Sanatın vazifesi Ahlâklı İnsan Yetiştirmektir
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Sanatın vazifesi Ahlâklı İnsan Yetiştirmektir
14.10.2018 14:00:00

 

Sanatın vazifesi Ahlâklı İnsan Yetiştirmektir

Türk mûsikisinin zirve şahsiyetlerden biri Neyzen Niyazi Sayın. Hocaları ve feyz aldığı şahsiyetler arasında kimler yok ki: Halil Dikmen, Mustafa Düzgünman, Necmeddin Okyay... Ahmed Sadreddin yazdı.

Üsküdar’da ara sokaklardan birinde yürüyoruz. Birkaç genç ayakta, bakışları önlerinde. Gençlerin ortasında bir sandalyeye oturmuş büyük sanatkar neyzen Niyazi Sayın. Hanımımla konuştuğumuz mevzuu yarıda kesip gençleri dağıtıyor ve hürmetle elini öpüyorum. Belki neye uğradığını şaşırıyor ama bozuntuya vermeden, memnun bir tebessüm bağışlıyor. Sıradan bir günün tam ortasına bir gül düşüyor. Sonra kaldığımız yerden devam. O günden sonra Üsküdar’da yürürken ister istemez 'acaba rastlar mıyım?' diye düşünüyorum.

Türk mûsikisinin zirve şahsiyetlerden biri neyzen Niyazi Sayın. Çok meşhur sanılsa da öyle değil. Yalnızca Türk müziğine merak salan herkesin uğradığı bir liman olması, onun herkes tarafından tanındığı zannını uyandırıyor. En son cumhurbaşkanlığı tarafından ödüle layık görülmesiyle bir kez daha gündeme geldi. Fakat sanatçılığından ziyade İstanbul beyefendiliği sebebiyle. Medya tabii ki güzelliklere dikkat çekmez, ben de biliyorum bunu. Şu sebeple gündeme geldi Niyazi Sayın. Konuşmasında 'reis-i cumhur hazretleri' ifadesi kullandığı için. Müslümanca yaşayan insanların hemen herkese hürmet etmek için bahaneler aradığından ve bunu ifade etmek için kullandığı kelimelerden haberdar olmayanlar, Niyazi Sayın'ı cumhurbaşkanını 'hazret' makamına çıkarmakla eleştirdiler. Halbuki çok değil, yetmiş-seksen sene evvel konuşmalarda ve yazışmalarda böylesi hitaplara rastlanırdı. Bu kısmı geçip neyzen Niyazi Sayın'dan bahsedelim.

Gramofonun iğnesini takmaktan musikide üstadlığa bir ömür

Üsküdar’da, Açık Türbe de denilen Doğancılar semtinde 1927 senesinde dünyaya gelir Niyazi Sayın. İlk ve ortaokul tahsilini Üsküdar Paşakapı’da, liseyi Haydarpaşa ve Beyoğlu’nda okur. Okul yıllarında çeşitli spor dallarıyla ilgilenir. Hatta bir dönem Fenerbahçe'nin genç takımında futbol oynar.

Niyazi Sayın'ın muhterem pederi, kendisini genç yaşta müziğe teşvik eder. Zaten, yaşadıkları hanenin içinde müzik hep vardır. Babası kimi zaman evlatlarını çevresine toplar, borulu gramofona Tanburî Cemil Bey'in plaklarından biri konur ve böylece mûsiki zevk ederlermiş. Bu zamanlarda Niyazi Sayın'ın görevi gramofonun iğnesini takma işidir. O günler ve Tanburî Cemil Bey'in icraları, sanat hayatına büyük katkılar sağlar.

Haydarpaşa Lisesi’nde okuduğu yıllarda en başarılı olduğu dersler arasında edebiyat, müzik ve spor başı çeker. Daha o yıllarda güzel sanatlardaki kabiliyeti, kendini derslerinde belli eder. Fakat İkinci Dünya Savaşı yıllarının getirdiği sıkıntılardan ötürü tahsilini tamamlayamaz. Niyazi Sayın'ın plastik sanatlara büyük ilgisi ve yeteneği vardır. Küçüklüğünden beri en büyük zevklerinden birinin, mahalleden bazı arkadaşlarıyla birlikte resim ve ağaçları oyarak küçük heykelcikler yapmak olduğunu söylerler.

Halil Dikmen'den sadece ney dersi değil, ahlak dersi de aldı

Niyazi Sayın'ı, ulaşılması güç bir müzik zirvesi yapan bir diğer hadise de bir ikindi vakti yaşanır. İkamet ettikleri semtin camiinden bir ikindi ezanı yayılır. Kendisine oldukça tesir eden bu sâdânın kime ait olduğunu merak ederek camiye yönelir. Namazdan çıkanlar arasında mahalle büyüklerinden Mustafa Düzgünman'a ezanı kimin okuduğunu sorar. İhtimal ki mûsikîden anlayan bir genç görmek Düzgünman'ı sevindirmiştir. Mustafa Düzgünman ezanı okuyanın kendisi olduğunu ve eğer isterse kendisinin de meşk halkalarına katılabileceğini ifade eder. Niyazi Sayın'ın Türk mûsikisiyle daha ciddi olarak ilgilenmesi bu meşk halkasına katılmasıyla başlamıştır diyebiliriz.

Dahil olduğu meşk halkasında okunan eserlerin güftelerinin izini sürdüğünde tasavvufla hemhâl olmaya başlar. Mustafa Düzgünman'ı 'velinimetim' diye anar Niyazi Sayın. Bugün sahip olduğu sanatlarda önderi olan Düzgünman'ın attar dükkanında toplanan büyük zatların sohbetlerinden feyz alır.

Türk müziğini icra sazları arasından neden ney sazını seçtiğinin ve ney'e olan sevgisinin sebebini hâlâ bilmediğini söyler Niyazi Sayın. İlk sazını Üsküdar Mûsiki Cemiyeti neyzenlerinden Emin Bey'le birlikte, Beyazıt'taki Osman Dede'den alırlar. O günün, hayatının en önemli ve unutulmaz günlerden biri olduğunu söyler. İlk olarak Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Abdülbaki Dede’nin oğlu neyzen Gavsi Baykara'dan ders alır. Sonrasında, hayatında büyük tesirleri olan Necmeddin Okyay, kendisini neyzen Halil Dikmen'le tanıştırır. O devrin en büyük neyzenidir Halil Dikmen. Necmeddin Okyay'ın vesilesiyle Dikmen'in talebesi olur. 15 yıl boyunca her Perşembe günü hocasından ney dersi alır. Hocasının kadrini şu cümleyle ifade etmeye çalışır Sayın: “Bir daha böyle bir hocanın bulunacağını tahmin etmiyorum.”

Geleneksel meşk halkalarında yalnız eğitim verilmez. Öğretilen sanatın yanında insanlık, Müslümanlık dersi de verilir. Bu dersler ya da sohbetler, gerçek manada sanatçı olmakta en büyük etkendir. Meşk halkalarının talebeler üzerindeki etkisini Niyazi Sayın'ın ifadeleriyle aktaralım: “Bir gün hocamdan ders almak için müzeye geliyordum. Bahçede, hocadan ders alan akademi talebelerinden Cemal’e rastladım. Hatırını sordum, bana şöyle dedi: 'Niyazi; ben artık hocadan ders almayacağım. Çünkü onun yaptıklarını neyde yapmaya imkan yok. Ama şunu bil ki yine Hoca’ya geleceğim. Ney dersi almak için değil, ahlâk dersi almak için' şeklindeki ifadesi hiç aklımdan çıkmaz."

Mustafa Düzgünman'dan bir çok sanat öğrendi

Niyazi Sayın, Türk mûsikisi yolundaki ilk rehberi Mustafa Düzgünman'dan ilahilerin yanı sıra ebru, cilt ve fotoğrafçılık ve tespih koleksiyonu yapmayı ve her türlü tespihin değerini takdir etmeyi öğrenir. Tespihe olan merakı münasebetiyle altı ay kadar da Edirnekapı’da Galip Usta’dan tespih yapmasını öğrenir. Hocası neyzen Halil Dikmen’den ney derslerinin yanı sıra resim dersi de almaya başlar. Bu günlerde, hocasının arzusuyla konservatuara da devam eder.

1950'li yıllarda Üsküdar Mûsikî Cemiyeti ile ve neyzen Dede Süleyman Erguner'le İstanbul Radyosu’nda saz eserleri icra eder. Nevzat Atlığ'ın teklifi ile İstanbul Radyosu'nda görev alır. Münir Nureddin Selçuk’un teklifiyle İstanbul Belediyesi Konservatuarı icra heyetinde vazife alır. 1980 yılında Amerika’nın Seaatle Üniversitesi’nde tanbûrî Necdet Yaşar ile Türk mûsikîsi eğitimi verir. Aynı zamanda İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerde de çeşitli zamanlarda verdiği konserlerle Türk mûsikisini tanıtır. Amerika’da bulunduğu sürede iki kez de ebru sergisi açar.

Feyz aldığı üstadları saymak gerekirse; Mustafa DüzgünmanŞeyh Hayrullah EfendiMızıkalı Muhiddin EfendiZekâî Dede’nin talebesi Kadırgalı Hüseyin Fahrettin EfendiHafız Ali Efendi,Kadıköylü Vahit Bey, Emin OnganŞefik Gürmeriç ve bilhassa Mesut Cemil Bey gibi isimler zikredilebilir.

Neyzen Halil Dikmen hocasının, başta ney olmak üzere her durumda kendisine olan yardımlarını hiçbir zaman unutamayacağını söyleyen Niyazi Sayın, bir köklü ekol olan ney tavrının son temsilcilerinden ve Türk mûsikisinin bugün elde kalan bir kaç taşıyıcısından biridir.

Tanburî Cemil Bey’e büyük bir muhabbeti vardır Niyazi Sayın'ın. Cemil Bey'in icra kayıtlarından ve oğlu Mesut Cemil Bey’den istifade etmiş olduğunu her fırsatta vurgular. Sanatıyla Tanburi Cemil Bey ve neyzen Halil Dikmen'in üslûbunu birleştirmeyi yegane arzusu olarak ifade eder ve “Sanat hayatım içinde her ikisinin tevhidi ile ortaya bir şeyler koymuş isem, kendimi bahtiyar addederim.” der.

Bir gün Cemil Bey'in evinin önünden geçerken, büyük sanatkarın evinin birileri tarafından yıkılmakta olduğunu görür ve bu binadan geleceğe taşınabilecek parçaları; evin kapısını, kapı tokmalarını ve pencere kafesini satın alır. Kapıyı sanatçı dostu büyük tanbur üstadı Necdet Yaşar'a hediye eder, diğerlerini de kendine saklar.

Sayın'dan önce, Sayın'dan sonra

Niyazi Sayın’ın ney icrasında yeni kalıplar ve pozisyonlarla bir dönüm noktası teşkil ettiği ve geleneği yenilediği yönünde müzik otoriteleri tarafından ortak bir kanaat oluşmuştur. Hasılı ney sazında bir “Niyazi Sayın öncesi” ve “Niyazi Sayın sonrası” vardır.

Niyazi Sayın çağımızın hezarfenidir. Onun sahip olduğu sanatları şöyle sayabiliriz: Ebru, fotoğraf, tesbihçilik, sedef kakmacılığı, gülcülük, balıkçılık, kuşçuluk, tenis raketi gerecek derecede ahşap ustalığı ve tabii ki ney açma. Niyazi Sayın'ın devlethanesini bir vesileyle görenler, hanesini bir çok sanatın birarada icra edildiği atölye olarak anlatırlar. Evindeki odalardan biri ebru sanatına, biri tesbihlerine, bir diğer oda ise bu sanatların icrası için gerekli aletlerin muhafazasına ayrılmış.

Türk müziğinin bu büyük üstadı, sanatta bir mevkiye gelebilmek için bütün yan sanatlarla ilgilenmenin şart olduğunu söyler. Fakat bütün bunlardan ziyade ve öncelikli olarak ahlâka vurgu yapar. Sanatın gayesini 'cemiyete ahlâklı insanlar yetiştirmek' olarak ifade eden Sayın'a göre üstün bir ahlâka sahip olmayanların sanatta başarılı olmaları mümkün değildir. Kişinin karakterinin sanatında hemen belli olacağını ve gerçek sanatkârların kalpleri temiz ve bütün mahlûkata karşı muhabbet dolu insanlar olduklarını ifade eder Niyazi Sayın. Bağlı olduğu meşk zincirindeki üstadları gibi Niyazi Sayın da sanatından istifade etmek isteyen talebelerden maddi çıkar sağlamaz. Aşk ve samimiyetle talib olanlara bütün birikimini aktarmaktan sakınmaz. Allah ömrünü, afiyet ve saadet üzere ziyade eylesin.

Ahmed Sadreddin yazdı

https://www.dunyabizim.com

Türk mûsikisi Niyazi Sayın Tanburî Cemil Bey
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert