. Şüphesiz ki bu örnek sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Moon hareketi özellikle kurduğu The International Federation for World Peace Academy (1961), Professors World Peace Academy (1968) ve International Religious Foundations (1983) gibi bazı organizasyonlar vasıtasıyla düzenlediği konferanslar, sempozyumlar ve etkinlikler-le hem geniş kitlelere sesini duyurma hem de kendi lehine lobi çalışmalarında bulunmaktadır. Bu etkinliklere davet edilen akademisyen, gazeteci ve iş adamlarına Moonculuğun iyi bir tanıtımı yapılmaktadır. Moon’un eşi Hak Ja Han’da zaman zaman ABD ve ABD dışında verdiği konferanslarla eşine yardımcı olmaktadır. Hatta onun bayanlara yönelik konferanslar serisinin bir halkası da 1993’te İstanbul’da gerçekleşmiştir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde pek çok ülkede faaliyetlerini sürdürmekte olan Mooncular, yaklaşık üç-dört milyon taraftarı ile özellikle ABD, Kore ve Japonya’da yoğunlaşmış durumdadırlar.

1980’li yılların başından itibaren Türkiye’de kısa aralıklarla düzenlenen uluslararası nitelikte seminer ve konferanslarla etkinliklerde bulunmaya başlayan Moon hareketi yukarıda ifade ettiğimiz gibi çeşitli zamanlarda siyasetçi, akademisyen, iş adamı, gazeteci ve benzeri meslek kuruluşlarından oluşturulan grupları New York’taki merkezinde ağırlayarak hem onlara Moonculuk propagandası yapmış hem de Moonculuk lehine bir kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığı bilinen bir olgudur.

Prof. Dr. Mahmut Aydın

Prof. Dr. Mahmut Aydın FETÖ Opus Dei Hareketi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert