Şehzade Mustafa’nın Katli Vacip miydi?

  • Yazının Tarihi: 16 Mart 2013 - 9:05
  • Yazar: Hülya BULUT
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
ŞEHZADE MUSTAFANIN KATLİ VACİP MİYDİ ? (KANLI TUĞRA)
 

                                                               Meded meded bu cihanım yıkıldı bir yanı
                                                        Ecel Celalileri aldı Mustafa Hanı

 
Yıl 1553, Ereğli  Ovası  dümdüz. Toprak hareketsiz, baygın yatmaktaydı. Güneşin, alışılmış bir gecelik yalnızlığına çekilirken “Kabil” olmayan bir tavrı vardı. Fırtınanın habercisi kara bulutlar hızla birbirinin içinden geçip, yükselip alçalmakta, koca ova, kara yılanlar gibi gökyüzünde çarpışan şimşeklerin ürkütücü sesleriyle yankılanmaktaydı.

Yedi İklimin padişahı daha ovaya ulaşmadan ,otağ_ı hümayun kurulmuş o ana kadar ovanın dingin ve huzurlu havası, kırmızı otağın ihtişamıyla bildik düzeninin dışında, yüreğine vahiy gelen insan edasıyla, önce sessizliğe gömülmüş ardından an ve an artan bir titreme nöbetiyle sarsılmaya başlamıştı.

Otuz sekiz yaşında, ince uzun, duru, günahsız bir yüz. Alnı çocukluk günlerinin sıcaklığıyla parlayan, göğsü sevgiyle atan bir delikanlı. Kırmızı ipek perdenin ardında bir karaltı. Gölgesinden belli heybetli,dimdik ayakta. Zaman, biri için yaşamla ölüm arasında ki kıl çizgide diğeri için iktidarına hükmetmek ve en büyük kalabilmek anının savaşı. Yaşamdan ölüme geçilecek soğuk göçün soğuk anları yaşanan. Hükmeden ne hisseder böyle bir anda, evlad ne hisseder, baba ne hisseder. Ya Devletl_ü Padişah ne hisseder?

Düşünceler ve duygular aynı yerden mi yönetilir böyle muazzam şer anlarında. Ya duyguların zihinde akışı yüzde izlenebilir mi? O gecenin sabahında yaşanacakları bilseler,mutaflar dokumazdı bu otağı, hayme mehterleri kurmazdı otağ_ı hümayunu.

Otağın içi sükunetle doluydu. Yedi direkli, yedi köşeli, köşelerinin her birinde puslu gölgeleriyle otağ mıh gibi kaskatı kesilmiş. Yedi köşesinde yedi cellad. Ellerinde domuz bağı ipler,gergin!

O uğursuz günün gecesi, müneccim başı gece boyu yıldızları seyretmiş midir? Sabah ezanıyla devletlüsünün huzuruna çıkıp, gökte ki en parlak yıldızın toprağa doğru ağır ağır kaymakta olduğunu bildirmiş midir?  Bilinmez!

Osmanlı Devletinin onuncu padişahı ve İslam halifelerinin yetmiş beşinci Sultanı Kanuni! Adaletli, kudretli, inançlı Süleyman. “Allah Allah diyelim” diye söze başlayan,evladın katlinin vacipliğini sordu da cevabını mı alamadı ya da vacip midir dendi ona? “Allah adalet yapanları sever”ayetini her işinin başında kullanan o değil miydi?

Perdenin ardında ki hünkar, sabah ezanının sesiyle irkildi. Otağa yayılan takva kokusu ruhunu okşadı. Ruhunda yükselen şefkat hamlesini yakalayamadan namaz için yerinden doğruldu. Secdeden başını son kaldırışında:”Ben karaların ve denizlerin hakanıyım,kuvvet ve kudretin doruğundayım…sesi kesildi,gerisini içine akıttı.Sesi inliyordu.Söyleyeceklerini kendisi bile duymak istemiyordu belli.Duyurabilseydi ! içinden geçenleri kendine itiraf edebilseydi! Korkuyordu devasa cüsse. Korkuyordu !

Hünkar belki de unuttuğu bir duayı terennüm için avuçlarını tekrar göğe kaldırdı. Türk atlarına Vistül Nehrinden su içirtmiş cihan şümul padişahı avuçlarını yüzüne bastırıp hıçkıra hıçkıra yüreğinin agusunu boşalttı. Vakarlı bir sessizlikle secdeden doğruldu. Nefsin sufli duygusuna ram olmayarak acısını yaşadı. Rahlede açık kalmış Musafın sayfasına takıldı gözleri. NEML suresini gördü. Gözlerinden akan yaşlara aldırmadan yerde duran sedef kakmalı,kilidine kurşun dökülmüş kutuyu özenle eline aldı.Sanki ondan güç alıyor gibiydi.Küfr ile okunan suyu içmişcesine sallanarak iki adım attı.Vicdanını kara kuşakla sırtına urban yapıp sıkıca sardı. Teninin üzerini sıcacık saran BABALIK LİBASINI çıkarıp HÜNKAR KAFTANINI sırtına geçirdi. Tam bu sırada ayak sesleri kırmızı ipek perdenin önünde durdu.

Bir ses!” Baba elin eteğin öpmeye geldim”.

Bir ses! Sevgi yüklü, yürekli, sevecen…

Bir göz uzaklıkta evlatla baba arasındaki görünenleri görünmez eden sisli sır perdesi.

Görünmeyen bir yüz, kan kırmızısı ipek perdenin ardında.

-Duyarsız, hissiz, merhametsiz bir yüz.

İki çift göz,karmaşık, sönmüş, kararsız!

Şehzade Mustafa…

Bi-çare, şaşkın.

 “Kan olmuş göz yaşları damlamakta yürek çukuruna.”

Bir insan azmanı Zal Mahmud, bir hamlede domuz bağını geçiriveriyor boynuna.

Bir hamle yapabilse,bir adım atabilse kurtulacak bu kabusdan Mustafa !

Olmuyor.

Yedi köşeden yedi cellad, yedi domuz bağı. Öyle kolay değil kabustan uyanıvermek.

Şehzade Mustafa: Acımadı der gibi bakışlarıyla…

_Acıyan yüreğim baba.

Son bakışları perdenin arkasına.

Mühür vurulmuş dudaklara,kanlı  tuğra çakılıveriyor alnının tam ortasına.

Yeniden baharlar gelecek yeniden güz dönecek yaza, fakat hiçbir şey aynı olmayacak bir daha!

Sorgulayan, bağışlamasız gözlerde iki damla yaş. Yürekler dillenmiş haykırmakta; Erken daha çok erken.

Tam ortada Şehzade Mustafa’nın cansız bedeni…

Yinede şanslısın be Mustafa! Kesilen başın bal torbasına konmadı, ya da koltuğunun altına sıkıştırılmadı. Tek parçasın her şeye rağmen.

Tepede! En üstte iki göz seyirde!

_Adalet nerede?

_ Tanrının elinde.

Tanrı sitemde perde arkasındakine!     
            
_Benim ellerim yok!

_El sendeydi Kanuni. Elde,dilde, hükümde sendeydi! kudrette,güçte,hepsi sendeydi.

Ölümü evladının alnına ilmek ilmek çarpan Kanuni sessiz. Kanuni bitkin… Elindeki sedef kakmalı kutuya daha bir sıkı sarılmış. Cinlerin meşveret yerinde kehleler , zümrüt yeşili taşlarla vusladda!  Çok uzaklardan yüreklerden acı olup dökülen Taşlıcanın beyitleri kulaklarında!

Yaprağını döksün ağaçlar bu cihan oldu hazan
Ata oğluna kıyar oldu acep oldı zaman?
Sen Muhibbi olasun sende muhabbet bu mudur?
Mustafa gibi çiğer kuşene şefkat bu mudur?

…Yıl 1566

İstanbul gri bir güne daha başlarken Adalet Kulesi yine kara bulutlarla kaplanmıştı. Has odabaşı elinde kilidi mühürlü,  sedef kakmalı kutuyla kapıda göründü.

Kurşun çözüldü, kilit açıldı!

Kimin olduğu bilinmeyen bir ses dalga dalga yayıldı zihinlere, Oradan yüreklere aktı…

 FERMAN PADİŞAHIN FETVA ONLARINDI !

Ahd_i Süleymani:Devlet_i Aliyenin bekası ve kutsal olan her şey için nice kanlar akmıştır.Bu akan kanın Şehzade Mustafanın ,Hasan  Hüseyinin , İbrahimin ya da dağda ki çoban Süleymanın kanı olması fark etmez…

 İNSANLAR ÖLÜR DEVLETLER BAKİ KALIR!

Verdiğim her türlü  na_mütenasib fermandan Allaha sığınırım.
Osmanlı Devletinin onuncu, İslam Halifelerinin yetmiş beşinci Sultanı:
                                                              KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Bir Yorum Yazın