Yazmak nedir? Veya bir sevgili ne işe yarar? (1)
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Yazmak nedir? Veya bir sevgili ne işe yarar? (1)
17.02.2019 11:00:00

 

Yazmak nedir? Veya bir sevgili ne işe yarar? (1)

Medeniyeti insanlığın bir aşaması kabul ediyorsanız, yani yerküreyi zaman içinde dolduran insan topluluklarının vahşetten barbarlığa, oradan yerleşik hayata geçtiğine inanıyorsanız yerleşikliğin üst aşaması görünümündeki medeniyet size günde beş vakit biraz fazla değil mi sualini sordurur. Dolayısıyla böyle bir suali ancak Türk toplum düzeni fikrine yabancı kalmışlar mantıklı bulur. Onların kafası Türk toprağı nedir bilmek istemeyenlerin işler kıldığı kafadır. Hepsi öncelikle Türk toprağının ne anlama geldiğini bilir. Bildiğini itiraf ederse başına ne geleceğini de bilir. Türkler vatan sahibi olunca insanlık (ne idiyse insanlık) tarihte ilk defa hiçbir tasnife sığmayan ve fakat insanlık durumuna en çok yaraşan düzenden haberdar oldu. Buraya kadar yazdıklarımı tut kelin perçeminden tabiriyle karşılayıp karşılamamak size kalmış. Ne anlama geliyor bütün bu söylediklerim? İnsanlık tesmiye edilerek zikrettiğimiz anlam alanı sahiden tatbikatı görülüp yaşanmış bir Türk düzeni gerçeği karşısında kaldı mı; yoksa hepsini İsmet Özel mi uyduruyor?

Sual eğer cevaplandırılabilirse ancak namus nedir bilen bir zihinle cevaplandırılabilir. Zihin namusu! Şeytanî tebessümün zihin namusunun uyduruk bir şey olduğunu öne sürdüğünden adım gibi eminim. Türkler vatan buldukları, vatan bildikleri topraklarda sadakatle tesis ettikleri düzenlerini bütün hükümranlık oyunları rağmına bilgi toplumu oluşturarak teşkil etti. Al beş paralık da bundan! Mezkûr şeklin ispatı lisanımızdaki “serbest” kelimesidir. Türklerin bina ettiği nizam şu şiar esas alınarak korunmuştur: Baş başa bağlı, baş da şeriata bağlı. Nizamın korunmasına kefil olanlar (gaziler ve sair mü’minler ki hepsi Türk düzeninde gayet serbest hareket ediyor, kendilerini düzenden mesul hissediyordu) başın başa bağlı olmasını ve her bağlanan başın da şeriata bağlı olmasını öngörüyordu. Temenniden ibaret toplum nizâmı olur mu? Hayır, olmaz. Elimizde her şeyin temenniden ibaret olmadığına şahitlik edecek en az iki gösterge var: 1)Türk düzeninde ne toprak, arazi üzerinde şahsi ve hususi mülkiyet, ne de 2)bir inzibati teşkilat, istihbarat teşkilâtı, polis söz konusudur. Gizli veya açık hiçbir kontrol mekanizması işletilmemektedir. Vekil arayana Allah vekildir.

Gayri-Müslim bütün düzenlerin asırlar boyu anti-Türk olması itikat harici değer tanımayan her milletin gücünden ürkülmesi sebebiyledir. Teminat arayışı içine gömülmüş ve sıfır toplam kaidesinden kopmadan yürüyen gayri-Müslim âlem itikada salahiyet tanımaz. Veya tersi: İtikada salahiyet tanımayan âlem gayri-Müslim’dir. Salahiyet kelimesini de istiklal kelimesi gibi Araplar Türklerden öğrenmiştir. Zora istinat eden düzeneklerin tamamı gayri-Müslim yaşama tarzının kaçınılmazıdır. Zor neyin nasıl bilineceği hususunu bilhassa kapsar. Bu yüzden her türden bilgi yalnızca zalimlerin zulmünü idame ettirmek üzere kontrol altında tutulmuştur. Bugün kimin kontrolü altındayız? Kontrol yetkisini gasp etmiş olanların. Bu gaspı nasıl bertaraf edebiliriz? Hayatımızın insana yaraşır bir hayat olup olmadığını ölçmemiz ancak yazı ile bilgi arasındaki münasebeti göz önüne almamızla mümkün olabilir.

Kâfirler tarihi yazıyla başlatıyor ve yazının kullanılmadığını farz ettikleri geçmişi tarih öncesi olarak adlandırıyor. Tarihte neler yazıya geçirildi ve neler bilerek yazıya geçirilmemiştir? Yazıya geçirilenlerin başına neler geldi? Bu sualler vesilesiyle şunları yazıya geçirdiğime şahit olun: Türk milleti olarak milletçe uğradığımız haksızlıkların, ihanetlerin hiçbirini sineye çekmiş değiliz. Evet, bugün nedense millet olarak dipdiri bir halimiz yok. Bugün artık Türk değilim diyenler ayağını denk alma ihtiyacını nedense duymuyor. Biz Türkler başımıza hikmetinden sual etmediğimiz neler geldi de paslandık? Başımıza bizi İnebahtı hezimetine uğratacak kimler, hangi bahanelerle geçti? Sineye çekmedik; ama yaradılışın noksanını gidermeğe çalışma ahmaklığına düşmeği dinden çıkma bildiğimiz için hilkatte kusur yok diyor ve hiçbir serzenişte bulunmuyoruz. Olanda hayır vardır deyişimiz her vukuatta istifademize açık bir alan doğduğunu görmemiz yüzündendir.

Paslıyız ve ömrümüzü ancak canımızı dişimize takmış halde idame ettirebiliyoruz. Yunus Emre’den itibaren yazdı isek yazmağı yaratmanın değil, yaratılmanın bir cüzü bilişimizdendir. Yazma fiili kendine mahsus bir sebeple, esbab-ı mucibesiyle, giderek eşkâliyle beraber yaratılmıştır. Bir şey yazıldı dediğimizde hayrın işaretini gördük demiş oluruz. Yazmanın niçinini öğrenmemiz yazmanın neliğini öğrenmemizi kolaylaştıracaktır; ama yazmanın ne olduğunun, her türlü yazma faaliyetinin özünde ne olduğunun izahına geçmeden onun temelinde bulunan, onu kuvveden fiile çıkaran güdüye bakmak mecburiyeti bizi bekliyor. Mecburuz. İcbar edildiğimiz husus başka bir daireyle kesişmeksizin İslâm dairesinde kalışımıza taalluk ediyor. İnsanı yazmağa açlık gibi, korunma gibi bir güdü sevk eder. Sual edelim: Eğer yazmak açılım demekse nedir açılan ve kimin için açılmaktadır? “Bu zarfı ben öldükten sonra açın” diyen insan bile o zarfın içinde yazılı şey itibariyle okurunu, okurunun tavrını, o tavrın değiştireceği algıyı gözetmektedir.

İsmet Özel

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr

 

​Medeniyet Yunus Emre Türk toprağı
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER