Orhan Aldıkaçtı’nın Kehaneti
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Orhan Aldıkaçtı’nın Kehaneti
13.01.2017 08:31:45

 

Orhan Aldıkaçtı’nın Kehaneti

Bahriye mektebinde iken Hukuk derslerimize zamanın Anayasa Profesörlerinden Orhan Aldıkaçtı giriyordu. Kendisinin komünizm ile ilgili oldukça ağır sözlerinden dolayı Marksizm’e gönül vermiş öğrencilerin nefretini kazanmıştı. Boyu da kısa olduğu için “Minik Yobaz” lakabı takılmıştı. O devir; Marksistlerin güçlü olduğu bir devirdi ve Komünizme karşı gelen birisi olmak yobaz denmesi için yeterliydi.

Hoş bende Aldıkaçtı’yı sevmezdim lakin benimki solculuktan değildi. Çünkü Aldıkaçtı, halen yürürlükte olan 1982 Anayasasının mimarıydı ve 12 Eylül 1980 darbecileri ile arasından su sızmıyordu. Evren’e “nasıl bir anayasa istiyorsunuz?” diye sormuş o da “şöyle tazelerinden olsun biraz da üsttekilerden” diyerek, kendilerine manavdan şeftali alır gibi bir anayasa hazırlamıştı.

Kenan Evren, dindar insanlara yaptığı baskı ve zulüm ile meşhur olmuş faşist bir darbeci idi. Dini konularda ahkâm kesmekten hoşlanırdı. Erzurum gibi dindar bir vilayette konuşurken dahi utanmadan orucunu bozacak kadar küstah birisiydi.

Sık sık tv ekranına çıkmayı severdi. Netekim, askeri okul öğrencilerine dünyayı dar etmek için elinden geleni ardına koymazdı. Bu faşist darbeci zamanında binlerce askeri okul öğrencisi okuldan atılmıştı. Televizyon ve meydanlarda yaptığı konuşmalarda iki sözünden bir tanesi “irtica” olup askeri okulda irticaya taviz verilmeyeceğini tekrar eder dururdu.

Tabii durumdan vazife çıkaran okul yöneticileri de namaz kılan askeri okul öğrencilerini takibe alır (bugünkü ifade ile fişler) okul bitmeden okuldan postalamaya çalışırdı. Amirlerinin gözüne girmek için okuldan atılan binlerce öğrenci için kâbus dolu yıllardı. Biz de fişlenmiş öğrencilerdendik ve defalarca sorguya çekilip anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirirlerdi. Sayısı binlerce olan bu öğrencilerle ilgili bir hatıramı söylersem işin vahametini anlayabilirsiniz…

Bir gün İstanbul Üniversitesinde doktora dersleri alırken hocamızdan birisi Kara Harp Okulundan Talat Aydemir zamanında atılanlardan çıkmıştı. Hangi okuldan geldiğimizi sorardı. Askeri okul cevabını alınca da eyvahlar olsun başlardı kendisine yapılan haksızlıkları anlatmaya…

Eşimin başörtüsü nedeniyle Yüksek Askeri Şura Kararları ile ordudan atıldığım için irticanın ne derece tehlikeli olduğunu da bu vesile ile öğrenmiş oluyordum. Neyse ders bittikten sonra sınıf arkadaşlarımdan bir tanesi kimsenin duymamasına özen göstererek “biliyor musun ben de Kuleli Askeri Lisesinden atıldım” dedi. Daha sonra bazı öğrenci ve hocaların da Gülhane Askeri Tıp Akademisinden ve diğer askeri okullardan atıldığını söyledi. Çok şaşırmıştım. Meğerse etrafımız irtica kaynıyormuş da haberimiz yokmuş.

O dönem yine doktora dersi hocalarımızdan “ikna odaları” Profesörü Nur Serter’den de ders alıyordum. Askeriyeden atılan öğrenciler belli ki irticanın belini kıramamış bu sefer üniversite öğrencilerinin canına düşmüşlerdi. Öğrenci kıyımı müthişti. Binlerce başörtülü kız ya okuldan atıldı ya da başlarını açmak zorunda kaldı.

Bu kıyımda toprağı bol olsun bir ilahiyat profesörü ve meşhur zındık F. Gülen’in büyük rolü vardır.  Zira “başörtüsü teferruattır” ve Kuran’da başörtüsü yoktur gibi sözler; bu denyoların işiydi. Faşistlere müthiş bir güç hatta kuvvet, moral ve motivasyon sağlamışlardı. Biz kavga gürültü ile “tam başörtüsü zulmünü kaldırdık” derken bu kavatlar tekere çomak sokmuş zulüm yeniden hortlamıştı.

İşte “seksenli yılların” kısa bir özeti budur. Meşhur Tv dizisinin yapımcıları, benim bu sözlerimi de senaryo haline getirip yayınlaması gerekir. Çünkü toplumun çok büyük bir kesimi bundan etkilenmiştir.

Gelelim seksenli yılların bir de iyi tarafına. Bizim “Minik Yobaz” yani Aldıkaçtı, bir kehanette bulunmuştu. Helene Carrere D'encausse isimli bir yazarın “Parçalanan İmparatorluk” isimli kitabını eline alıp göstererek; “Sovyetler Birliğinin bölüneceğini” söylemişti. 1984 yılında böyle bir şeye kimse inanmazdı. Hele hele Nazım Hikmet gibi Marksistlerin yetiştiği Deniz Harp Okulunda bunu söylemek dahi cesaret isterdi.

Fakat Minik Yobaz’ın ikna kabiliyeti çok güçlüydü. Derslerde Marksist öğrencilerle dalga geçmek için konular açar, komünizmi yerin dibine batırırdı. Bir gün “Parçalanan İmparatorluk” kitabını getireceğini söylemişti Netekim parasını veren öğrencilere epeyce bir kitabı satmıştı. Lakin okusa da kimse ikna olup böyle bir şeyin olacağına inanmıyordu.

Gel zaman git zaman; 1990 yılında savaş gemileri ile Sovyetler Birliği’nin Sivastopol askeri limanına gittik. Sovyet Donanması ev sahipliğinde dostluk törenleri yaptık. Hatta tören kıtası komutanı olarak Panorama’da geçiş merasiminde bulundum.

Fakat bu ziyarette şunu anlamıştık ki Sovyetler Birliği parçalanıyordu.  Meçhul asker anıtı önünde yapmış olduğumuz tören aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin mezar taşını dikme töreniydi. Netekim aynı yıl Sovyetler Birliği tam 15 parçaya bölündü. Bunlardan 5 tanesi Türk Devletiydi ve Azerbaycan hariç tek bir kurşun atmadan bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı.

Komünist Partinin Lideri Gorbaçov, Glasnost ve Perestroyka adı altında girişimlerde bulunmuş batmakta olan Sovyet ekonomisini kurtarmaya çalışmıştı. Lakin Afganistan ve Çeçenistan yenilgileri bir de Türk Savaş Gemilerinin Sivastopol ziyareti Gorbaçov’un girişimlerini boşa çıkarmıştı.

Evet, Minik Yobazın kehaneti tutmuştu. Bundan sonra da benzer bir durum yaşanacaktır. Zira Rusya’nın ekonomik durumu Kırım İşgali nedeniyle uygulanan ambargolardan dolayı perişan durumdadır. Tek nefes borusu olan ve kendisine ambargo uygulamayan Türkiye ile yeniden ilişkilerini düzeltti ve Rusya Federasyonunun ömrünü bir parça daha uzatmaya muvaffak oldu.

Rusya Federasyonu halen 21 devletten ve toplamda 88 özerk yapıdan meydana geliyor. Bu yapılar adlarını çoğunluğu oluşturan etnik unsurların isimlerinden alıyorlar. Tataristan, Başkırdistan, Karelya vs. gibi birçok federasyonu var. Bunların ayrı bir meclisi hatta başbakanı bile var. Çeçenistan’da Kadirov gibi kukla başbakanlar olduğu gibi dişli ve azınlık haklarını savunan yöneticiler de var.

Bunlar Rus ekonomisinin felç olması halinde Federasyonda bir gün dahi durmazlar. Eğer petrol fiyatlarındaki düşük fiyat devam eder hatta bu seviyelerde kalır ise petrol ve doğalgaz dışında hiçbir geliri olmayan Rus ekonomisinin buna dayanma ihtimali yoktur.

Eğer Trump akıllı davransa Çin’den önce Rusya’nın işini kolayca bitirebilir. Bu kapitalist vahşi Batı, akbabalar gibi ilk fırsatta Rusya’nın başına üşüşmekten çekinmez. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

İşte yakın bir gelecekte Minik Yobazın kehanetine benzer bir durum Rusya’nın başındadır. Türkiye ile iyi ilişkileri devam ettirmek herkesten daha fazla Rusya’nın işine gelmektedir. % 20’si Müslüman olan bu ülke Türkiye ile iyi ilişkileri sayesinde Avrupa denkleminde söz sahibidir ve güç gösterişine girebilmektedir. Yoksa kâğıttan kartona benzeyen Rus ekonomisi rekabetçilikten yoksun olduğu ve devletçi ekonominin sıkıntılarına maruz kaldığı için zor durumda kalmaya devam edecektir, vesselam…

Vehbi KARA

 

Talat Aydemir 1982 Anayasası Kenan Evren Orhan Aldıkaçtı
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert