Ahmet Taşgetiren

ETLE TIRNAK Etle tırnak gibi miyiz, değil miyiz? Yani Türkler ve Kürtler... Arnavutlar, Boşnaklar, ya da Araplar... Bu memlekette yaşayan herkes?

Türkiye - 05-03-2013 09:37


                                                                                                                                                        
Şimdi buna karar verme noktasındayız?
 
Hükümet düşünüyor ki, “Biz, bu ülkenin insanları etle tırnak gibiyiz, etnik aidiyetimiz ne olursa olsun, tek milletiz.”
 
Herkesin adı tek tek sayılsın mı, yoksa tamamı bir isme müncer mi kılınsın, yoksa, herhangi bir metinde isim vurgusundan vazgeçilip, herkes kendi aidiyetini bilsin, ama, bir de herkesin içinde “Tek millet” duygusu mu bulunsun?
 
“Kürt sorunu” en sonunda geldi, buraya dayandı?
 
“Kürt sorunu” ile birlikte “Türk sorunu” da konuşulmaya başlandı.
 
Tartışmaların içinden “Balkan’dan gelenler ne olsun?”u çıkardık, ardından yıllarca Millî Takım’ın formasını giyen ve ayyıldızı göndere çektiren Hakan Şükür’ün ve Türkiye’nin İstiklal Marşı’nı yazan Mehmet Akif’in Arnavutluğu- Türklüğü tartışması çıktı.
 
Sonra Başbakan bizi Çanakkale’ye götürdü, oradaki mezar taşlarını gösterdi, Diyarbakırlı ile Bosnalıyı buluşturdu.
 
Sonra tuttu elimizden, 14 asır önceye götürerek, Hazreti Peygamber’in Veda Hutbesi’ni dinletti: “Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir.” sözünü duyurdu.
 
Yaratılış hamurundan üstünlük çıkarmanın ‘şeytan’a ait bir davranış olduğunu söyledi, böyle bir yaklaşımı ayaklarının altına aldığını ifade etti. Selahattin Demirtaş’ın “Etle tırnak değiliz” sözüne karşılık, “Ben kendimi Kürt kardeşimle etle tırnak gibi görüyorum” dedi.
 
İmralı’daki zat bile, bir zihniyet evrimi geçirmişçesine “Tek millet”e geldi.
 
Ama henüz her çevre için çözemedik bu zihniyet donmuşluğunu. Türkçüler cenahında çözemedik, Kürtçüler cenahında çözemedik.
 
Burada, Lozan’dan Cumhuriyet’e geçişte yaşanan büyük sistem kırılmasının tamiri gibi bir zor iş gelmiş ülkenin önüne çıkmış bulunuyor.
 
Lozan’da Türk Temsilci Heyeti, İtilaf Devletleri’nin, “Kürtler de azınlık sayılsın” tezine karşılık, “Ümmet” anlayışı çerçevesinde “Tek millet”i savunmuştu. Her iki millet de Müslümandı, bin yıldan beri birbiriyle kaynaşmış ve adeta “Tek millet” olmuştu. Sonunda bu tez kabul edildi ve Kürtler azınlık sayılmadı.
 
Cumhuriyet’in, sonraki dönemlerde, mesela “Mübadele” uygulamalarında da “İslam aidiyeti”ni ilke olarak benimsediği görülür.
 
Ama, sistem yerleştikçe ülke içinde İslam’la ilişki inşa edici bir pozisyondan, çerçevesi sınırlanan bir konuma itildi, statükonun ilişkisi, Türkçülük yapmasına rağmen Türklerle bile problemli hâle geldi.
 
Ben şunu söylüyorum:
 
-Bu süreçte statükonun bir yandan İslam’ın etki alanını daraltma, diğer yandan Türkleştirme uygulamaları, Lozan’da, İtilaf Devletleri’nin savunduğu teze zemin hazırlayacak bir mahiyet kazandı.
 
En azından Türklerle Kürtleri bin yıl içinde birbirine kaynaştıran ortak değerin aşınması, buna mukabil, etnik bilincin her iki tarafı etkileyecek şekilde gündeme gelmesi, bu topraklara rüzgârın ekilmesi demekti.
 
Sonunda fırtınayı biçer hâle geldik.
 
Şimdi o sürece sahiplenenler, herkesin Türklük bilinci taşımasını istiyor, Kürtlük bilinci taşıyandan tedirginlik duyuyor,  Kürtlük bilincine yönelenler de, Türklükle ilgiyi, soğuk bir ilgi olarak telakki ediyor. Bu arada da, bizim gönüllerimizi harman eden iklimi arıyoruz.
 
Şimdi bir Çanakkale olsa, Allah korusun, birbirimizin kucağında şehadet şerbeti içer miyiz?
 
Yazının tamamı için: http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/yazar-34990-etle-tirnak.html
Ahmet TAŞGETİREN / AKSİYAN
Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın