Yeni Bir Nizama Doğru İnsan Ve Toplum
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Yeni Bir Nizama Doğru İnsan Ve Toplum
26.08.2018 14:00:00

 

Yeni Bir Nizama Doğru İnsan Ve Toplum

“Yenilik” diyor merhum Cemil Meriç, “küçük değişimlerin toplamıdır.”

Zamanı, bu değişimlere doğru “hareketlenmeler” üzerinden takip ediyoruz.

Eşya ve hadiselerin objektif değişimiyle, subjektif şuurumuzun verdiği tepkiler sonucu oluşan etkileşim, eşzamanlı gelişen eğilimlerimize “yenilik”i taşıtır, hazırlatır.

Bunu çoğu zaman farkında olmadan yaşarız.

Felsefi eleştiride “zaman” denilince ruh, mekan denilince de “değişim”e mevzu ve nesne “gerçek” kavramının anlaşıldığı ölçüsünü akılda tutarak devam edelim.

Zamanı idrak ve sezişle birlikte onun tecelli ve muradı olan mekânı, yani maddeyi/gerçekliği idrak ediyor, aklımızla kuşatmaya, şuurumuzla kavramaya çalışıyoruz.

“Gün ola harman ola!” diyor ya bir şarkısında Erkin Koray; “aciz insanoğlu” aşamadığını, kuşatamadığını, kavrayamadığını, “öte”ye-kaderine, istikbale, “ihtimaller alemi”ne ısmarlıyor.

Akıl sağlığının, “selim akıl”ın teslim ettiği “meçhule hürmet”i, acziyeti kabul ediyoruz?

Kendisinde akıl ve şuur aranmayan varlık sınıfları zihinde birer “obje” olarak tasvir ederken, müdrikemiz eğilip-bükülmeye, istismar ve faydaya mevzu olan eşya ve hadiseler olarak değerlendirilir. İlim bu sahadan doğar, gerçekliğini dayatır.

“Zaman dışı” olan cansızlar, bitkiler ve hayvanlar bu varlık sınıfına giriyor.

Onlardaki objektif değişiklikleri her fert, kendi subjektif zamanı üzerinden takip ediyor; anlamlandırıyor, isimlendiriyor.

İnsan ve Toplum

Bu seviyede idrak edilen zamanı, yani subjektif şuura/şuurumuza mevzu olan toplum dediğimiz varlığı objektif temposunda takip ediyor; bu hayatiyete, dinamiklere ve etkileşimler toplamına da “süreç” diyoruz. Dolayısıyla zaman zaman sarfedilen "gerilim istemiyoruz" türü laflar çoğu yerde boş bir laftır.

Eşya ve hadiselerdeki değişimi “toplum” dediğimiz tesirler ve dinamikler üzerinden takip ederken, kişide “hadiseye yanaşan insan şuuru” belirmeye, dolayısıyla gerçeklik kazanan sürecin objektif temposu yeni ilim şuurları ve bu şuurun kritikleri gerçekleşiyor. Mesela; “bu süreçte şu dili kullanmak kar etmez, o ise karşılığı olmaz, bunun anlamı yok, onu yapmak sakıncalı vs...” gibi kritik cümleler kurarak konjonktürel kanaatler oluşturur, sonucu fayda-zarar, doğru-yanlış, iyi-kötü tespitlerinde bulunarak sağlamaya çalışırız.

Bu bir şuurun tecellisidir; dinamiklerin yakalanışı, nabız tutuşu, hadiselerin objeleştirilmesi, kavramlaştırılması, fikirleştirilmesi, yürüyüşü, tanımlanışı, mânâlandırılışı, gerçekleştirilmesidir.

Bahis mevzu zaman dilimindeki mekanın “fetih hakkı”nı veren şuur, böylece o devrenin, dönemin selim aklı oluyor; “düşünce faaliyeti” başlıyor. Yeni bir akıl geldiği anlaşılıyor.

Toplumun “yenilik” karşısında vereceği ilk tepki herhangi bir şuur kritiği olmaksızın daha çok hissi bir tepkidir. Işığa direkt bakarken kamaşan göz kapaklarının hareketleri gibi kısık ve ürkek...

Bir başka benzetmeyle toplumun değişime, yeniliğe olan ilk tepkisi, kaplumbağanın bir başka canlıdaki hareketliliğe veya duruma verdiği tepkiyi andırır.

Soğuk, kapanık, nötr, mesafeli ve donuktur.

Zamana, “zaman şuuru”na ihtiyacı vardır.

O yüzden bir noktadan/durumdan başka bir noktaya/duruma doğru toplumunu hareketlenmesi, değişmesi, yenilenmesi, dönüşmesi için gereken zamana süreç diyoruz.

Bu anlamda toplum, “süreç” kavramıyla eşanlamlı bir kavramdır.

“Bu süreç gerektiren bir iş?”

Yani bundan sonrası topluma düşer, toplum değerlendirir, inanır, yaşar.

Aydın ve Toplum

Bir hakikatin kavramlaştırılması, içselleştirilmesi, inandırılması için gereken süreç, o hakikate inanılması ve bağlanılması için gereken “kriz süreci”dir, kriz durumdur.

Bu kriz durumlarını en ileri safhada sezen, gören, derinlemesine dalış misyonunu üstlenen ve dalgıçlar gibi toplum yüzeyine çıkarmak için zamanının meselelerine dalarken belli bir fikri mesaiye sahip insanlara aydın diyoruz.

Aydın, içinden çıktığı dolayısıyla oldukça sancılı biçimde yerleştirebileceği mefhum ve kavramları kendi “şuur süzgeci”nde yorumlar ve aktarırken, toplumun “aşina olduğu kalıplar”, alıştığı biçimler, benimsediği değişim unsurları, çeşitli dinamikler ve değerler üzerinden hareketle toplumunun “şuur seviyesi”ni belirler.

Bu şuurun oluşumunda aydının yaşadığı ıstırabın çetinliği ve büyüklüğüne nisbetle o toplumun yaşayacağı yenilikler de kolay veya güç gerçekleşir.

Yeniliği endişe ve korkuyla karşılayan toplumun içinden geçmesi şart olan “zaman tüneli”ne o toplumun aydın topluluğu sokar.

Toplumu hakikate inandıran, yüreklendiren ve yönlendiren aydın, bu vesileyle toplumunu selamete, gelmekte olan “yeni zamanlara” taşır, zihnini/algılarını, dinamiklerini, değerlerini, eğitim ve şuur formatını yeniler, insanının iyiye-güzele-doğruya dönüştürücü riskleri üstlenir.

Bu anlamda yenilik, “yeni zaman”ın da habercisi kabul edilebilir.

Yeni zamanı müjdeleyen tezler ve teklifler, aksi yönde gelişen antitezlerle harekiyet kazanırken, belli sentezlerin de doğumunu hazırlar.

Görüş ve tezlerin etkileşimiyle bozulan “kafa konforu” sonucu elbet bir teklif ve sentez geliştirilecektir.

Bu, söz konusu tez, antitez, sentez veya tekliflere muhatap kafanın, sürekli dayatılan şartlara/topluma karşı kendini borçlu htiği diyalektik hesaplaşmadır.

Aydınına; “bana bir sentez borçlusun”, “bir lisan alacaklıyım”, “insan ve toplum görüşünü getirmelisin” der insanlık, yaşadığı zaman hakkı bu!..

“Beni oraya taşı, indir, tanımla, kimlik ve tarih sahibi yap mekânımda” der ve bekler… Bu her aydın şahsiyetin borcu ve sorumluluğudur.

Aydının her yerli tanımlaması, o toplum şuurunda kurulacak “yeni nizam”ın temel taşları olarak düşünülebilir.

Aydının “Yeni Nizam”a doğru “gerçekleşmek” üzere hedeflenen şuur yürüyüşü, toplumun şuurlaştırmakta güçlük çektiği her durumu, yani “kriz süreci”ni yönetir, yönlendirir.

Bu, o toplumun yaşadığı ihtilaldir, altüst oluş durumudur.

Bu tabir, “yeni” olana yöneliş, ilgi, merak ve inanışta toplumun yaşadığı kriz hallerini birebir isimlendiriyor.

İhtilal, yeniliğe hazır olan toplumun kucak açmasıyla birlikte gelişen nizam anlayışını, disiplinini, zihniyetini, hassasiyetini, değerlerini de empoze eder.

Bu kritik süreçlerin toplamı “ihtilal süreci-devrim süreci” şeklinde ifade edilebilir.

Getirilen bazı yenilikler, mevcudu “eski” kılar, ilgiyi köreltir, adını ve tanımını boş kılar, tarzını bayağılaştırır dolayısıyla zaman dışı bırakır. Zamanın, dolayısıyla alışkanlıkların, geleneğin ve toplumun dışına iter ve eski, hayatımızdan çıkar gider.

Yeni Zaman

Günümüz dünyasında süre ve hız ön planda... Bilgi şuursuz ve kirli. Gerçeklik sahtelik ve çelişkilerden temyiz edilmekte zorlanıyor ve “modern toplumu” adi ve haz esaslı alışkanlıklara çekiyor, bir nevi hayvanlaştırıyor. Buna mukabil zihnimizin ve hayat enerjimizin yüksek ve dingin, tefekkür kaygısı taşıyan insanları sahiplenilmeyi şart kılıyor sanırım. “Ne yapmalı?” sorularından birine de bu gerçeklik üzerinde kafayı yormak gerekiyor.

Burada, fizik anlamda enerjiden öte anlam ifade eden bir “enerji”yi kastediyorum.

Virtüel, yani potansiyel, gizli ve değişmez anlam(hikmet?) ifade eden gerçek üstü gerçeklikten bahsediyorum.

Aktüel plana sarkarken, güncel, popüler, hazır, mevcud, şimdi, gerçek ve alışkanlık olanı son tahlilde yıkmak ve yenisini getirmek üzere yola çıkan, yürüyen ve ilerleyen realite...

Kendini gerçekleştirmek üzere yürüyen gerçeklik.

“Yeni zaman”ı yaşamaya namzet insanın hazır oluşu nisbetinde beliren, hecelenen, ihtiyaç ve iştiyak duyulan, hayali görülen, rüyası yorumlanan gerçeklik?

Bu gerçekliğin kaçınılmaz kıskacında, inandıracağı hakikatin eşiğindeyiz.

21. yüzyılın, yeni bir yüzyılın henüz başlarında!...

 Cumali Dalkılıç

Aylık Dergisi 166. Sayı

Aydın Toplum Cemil Meriç
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert