Advert
Sultan II. Abdülhamid'i yüz yıl sonra Hayırla Yâd Etmek
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Sultan II. Abdülhamid'i yüz yıl sonra Hayırla Yâd Etmek
25.02.2018 11:00:00

 

Sultan II. Abdülhamid'i yüz yıl sonra Hayırla Yâd Etmek

Sağlam bir şahsiyetin tesadüfen oluşmadığını görebilmek

Yüzüncü vefat yıl dönümü münasebetiyle hakkında çokça kalem oynatılan ve kelam edilen Sultan II. Abdülhamid, Sultan Abdülmecid ile Tîrimüjgân Kadın Efendi’nin (Çerkesya 1819-İstanbul Feriye Sarayı 1852) ikinci oğulları olarak 21 Eylül 1842 tarihinde dünyaya gelmiştir. On bir yaşında annesini kaybettiği için, babasının emriyle, hiç çocuğu olmayan Rahîme Piristû Kadın Efendi (Çerkesya, Soçi 1826 - İstanbul, Maçka 1904) kendisine analık etmiştir. Özel hocalar tayin edilerek eğitilen şehzade, Gerdankıran Ömer Efendi’den Türkçe, Ali Mahvî Efendi’den Farsça, Ferid ve Şerif efendilerden Arapça ve diğer ilimleri, Vak‘anüvis Lutfi Efendi’den Osmanlı tarihi, Edhem ve Kemal paşalarla Fransız Gardet’ten Fransızca, Guatelli ve Lombardi adındaki iki İtalyan’dan mûsiki tahsil etmiştir. (1). Kuzey Arnavutçasını konuşabildiği ve konuşulanı anlayabilecek düzeyde Çerkesçe bildiği de malumdur. Annesi, babaannesi ve hanımı yanında bazı paşaları ile Teşkilat-ı Mahsusa’nın yönetim kadrosunun büyük oranda Çerkesler’den oluşması onun Çerkesçe’yi anlayabilecek düzeyde bilmesini yadırgamamak için yeterlidir.  

Anne sevgisinden mahrum kalması ve babasının kendisine yeterince yakın davranmaması onu çocuk yaşından itibaren yalnızlığa mahkûm etmiştir. Taht için uzak bir namzet oluşu dolayısıyla saray muhiti de kendisine fazlaca ilgi göstermemiştir. Saray halkı ve devlet büyükleri zeki, fakat düşünce ve kanaatlerini asla dışa vurmayan Şehzade Abdülhamid’den pek hoşlanmazdı. Bu yüzden herkesin uzak kaldığı bu akıllı şehzade, ancak babaannesi Pertevniyal Kadın’ın (Çerkesya 1812-İstanbul 1883) yardımı ile Sultan Abdülaziz’e yaklaşabildi. Zekâsı ve politik kabiliyeti dolayısıyla amcası Abdülaziz, onun serbest bir ortamda yetişmesine imkân verdi. Mısır ve Avrupa seyahatlerine onu da götürdü. Şehzadeliği oldukça serbest geçen Abdülhamid, Maslak çiftliğinde toprak işleriyle meşgul oldu. Burada koyun besledi, üstübeç madenleri işletti, borsada başarılı işlemler yaparak servet kazandı… (1).

Sultan Abdülmecid’in peş peşe Osmanlı tahtına geçen dört oğlundan ikincisi olan Abdülhamid-i Sânî’nin anne ve babasının yakın desteğinden mahrum olmasının ona kendi kendine yetme ve hadiseleri metanetle değerlendirmeyeteneği kazandırdığı söylenebilir.

Sultan II. Abdülhamid fikirlerini ve meramını fevkalâde güçlü bir ifadeyle ve nezaketle anlatırdı. Hafızası pek nadir insanlarda bulunabilecek kadar kuvvetli idi. Dikkati çekecek tarzda üst düzey bir zekâya sahipti. Bu sebeple görüştüğü kimseler üzerinde özel bir tesir bırakırdı. Vücutça zinde ve çevik idi. Daima sade giyinir ve hiçbir hususta gösterişten hoşlanmazdı. Erken yatıp erken kalkmayı alışkanlık edinmişti. Sabahları güneş doğmadan kalkar, duşunu alıp sabah namazını kılar ve hafif bir kahvaltı yapardı. Akşamları daima hafif yerdi. Kendisi ve ailesi için çok mütevazı harcamalar yapar, israftan titizlikle kaçınırdı.

Resim yapmaya, marangozluğa, atlara ve güvercinlere meraklıydı. Zaman zaman senaryosunu kendi yazdığı komedi tarzındaki piyesleri Saray’daki tiyatro grubuna oynatırdı. Bu oyunların hitap ettiği özel seyirciler olurdu ve bu suretle padişah seyredenlere bazı mesajlar verirdi.

İlme ve fenne önem verir, devlet işlerini görürken her meseleyi öğrenmek ister, her şeyi sorar, herkesin durumunu araştırır ve bu çerçevede memur tayinlerine bizzat müdahale ederek seçilecek zevatı tespit ederdi. Özellikle mülki ve askerî büyük memurların seçilip tayin edilmelerini yakından takip ederdi. Devlet memurlarına bu kadar müdahale ettiği halde, hâkimlerin seçimine hiç karışmamıştır. İdam cezasından hiç hoşlanmadığı da onun bilinen özelliklerinden biridir. Kurmuş olduğu istihbarat örgütü sayesinde gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında meydana gelen hadiselerden hemen haberdar olur ve ona göre çözümler arardı. (2).

Vefatının 100. yıl dönümünde hamiyetperver Sultan’ı hayırla yâd etmek

Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Selanik’te üç buçuk yıl kaldı. 1912 yılında Balkan Savaşı’nın çıkışı üzerine orada bulunması tehlikeli görülerek İstanbul’a getirildi ve Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirildi. Ömrünün son yıllarını burada geçiren Abdülhamid, bu arada I. Dünya Savaşı’nın çıkışına ve kötü gidişata tanık oldu. Beylerbeyi Sarayı’ndaki gözaltı süresi devam ederken, 10 Şubat 1918 tarihinde hayatını kaybetti. Padişahlara mahsus bir cenaze töreni ile Divanyolu’ndaki Sultan Mahmud türbesine, dedesi Sultan II. Mahmud ve amcası Sultan Abdülaziz’in yanlarına defnedildi. (2).

Üç kıtanın son hükümdarı Sultan II. Abdülhamid Hân’ı vefatının 100. yıl dönümünde hayırla yâd etmek üzere çok sayıda toplantı tertip edilmiştir. Mesela, 8 Şubat 2018 tarihinde İstanbul Kâğıthane’de Osmanlı Arşivleri Konferans Salonu’nda tertip edilen anma törenine Sultan II. Abdülhamid Hân’ın yaşayan torunları da iştirak etti. Törende onun İstanbul’a kazandırdıklarını özetleyen Sultan II. Abdülhamid Hân’ın Dersaadet’i adlı belgesel ve kitabının yanı sıra, 25. cülus yıldönümü vesilesiyle tüm yurtta imar faaliyetlerinin özetlendiği Tebriknâme-i Millî’nin tıpkı basımının tanıtımı da yapıldı. Törende 28 Ocak’ta icra edilecek olan “Sultan II. Abdülhamid Hân’ın Dersaadeti Foto Maratonu”nun kazananlarına ödülleri takdim edildi. Ayrıca tören öncesi Sultan’ın İstanbul’daki yapı envanterine dair “Belge ve Fotoğraf Sergisi”nin açılışı yapıldı.

Yüzlerce köşe yazısı ve onlarca televizyon programı yanında, Sultan II. Abdülhamid Han Konferansı, Sultan II. Abülhamid Han Söyleşileri, Abdülhamid Han 100. Yıl Anma Sergisi gibi kıymetli ve nitelikli etkinlikler düzenlendi. İstanbul Okmeydanı’nda Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nde gerçekleşen serginin açılışında konuşan İstanbul Valisi Vasip Şahin; “Bu millet esaret görmesin, mağdur olmasın diye 33 yıl boyunca gecesini gündüzüne katan ama sonunda maalesef gadre uğrayan bir padişahın vefatının 100. yıl dönümünde hazırlanan bu nadide eserleri tüm İstanbulluların hatta diğer şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımızın görmesinde çok büyük bir fayda görüyorum.” diyerek serginin önemine dikkat çekti. Müzenin kurucusu Nejat Çuhadaroğlu ise; “Sergi alanında 500’e yakın eser sergileniyor. Abdülhamid Han 34 yaşında 34. padişah olarak 33 sene bu ülkenin en önemli, en kritik dönemine imza atmış bir padişah olarak çok önemli bir kişi. O açıdan tarihe olan ilgi ve alakanın artırılması ve geçmişimizi, tarihimizi çok daha iyi öğrenip anlayabilmemiz için böyle bir sergi açma kararı aldık.” (3) diyerek tüm vatandaşlarımızı Pazartesi hariç her gün açık olan ve 17 Mart’a kadar açık kalacak olan sergiyi ziyaret etmeye davet etti. 

Tebrîknâme-i Millî’de Sultan II. Abdülhamid’in 25 yıllık devasa icraatını görmek

“Son dönem Osmanlı tarihinin en kudretli Padişahı Sultan II. Abdülhamid’in 33 yıllık saltanat dönemi yeterince incelenmediğinden, hakkındaki menfi ve kasıtlı propagandalar sürmektedir. Sultan’a yönelik önyargıların Avrupa mahfillerinde destek bulması, konuyu daha da karmaşık hale getirmektedir. Dolayısıyla Sultan Abdülhamid’in kişiliği ve yönetim anlayışı hakkında yapılacak yeni araştırma ve yayınlar günümüzde karşılaştığımız birçok iç ve dış sorunun idraki bakımından önem taşımaktadır. Tebrîknâme-i Millî kitabı, Sultanın devlet anlayışı ile politika ve icraatlarını ortaya koyması bakımından söz konusu ön yargıların giderilmesine katkı sağlayacak önemdedir.

Kitapta Sultan II. Abdülhamid’in 25 yıl boyunca kendi tahsisatından İmparatorluğun her bir köşesinde yaptırdığı hayır ve hasenat, imar faaliyetleri, fakir halka kömür ve erzak dağıtımı gibi sosyal yardımlar ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Kitapta yer verilen o döneme ait zengin görsel malzemeler ise ayrıca önem taşımaktadır. Bu kitap sayesinde ayrıca Sultan Abdülhamid’in kendi bütçesinden başta İstanbul ve ilçeleri olmak üzere İmparatorluğun bütün vilayetlerinde inşa ve ihya ettiği cami, mektep, medrese, dergâh ve türbeler ile köprü, yol, su gibi bayındırlık, hukuk, güvenlik, tarım ve sağlık hizmetleri için yapılan yatırımlar ortaya konulmuş olacaktır. Böylece İstanbul, Mekke ve Medine öncelikli olmak üzere İmparatorluğun her köşesinde ihya edilen ve bir kısmı günümüze ulaşamayan eserlerin bir envanterine ulaşılmış olacaktır.

Sultanın 31 Ağustos 1876’da tahta çıkışından 1900 tarihine gelene kadar geçen 25 senede Maliye hazinesi dışında sadece kendi tahsisatı ve bütçesinden imparatorluğun ihyası için 72 milyon kuruşu aşan miktarda bir sarfiyat yaptığı görülmektedir. Diğer taraftan Sultan’ın şahsi tahsisatından sadece Müslüman coğrafyasındaki Müslim-Gayrimüslim bütün vatandaşlara değil İran, Amerika, İtalya, İngiltere, İsviçre, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi devletlerde doğal afetlere maruz kalan halka, bu ülkelerde faaliyet gösteren bilim, hayır ve eğitim kurumlarına cömert yardımlarda bulunduğu da dikkati çekmektedir.” (4).

Yanlışı itiraf, hakkı takdir ve itibarı iade edebilmek

İttihat ve Terakki fırkası içinde Sultan II. Abdülhamid’e düşmanlık edenler oldukça fazladır. Bunlardan daha sonra pişman olan ve hatalarını itiraf edenler de olmuştur. Burada onlardan iki ünlünün pişmanlıklarını dile getirdikleri şiirlerinden kısa birer iktibasla yetinelim:

 

Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhâniyetinden İstimdat

Târihler ismini andığı zaman,

Sana hak verecek, ey koca Sultan;

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyâsî padişâhına.

 

“Pâdişah hem zâlim hem deli” dedik,

“İhtilâle kıyam etmeli” dedik;

Şeytan ne dediyse, biz “belî” dedik;

Çalıştık fitnenin intibâhına.

 

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,

Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.

Sade deli değil, edepsizmişiz,

Tükürdük atalar kıblegâhına!

(Rıza Tevfik Bölükbaşı)

 

Pâdişâhım, gelmemişken yâda biz,

İşte geldik senden istimdâda biz,

Öldürürler, başlasak feryâda biz,

Hasret olduk, eski istibdâda biz!

 

Dem-bedem coşmakta fakr u ihtiyaç,

Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç,

Memleket mâtemde, öksüz taht u taç,

Hasret olduk eski istibdâda biz!

(Süleyman Nazif)

 

Yazımızı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Vefatının 100. Yılında Sultan Abdülhamid’i Anlamak” programında Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı konuşmadan bir iktibasla bitirelim:

“Dünyanın son evrensel imparatoru olarak kendi damgasını vuran Sultan Abdülhamid ülkemizde yıllarca görmezden gelinmiş ve karalanmaya çalışılmıştır. Bu ülkenin çoğu aydının gözünde kendisi sözüm ona 33 yıllık istibdat rejiminin başıdır. Sultanın hakkını teslim edecek birkaç tespit bile sizi bu insanların gözünde cumhuriyet düşmanı yapabilir… Tarih bir millerin sadece mazisi değil istikbalinin de pusulasıdır. Biz birileri gibi tarihimize yüz çevirenlerden olamayız… Osmanlı’nın cumhuriyet ile barışmasıdır Abdülhamid. Aleyhindeki onca kampanyaya rağmen Abdülhamid Han milletimizin yüce hafızasında Ulu Hakan olarak kalmıştır…”

Allah Sultan Abdülhamid-i Sânî’nin, onu yetiştirenlerin ve ona destek olanların mekânlarını cennet, makamlarını âlî eylesin. Bizlere de ucuz karalamalar yerine insanlardaki yeteneği, çabayı ve samimiyeti görebilecek hakşinaslık ve kadirşinaslık hissiyatı bahşetsin…

Kaynaklar:

1. Cevdet Küçük; “ABDÜLHAMİD II”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1988, I/216-224. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulhamid-ii, 10.02.2018.

2.http://www.ikinciabdulhamidindersaadeti.com/abdulhamid/, 10.02.2018.

3.http://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/abdulhamidle-ilgili-hazirlanan-en-kapsamli-sergi-acildi/1061364, 12.02.2018.

4.Recep Çelik; Sultan II. Abdülhamid ve İmparatorluğun İhyası (1876-1900) Tebrîknâme-i Millî, Akıl Fikir Yayınları, İstanbul, Şubat 2018, 240 s.

Fethi Güngör / Diriliş Postası

Abdülhamid Hân
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert