Zaruri Bir Karar İlkesi: istişare
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Zaruri Bir Karar İlkesi: istişare
26.08.2018 12:00:00

 

Zaruri Bir Karar İlkesi: istişare

Biz Müslümanlar yaşamımızı tercihlerimizin toplamı olarak görmüyoruz. Kaza ve kadere imanımız, olmazsa olmazımız. Lakin her geçen gün yeni kapılar, yeni kararlarla baş başa kalabiliyor; bir tercihe varmamız gerektiği gerçeğiyle bazen aniden, bazen süreç içinde karşılaşabiliyoruz.

Peki, karar alma aşamasında krizi doğru yönetmeyi ve sağlıklı bir tercih yapabilmeyi nasıl başarabiliriz?

Şöyle bir düşünelim. Yeni bir kararın eşiğindesiniz; az çok fikriniz olsa da kafanız karışık, huzurunuz kaçık, öyle ya da böyle suratınız asık, mamafih önünüzü net göremediğinizi hissediyorsunuz. Öncelikli olarak bilmeniz gereken şey, insan olarak hiçbirimizin belirsizliğe tahammülü olmadığıdır. Zira belirsizlik bir anlamda karanlık demektir. Bu noktada tevekkül mumunu yeterince ışıldatamıyorsak hâliyle vesveselerin esiri olmaktayız. “Ya (…) yolu seçtiğimde (…) olursa?”, “Onu seçip bunu bıraktığımda ya pişman olursam?”, “Ya eski hâlimden daha huzursuz olursam?” gibi “ya” sözüyle başlayan birçok vesveseyi zihninize doldurmuş oluyorsunuz. Yeni bir karar aşaması demek -orta hâlli ya da kötü fark etmez- düzenin bozulması demektir. Düzen bozulduğu an vesveseler, kaygılar su yüzüne çıkar. Çünkü bilmediğiniz, daha önce yaşamadığınız bir deneyim kapınızdadır. Öyle ya, düzen, içerisinde zorluklar barındırsa da bildiğiniz şeydir; yeni kararlar ise avantajları bol gibi gözüksün ya da gözükmesin yepyeni, bilmediğiniz bir durum karşınıza çıkarmaktadır.

Mevcut hâlden şikâyet etmekten sıkıldınız ama mevcut hâli bırakıp gitmeyi de gözünüz kesmiyor. Dolayısıyla yapılacak ilk şey belli diyebiliriz: Risk ve avantaj hesaplama. Elinize bir kalem ve kâğıt alın. Huzurunuzu kaçıran her bir vesveseyi yazın. Tek tek, aklınızdan geçen vesveselerin gerçekleşme olasılıklarını gözden geçirin. “Gerçekten bu riskin gerçekleşme olasılığı var mı, varsa yüzde kaç?” sorusu aydınlatıcı olabilir. “Hakikaten olasılık yüksek olursa ne yapacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. Panik yok! Şimdi şu soruda sıra: “Velev ki bu risk gerçek oldu. O koşulda ne yaparım?” Bir düşünün; bu riskler hakikaten başa çıkamayacağınız riskler mi? Akabinde yeni kararınızın avantajlarını gözden geçirmelisiniz. Bu aşamada da gerçekçi olmanız gereklidir. Kararlarınıza abartılı avantajlar yüklemeyin! Hayalperest davranmaktan kaçının. Risk ve avantajları gözden geçirdiyseniz şimdi onları bir teraziye koyun ve tartın. Tartının neticesini heybenize koyun ve bir sonraki aşamaya geçin.

İkinci aşamamız müşavere, bir başka deyişle istişare. Bildiğiniz gibi insan olmak özgür iradenin sorumluluğunu yüklenmeyi gerektirir. Lakin bu sorumluluk ağırdır; insanı en büyük ruhsal buhranlara yine bu sorumluluk itebilir. Peki ya bu sorumluluğu paylaşırsak? İstişare, son kararı sizin vereceğiniz gerçeğini değiştirmez lakin karar vermenin, tercih yapmanın getirdiği külfeti hafifletir.

Peygamber Efendimiz de “… iş hakkında onlara danış...” (Âl-i İmrân, 3/159) ayetiyle istişare ile emrolunmuştur. Bu emre binaen de barış ve savaş kararı, savaş usulü, esirlere yapılacak muameleye kadar pek çok önemli konuda ashabıyla sürekli istişare hâlinde olmuş ve kararlarını istişare sonucu vermiştir. Vahiy almasına rağmen yönetimini istişare ile yürütmüştür. Nitekim Ebû Hüreyre, “Resulullah’tan (s.a.s.) daha çok ashabıyla istişare eden bir kimseyi görmedim.” demiştir. (Tirmizî, Cihâd, 35.) Onun Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Ebu Bekir (r.a) ile sıkça istişare ettiğini biliyoruz.

Yine Hz Peygamber’den (s.a.s.) örnek verecek olursak kendisi Bedir’de Mekkeli müşriklerle savaş kararından sonra, ordunun karargâhı ve mevzilenmesi konusunda Bedir kuyularını iyi bilen ve savaş yerinin tespiti konusunda tecrübeli olan Hubâb b. el-Münzir’in itirazını dikkate almış ve onun önerdiği yeri tercih etmiştir. (İbn Hişâm, Sîret, III, 167-168.) Bedir savaşında Kureyş ile savaşıp savaşmama konusunda Ensar’la, Bedir esirleri konusunda ordunun tamamıyla istişare etmiştir. Bu noktadan hareketle dikkatinizi çekmek istediğim şey ise kiminle istişare ettiğinizdir. Öncelikle bir meseleyi herkesle ve her boyutuyla paylaşmamalısınız. İstişarede muhataplarınız güvenilir olmalıdır. İstişare, karşınızdaki insanın da bu sorumluluktan nasibine düşeni alması demektir. Hâliyle bu sorumluluğu kaldırabilecek biri olmalıdır. Sır tutmayı bilmeli ve sizi yargılamaktan uzak durmalıdır. İşin bir başka boyutu da kararınız kimlerin hayatını etkileyecekse onlarla da istişare etmektir. Başınıza buyruk hareket etmek, olası riskler gerçek olduğunda sizi istemediğiniz neticelere iter, yalnızlaştırır ve yargılanmaya açık hâle getirir.

İstişareyi tamamladıysanız artık karar vermeye daha yakınsınız demektir. Unutmayın son karar sizin sorumluluğunuzdadır. Lakin netice Allah’ındır. Buraya kadar çabanızı sürdürebildiyseniz gerisini Rabb’inize emanet edebilir, yüreklere sular serpen şu ayetle birlikte artık önünüze bakabilirsiniz: “Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159.)

Esra ORAS | Uzman Psikolog

Diyanet Dergisi

İstişare tevekkül
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert