Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: İnsanı Yeniden Kurgulamak
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: İnsanı Yeniden Kurgulamak
27.01.2019 18:00:00

 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: İnsanı Yeniden Kurgulamak

Okullarda “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” derslerinin yer alacağı haberi üzerine, büyük bir tartışma başladı. Oysa bu konu okullarda zaten seminerler ve bilgilendirme başlıkları altında işleniyordu. Fakat bunun bir proje olarak ortaya çıkması tepkiyi yükseltti: “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi’ (ETCEP)”. Kadın dernekleri her ne kadar “kadınların güçlenmesi” meselesi etrafında bir cinsiyet eşitliğinden bahsediyor olsa da, meselenin alt metninde “eşcinsel-LGBTİ” haklarından dem vuruluyor ki, bazıları bunu açıkça ifade ediyor zaten. Nedir bu “toplumsal cinsiyet eşitliği” meselesi?

“Kadınların güçlenmesi” teziyle ortaya atılan “toplumsal cinsiyet eşitliği” meselesi, çok yönlü ele alınıp tenkit edilebilecek bir alandır. Kavram çerçevesi içinde bile, “toplumsal”, “eşitlik” ve “cinsiyet” kavramlarının nasıl mânâlandırıldığını incelemek icap eder. Bu kavramların psikolojik, sosyolojik, tarihî, iktisadî, siyasî, ahlâkî alanlarla ilişkisi çerçevesinde ele almak gerekir. Kısaca özetlemeye çalışalım:

Toplumsal cinsiyet denilen kavramın aslı “Gender”… “Kadınların uğradığı haksızlıklar” cümlesinden yola çıkarak feminist teorisyenlerin oluşturduğu bir kavram. “Toplumsal cinsiyet” teorisine göre, kadınlık (dişil) erkeklik (eril) gibi kavramlar kültürel kavramlardır. (Simone de Bouvaoir “kadın doğulmaz olunur” der). Yani her çocuk aslında cinsiyetsiz (unisex) olarak doğar fakat içinde bulunduğu toplum ona kız veya erkek rollerini öğretir. Çocuklar bu rollerin içine doğmazsa, yani yönlendirilmezse, kadın ve erkek rollerinin davet ettiği olumsuzlukları da bilmeyecek ve cinsiyetsiz bir “anlayışa” sahip olarak ne kadın ne de erkek olacaklar. Böylece çatışmalar sona erecek. Herkes mutlu olacak. Aslında burada dolaylı olarak kötülüklerin anası olarak işaretlenen cins “erkek”tir. İktidar savaşları çıkaran, kadını ezen erkektir. Dolayısıyla tüm bu kavramsal çerçeve aslında “eril unsur”un imhasına veya tahribine yöneliktir. Bu projenin, BM ve AB gibi uluslararası kurumlar vasıtasıyla dayatıldığının, uluslararası ve ulusal sivil toplum kuruluşlarına bu proje üzerine çalışma yapmaları halinde maddî destek sağladığının da altını çizelim. Bakınız, “Toplumsal cinsiyet eşitliği” hakkında, Heinrich Böll Vakfı “Çevre” Politikaları Projeleri Koordinatörü Menekşe Kızıldere şöyle diyor:

“Toplumsal cinsiyet eşitliği, toplumdaki farklı cinsiyet gruplarının birbirleri ile eşit haklara sahip olmasıdır, bu hakların diğer insan haklarından hiçbir farkı yoktur. Bu durumda ihlal edilen bu haklar için, özellikle LGBT+ ve kadın kavramları öne çıkıyor.”

Demek ki mesele sadece “kadının güçlenmesi