Şairin Kuşkusu..
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Şairin Kuşkusu..
02.07.2017 14:25:27

 

Şairin Kuşkusu..

Özgür çöllerde bin yılda birikmiş Aşkın ve şiirin kıldan ince kılıçtan keskin sıratlarından geçmiş

Özgür çöllerde bin yılda birikmiş

Aşkın ve şiirin kıldan ince kılıçtan keskin sıratlarından geçmiş

Saf bedevi türkülerinden cevher seçmiş

Nizami, Molla Cami, Fuzuli daha nice ulu şairin kalemiyle

Anıt eserlerin en büyüklerinden,

En arı duru eğilmez bükülmez benzeri olmaz değişmez dönüşmez.

Bin zırh ve bin kalkan içinde ipek kadar

Kaygan çelikten bir gövde burç ardında burç

Kale ötesinde kale yaz gündüzünden açık gizli kış gecesinden gece.

Bir öykünün önünde nasıl durdun.

Niçin kendini bu sarp yola vurdun.

Daha iyisini mi yazacaksın içlilikte Fuzuli'den,

Daha ileri mi gideceksin hayalde Nizami'den,

Daha derine mi ineceksin Câmi'den,

Çağın geçer akça konuları dururken

Bu ateşten işe giriştin, neden?

Diye bir kuşku yedi bu kitabın şairini.

Yaşadı âdeta Leylâ Mecnun hikâyesini

Aylar yıllar geçti yazamadı tek mısra.

Sanki önü kapalıydı yüksek dağlarla.

Sanki yasak bir bölgeye girmişti.

Güneşin gözünü kamaştıran bir gölgeye girmişti.

Karanlık mağaradaki son mum da sönmüş.

Gün Doğmadan çevre, uyumsuzluk gezegenine dönmüş,

Günler günlere böyle devretti.

Borcu yarım kalan kitabı bütünleme tutkusunu.

Yarım bırakmamıştı şimdiye kadar hiç bir işi.

Bitirmeli giriştiği işi kişi.

Ama söz ve yazının yerini tuttuğu o yaşanmayan anlar sarmıştı ufku. Şairler yaşayamadıklarını yazarlar.

Ama o yazılacak olanı yaşarlarsa susarlar.

Dil kımıldamıyor ağız kapalı. Kalem cepte küf tutmuşçasına saklı.

Anladı ki bu öykü başka bir öykü,

ne şiir işi sadece ne türkü,

Leylâ ve Mecnun dönüp bakıyorlar Cennet'ten.

Bir işaretle hep sus diyorlar.

Sus, yazma, kır kalemi, çevrene bak.

Korkmadan dal ölümün ve hayatın gözbebeklerine.

Neler göreceksin onları dinle.

Anlatabilirsen onları anlat.

Odur işte bizim hikâyemiz.

Ayaklar altında çiğnenen sevgiler.

Kırılan onurlar... odur bizim hikâyemiz.

Zindanlarda boşanır kadehimiz,

Aç susuz ve tekmelenmiş,

zavallı hayvanların bakışlarında.

Çatlamış yüreğimizin kavı tutuşur.

Öksüzün ufkunda hayallerimiz uçuşur.

Dulların yetimlerin köle ve esirlerin,

yoksulun çaresizin gönlündeki

burukluk bizim anımızdır.

Anlatırsan bütün bunları bizi anlatmıştır

LEYLÂ İLE MECNUN.

Ama şairin aklı takılmıştı bir kere,

yarım kalmış bitmeye arzusuz hikâyeye,

Hilâl dönemini aşmış ama dolunay olamamış bir ay elbet bütünlenmek ister.

Ama kalemde bu mucize kudreti ve göklere mahsus güç ne gezer?

Bir yerdesin ki ne geri dönebilirsin ne de bir adım ileri gidebilirsin.

Ne de olduğun yerde durabilirsin.

Duyuş düşüncede düşünce duyguda.

Yatırılmış gibi gizli bir uykuda.

Bir rüyanın çarpılışına şahit olmak.

Perilerin çeşmeye yansımasından.

Doğan ışık ve alevlerin titreyişi gibi

etraftan geçen geçmiş zaman hayallerinin

gözyaşı döktüren mahkûmluğunu tatmak.

Ve birden yazmıyorum dedi.

Sen zorla beni, sen görevlerin görevi,

sen zorla gecenin kelebeği,

Namaz bitimlerinin sır dili,

Oruç ikindilerinin şehri,

Sen zorla beni…

Sezai KARAKOÇ Leyla ile Mecnun şairin kuşkusu

sezai karakoç
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert