şehir manzaraları, Recep Yazgan bi başka/1
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
şehir manzaraları, Recep Yazgan bi başka/1
08.09.2017 12:24:08

 

şehir manzaraları, Recep Yazgan bi başka/1

​Saygıdeğer Okuyucularımız!..

 Çeşitli vesilelerle bundan önce iki defa (1 ve 4 Eylül günlü köşe yazılarımızda) kendisinden ve eserinden bahsetmiş olduğumuz, “Gazeteci-Şâir ve Yazar Hemşehrimiz Sn. Recep Yazgan”ın“Şehir Manzaraları” adını verdiği, “Diriliş Postası” isimli gazetede neşredilmiş yazılarından derlenmiş kitabını, bugün şöyle bir “enine-boyuna ve de derinliğine” bir inceleyelim, diyoruz.

1-  “Fizikî Görünüm/ Dış Tanıtım”: Eser; 13x21 cm. ebadında,  kapak kartona renkli olarak basılmış, iç baskısında ise ithal kâğıdı kullanılmış, tamamı ise mükerrer olan 9 sayfa ile birlikte tam 398 sayfa.

2-  “Muhteva/Münderecat”:  Şehrimiz “Etüt Yayınları” tarafından “Uğur Ofset Matbaası”nda “15 Şubat 2017” tarihinde bastırılmış olan bu kitap, “Deneme” türünde hazırlanmış bir eser.

Kitabın 4-6’ncı sayfaları “İçindekiler”e ayrılmış. Birinci Bölüm;  7’nci sayfadan, “Öz Geçmiş ve Ön Söz” başlığı altında 7’nci sayfadan başlayıp 160’ta bitmekte, İkinci Bölüm;  161’nci sayfadan “Pokemonlar Ölmeli” başlığı altında başlayıp 291’de sona ermekte, Üçüncü Bölüm ise,  “Zulüm Ne Zaman Başladı?”isimli köşe yazısıyla 295’nci sayfadan başlayıp eserle birlikte sonlanmakta ve böylelikle de toplam olarak 97 köşe yazısına yer verilmiş olmaktadır.

a)- Bir Tenkîdin Tenkîdi: “Öz Geçmiş ve Ön Söz” başlıklı yazıda “Sn. Yazgan”, alışılmışın ötesinde böyle bir tanıtımın “edebi olarak hiçbir kıymeti olmadığını, ilmî, fikrî ve teknik olarak da hiç işe yaramadığını” söyledikten sonra aynen şöyle devam etmektedir: “Dediğim gibi, doğum yeri ve yılı, okuduğu okullar dışında öz geçmişte yer alan bütün bilgiler yalan, yanlış, eksik ve fazladır.” 

 Bu satırları ilk defa okuyan ve yazarını sâdece bu ifadesinden tanıyan bir kimsenin ilk intibaı/kanaati, O’nun hakkında elbette ki “aykırı bir kafa/yazar/kalem” şeklinde olacaktır.

Burada arkadaşımızın, “Samsun Sosyal Bilimler Lisesi”nin bir yayınına verdiği mülâkatta söylediği, 

 “Diyelim ki ben senin saç stilini beğenmiyorum ve sana ‘Ne kadar kötü bir saç sitilin var’ desem, benden nefret edersin, değil mi? İnsan; iyi de yapsa, kötü de yapsa, kendisine kötü yapıyorsun denmesinden hoşlanmaz.”  sözünü hatırlıyor, ancak yukarıda “serlevha” hâlinde sunduğumuz “Üstad” sözlerinden ve “Akademisyen Prof. Dr. Sn. Aydın Hoca”mızın “eleştiri” hakkındaki yazdıklarından bu konunun faydasına inandığımız için de eseri incelemeye devam eyliyoruz…

Kaldı ki, “Gazeteci-Yazarlık” yanında çeşitli gazete ve dergilerde “Yazı İşleri Müdürlüğü ve İmtiyaz Sahibi/Sorumluluğu” da üstlenmiş bir fikir ve kalem ehlinin, bu konuda mutlaka yapıcı tenkîdlerden pay çıkararak kendisini yenilemesinin zaruretine de can-ı gönülden inanıyoruz…

b)- “Uydurukça/Arı Dil” Üstüne: “Öz Geçmiş ve Ön Söz” başlıklı yazının devamında oldukça çarpıcı bir ifade ile malûm “Uydurukça/Arı Dil” konusunda “Sn. Yazgan” şunları söylemektedir: “Güzelim ‘hayat’ varken yerine ‘yaşamı’ tercih ediliyorsa, o kitabı kaldırıp atın. Yazarını yolda görseniz dahi tanımayın. Uydurukçanın başı sonu belli değil. Hiçbir kural tanımıyor. O kadar zavallı ve o kadar çaresiz bir dil ki, ne dediği, ne demeye çalıştığı belli olmuyor. Ahlaka bile sel-sal takısı getirip ahlaksal gibi ucube bir kelime oluşturulabiliyor. İdrak yerine algı, hile yerine aldatı, üslup yerine anlatı, hatırlama yerine anımsama, kültür yerine ekin ilh… Samimiyet yok, düpedüz art niyet. Hedef kesin ve net; yaşayan dilimizi yaşayamaz ve milli ve örfi değerlerimize bigâne kılmak.”, “Türkçenin öztürkçeleştirilmesinde maksat, yeter ki Kur’ân’dan uzak olunsun.”

Biz de gerek bu dediklerine ve gerekse “Dil Yaresi” başlığı altında 17-19’uncu sayfada yazdıklarına aynen katılıyor ve de kendisini can-ı gönülden alkışlıyoruz. Ancak, bu hassasiyetine rağmen eserinin 17 ayrı sayfasında bu uydurukça sözcüklerden olup kullandığı (Bilinç; Sy: 81, 172), (Yöntem: Sy: 90, 172, 275), (sebep yerine “Neden”: Sy: 99, 172, 255. 321), (Birey: Sy: 118), (Öykü: Sy: 125, 263), (Öneri: Sy: 177), (Algı: Sy: 204), (Öngörü: Sy: 237, 250) ve (Amacıyla: Sy: 367)’den de bunları, yeni baskıda “def etmesini” ümit eyliyor ve bekliyoruz…

c)- Bâzı İmlâ/Yazım Hatâları: “Sn. Yazgan”ın, “Zulüm Ne Zaman Başladı” başlıklı bölüm altında özellikle vurguladığı “Şapka Zulmü: İskilipli Atıf Hoca ve Rize Olayları ile Şalcı Bacı” meseleleri sebebiyle “şapka”ya karşı olduğunu biliyor ve de anlıyoruz ama “İnceltme/Uzatma (^) işaretlerinin konmayışı sebebiyle bâzı hatâlar” ortaya çıkmaktadır. Bunlar; bilindiği üzere Türkçemiz,  yazıldığı gibi okunan, okunduğu gibi de yazılan bir dil olması bakımından dünyanın en güzel dillerinden biridir. Bu bakımdan (^) uzatma/inceltme işareti veya şapka dediğimiz bu işaretin (imlâ/yazım kuralları açısından) ilgili kelimelerin üzerine mutlaka konulması, dil “belâgat ve fesâhat”ı (Bkz: Tercüman Gazetesi Temel Türkçe Sözlük: Kâmûs-ı Türkî; İst. 1985, c. 1, s. 106 ve 372) ve fonetik hassasiyeti bakımından önemli olduğu kadar,  aynı zamanda da bir dilbilgisi kuralıdır. Çünkü uzatma/inceltme  (^) işareti dediğimiz; “Hecelerin, uzatılarak söylenmesi için kullanılan; “a”, “i” ve “u” sesli harfleri üzerine konulan, (Arapça ve Farsça) dillerinden alınmış kelimelerden geldikleri ve bir kısmı da “nispet i’si” kelimelerden olduklarından mutlaka uzatılarak okunmaları, inceltme işaretiyle yazılmaları” (Bkz: Tahir Nejat Gencan-Dilbilgisi; Kanaat Yy. İst. 1991, s. 22-23) ve Türk Dil Kurumu İmlâ Kılavuzu-1985, 2012 baskıları gereği) icap ettiği hâlde “şapka”sız yazılan, dolayısıyla da “konuşulduğu gibi” yazılmayan ve kural dışı kalan kelimeler vardır.

 Bu uzatmalar;  benzer kelimelerin mânâ bakımından birbirinden ayrılmasını da sağlar. Meselâ, bir sebze-meyve pazarı olan, yer ismi “hal” ile durum-vaziyeti bildiren ve bir sıfat olan “hâl” kelimesi, ancak bu işaret sayesinde birbirlerinden ayrılabilirler. (Bkz: Sy: 75, 82, 89, 91, 116, 118, 132, 140, 211, 238, 239, 242, 243, 245, 246, 250, 254, 255, 262, 263, 274, 275, 290, 291, 298, 302, 303, 306, 326, 350, 356 ve 373).  Aynı şekilde; bir mevsim/tabiat hadisesi olan “kar” ile ekonomik/malî bir netice olan “kâr” (Bkz: Sy: 223) da onun sayesinde zihinlerimize kazınabilir. Diğer taraftan; babanın kız kardeşi olan “hala” ile yine bir durum-vaziyet bildiren  “hâlâ” kelimesinin de olaya süreklilik kazandırması ve doğru kelime ile yazılması bakımından mutlaka şapka (^)ları konulmalıdır. (Bkz: Sy: 153, 173, 180, 266, 373 ve 383).  Diğer taraftan,  bir “etnik/soy-sop” bağlantısını ifade eden “Çerkez’im, Laz’ım” derken kullanılan (a) harfi gibi,  “gerekli/lüzumlu” mânâsına kullanılan “lâzım” kelimesini de (^) “şapkasız/inceltmesiz” yazmak hatâlı olmaktadır. (Bkz: Sy: 231, 283 ve 315). “İşaret” noksanlığından değil de “harf” eksikliği sebebiyle hatâlı olan bir kelime de “direk” kelimesidir (Bkz: Sy: 225 ve 270) ki, “doğrudan doğruya” mânâsında “sıfat” olmasına rağmen buralarda (t) harfi ilâvesiyle “direkt” şeklinde yazılacak yerde “destek, dayanak”  anlamında ve isim olarak “direk” şeklinde çıkmıştır. Yeni baskılarında mutlaka düzeltilmesi gerekir.

Ali Kayıkçı / Denge Gazetesi - (Devam edecek)

Recep Yazgan Şehir Manzaraları Diriliş Postası
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert