Tımarhaneden Medreseye Giden İman Ve Tahkik Yolunun Yolcusu
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Tımarhaneden Medreseye Giden İman Ve Tahkik Yolunun Yolcusu
19.08.2019 11:39:59

 

Tımarhaneden Medreseye Giden İman Ve Tahkik Yolunun Yolcusu

(Çantacı Necmi namıyla şöhret olmuş Necmettin İlgen’le mülakatımızın 2. Bölümü)

İki hafta önce ilk bölümü yayınlanan ve hayli ilgi gören röportajımızın ikinci bölümünü bu hafta yayımladık. Araya Kurban Bayramının girmesi, seyahatler falan derken bir hafta gecikmeli olarak yayımlıyoruz. Çantacı Necmi’nin (ağabey) bu hafta söylediklerinin de İlginizi çekeceğini düşünerek sözü üstadına bırakıyoruz.

Risâle-i Nurları kısaca târif etmeniz istenirse, nasıl târif edersiniz? Ve sizce Risâle-i Nur eserlerine bu zamanda neden ihtiyaç var?

Çok güzel bir soru sordunuz teşekkür ederim, zaten bir insanın kültürü sorusundan belli olur kardeşim. Sorunuza bir soruyla cevap vermeye çalışayım: düşünün kışın sobaya veya kalorifere niye ihtiyaç var? Soğuk olduğu için değil mi? hava üşütüyor, üşüyünce onları açmak mecburiyetinde kalıyoruz. İşte bu asırda da imansızlık almış yürümüş, mesela: adam varlık âlemini açık açık gördüğü halde göz göre göre Allah'ı inkâr ediyor. “Doğanın nimetlerini yiyoruz” diyor. Adam, bunlar tabiidir, tabiatta oluştu, gelişti, genleşti diyerek "Allah'ın nimetleri" demeye tenezzül etmiyor, "doğanın nimetlerini yiyoruz" diyor. Kâinatı tek başına çeviren Allah'ı görmüyor, göremiyor. Yıldızlardan güneşlere kadar, kuşlardan sineklere kadar, meyvelerden ağaçlara kadar, denizlerden balıklara kadar her şey Allah diyor ama adam bunları inkâr ediyor. İşte: Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur kitapları bunlarla Allah'ı ispat ediyor, her şeyi Allah'ın yarattığını teori olarak değil, ispat olarak, ilim olarak ortaya koyuyor. Risale-i Nur Külliyatı "Sinek kanadından semavat kandillerine kadar şirke yer yoktur" diyor. Onu o, çok güzel dile getiriyor, çok güzel anlatıyor, insanın aklına, kafasına, kalbine sokuyor. Ben de bu kitapları çok sevdim, benim de imanımı coşturduğu için bunları okuyorum. Bu bir ihtiyaçtır; hava gibi, su gibi, ekmek gibi bütün insanlara ihtiyaçtır ama insanların bir kısmı ihtiyacın nerede olduğunu bilemez, ben de on sene dolaştım. Biraz önce dedim ya 16 yaşında vesvese etmeye başladım, ancak 26 yaşındayken bunları (Risale-i Nurları) bulabildim. Bu on sene içinde nerede bir dini teşekkül varsa oraya gittim. Su arar gibi aradım. Tarikatlara girdim, oraya girdim, buraya çıktım, en nihayet tımarhaneye de girdim.

Bu bize çok enteresan geldi, bir önceki soruda vesvese hastalığının size tımarhaneyi yol eylediğini söylemiştiniz, sebebini biliyoruz da tımarhaneye nasıl girdiniz, bu nasıl oldu, orada ne işiniz vardı?

Benim bir eniştem vardı rahmetli oldu, kendisi Manisa'da Volkswagen arabalarının tamircisiydi. Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde vazifeli doktorlardan bazıları Volkswagen marka arabalarını zaman zaman eniştemin işyerine tamir için getirirlerdi. Bunlar ruh doktoru ya, ben de ruhsal bir sıkıntı yaşıyorum ya rahmetli eniştem de bir gün onlara: "ya bizim bir kayınbirader var, çok büyük sıkıntı içinde; çocuk çok üzülüyor, sürekli ağlıyor, yemiyor, içmiyor öyle perişan bir halde" diye bunlara dertlenmiş. Onlar da "usta, getir onu, sinir koğuşuna yatırırız, orada tedavi olur." demişler. Eniştem de bana gelerek durumu anlattı "gider misin?" diye sordu, ben de  "gitmem mi ya, denize düşmüşüm yılına da sarılırım, tabii ki giderim" dedim, gittim. Ne tedavi koğuşu be… Beni götürdüler delilerin içine attılar, kimisi başbakanlığını ilan ediyor, kimisi ben buranın kaymakamıyım diyor, kimi şuyum, kimi buyum diyor beni onların içine attılar, verdiler bir deli pijaması giydim onları, etrafımı şaşkın halde saf saf seyrederken delinin biri geldi; "baba, bana bak; paran var mı, varsa bana ver." dedi. Ben şöyle bir silkindim "Defol ulan!" diye sert çıkınca adam, "zaten sizin bir delilere iyilik yaramaz" deyip gitti. Kendi kendime "ulan dedim galiba ben burada delireceğim" dedim. Orada üç gün kaldım, dördüncü gün beni yatıran değil de diğer eniştem o da rahmetli oldu, beni ziyarete geldi. Halimi görünce adam başladı ağlamaya "Necmi senin ne işin olur burada?" diye sordu. Ben de "sorma enişte sorma" diye içlenince adam hemen hastane yönetimine beni çıkarmak için müracaat etti, hastane idaresi “müşahede altında, tedavi başlatacağız veremeyiz” diyor, başka bir şey demiyor. Enişteme "o, akıllı gibi görünür ama biraz sonra delirir, biz de böyledir hastalar" diyorlar. Rahmetli ne yaptı etti, senet verdi, çek verdi bazı güvenceler verdi de beni oradan çıkardı. Çıkarmasa Allah-u âlem daha da çıkamazdım oradan… Tabii ya... Risale-i Nur bize kâinata nasıl bakmamız gerektiğini gösterdi. Allah'ımı, peygamberimi, dinimi bana hakiki manada tanıttı. Bunun ne demek olduğunu anlaya biliyor musun?

"Çantacı Necmi Ağabey" olarak kendinize has, orijinal ve sevilen bir üslubunuz var? Böyle bir üslubu nasıl keşfettiniz? Bu üslup Allah vergisi bir şey midir?

Efendim üslup deyince ben bu üslubu bir yerden öğrenmiş değilim. Bu fıtri (yaratılıştan) olarak cenabı Allah'ın bana verdiği bir şey, yani çocukken bile ben birine bir şey anlatırken bütün detaylarıyla anlatırdım, bu cenabı hakkın bana verdiği tabii bir şey, doğrudan doğruya Allah'ın bir ihsanı. Benim üslup geliştirme ile ilgili herhangi bir kitap okumam veya ders almam söz konusu değil. Benim insanlara konuşma üslubum veya insanlara izah metodum diye bir şeyim yok, bu Cenabı Hak tarafından bana verilen fıtri bir durum. İnsanlar şimdi fıtri demiyorlar da “doğal” diyorlar. Fıtri ne demek? Bu bir isim. Allah'ın Fâtır isminden geliyor. Fâtır-ı Zülcelal: fıtratların sahibi. Cenabı Hak fıtrattan bize bunu vermiş. Demek ki bunları (Risale-i Nurları) anlatmamız gerekiyor, bazı insanlar bizim vesilemizle bunlardan istifade edecek ki Allah bize de o kabiliyeti vermiş. Yumurtaya ihtiyacımız var Allah tavuğa yumurta yaptırıyor. İnsanların süte ihtiyacı var ineğe süt yaptırıyor, süt yapmak için inek bir eğitim mi aldı, bir yere mi gitti? Yoo... Allah, bize sütü hazineyi rahmetinden ikram olarak lütfediyor. Kan ve fışkı ortasından beyaz, saf ve en mugaddi şekilde… Bu üslup konusu da de böyle sevgili kardeşim

Gelecek haftalarda;

  • Nur Cemaati'nin farklı kolları, meşrep ve tarzları olduğunu biliyoruz. Bunların hikmeti nedir? "Nur Cemaati niye farklı kollara ayrılmış?" diyenlere nasıl cevap verilebilir?
  • Zaman tarikat zamanı değil derken kastedilen nedir, Bediüzzaman tarikatlara karşı mı çıkmaktadır?
  • İslam âlemindeki geri kalmışlık nedendir? Nerede bir savaş varsa orası Müslüman memleketi, nerede bir sefalet varsa bakıyorsun İslam memleketi, işte Yemen, işte Suriye, işte Afganistan ve daha… Neden bu dünya inanmayana terakki yeri olsun da Müslümanlara tedenni yeri olsun?
  • Risale-i Nur'a neden ihtiyaç var?
  • İslâm'da reform, İslâm'ın güncellenmesi, çağa uydurulması gibi konulara Risâle-i Nur'un bakışı nedir?
  • Irkçılığa ve milliyetçilik konusuna Bediüzzaman'ın bakışı nedir?
  • İslâm Âlemi'nde ve Müslümanlar arasındaki ayrılıkların, fitne ve savaşların bitmesi neye bağlıdır? Bunlara karşı Bediüzzaman'ın çözüm teklifi neler olmuştur?
  • Hükumetin "kadın-erkek eşitliği, kadın açılımı, pozitif ayrımcılık politikalarını, kadınların sosyal hayatta aktif olmasını, eviyle, eşiyle ve çocuklarının terbiyesiyle ilgilenmekten çok dış işlerde çalışmasını teşvik etmesini, kadının bir şikâyeti üzerine erkeğin evden uzaklaştırılmasını bir Risâle-i Nur talebesi olarak nasıl karşılıyorsunuz?
  • Bediüzzaman'ın Mustafa Kemal'e bakışı nasıl olmuştur?

Bu soruların ve daha fazlasının cevabını röportajlarımızda okuyabilirsiniz…

Röportaj: Bilal Dursun Yılmaz

 

Çantacı Necmi Risâle-i Nurl Necmettin İlgen
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert