Amarna Mektupları 117.Mezar Ve Türkiye !

Yıl 1907!Atatürk kendi çizmiş olduğu bir haritayı koyar masaya

Türkiye - 07-10-2015 17:43

Yıl 1907!Atatürk kendi çizmiş olduğu bir haritayı koyar masaya. Ülkenin içinde bulunduğu şartlarda haritaya bakanlar hiç bir anlam veremezler çizilen sınırlara. Bugünkü sınırlarımızla tek bir fark vardır haritada Kerkük’ü topraklarımızdan ayırmamıştır Mustafa Kemal! Osmanlı İmparatorluğunun son dönemleridir ve padişah II. Abdülhamit tahttadır. Osmanlı İmparatorluğunun iyice güçsüzleşmesini bekleyen emperyalist güçler, topraklarımıza saldırmak için artık en uygun zamanı beklemektedir. İtalyanların Trablusgarb’a saldırmasıyla Türk’ün bağımsızlık savaşı başlar ve sonuç olarak topraklarımızın dört bir yanında açılan cephelerde yapılan savaşlar en son düşmanın Ege’de denize dökülmesiyle son bulur.Türkiye Cumhuriyetinin Misak-ı Milli sınırları da bu son zaferle çizilir. Çizilen sınırlar Atatürk’ün 1907 yılında masaya koyduğu Türkiye haritasının sınırlarının da geldiği yerdir.Kerkük hariç! İzmir batılı emperyalist güçlerden temizlenirken Yüzbaşı Şerafettin komutasındaki askerler ellerindeki Türk bayraklarıyla Hükümet Konağına yönelirler. Hükümet Konağında asılı duran Yunan bayrağını indirip yerine Türk bayrağını asarlar. İşte o askerlerden biri de Diyarbakırlı Kürt Reşo’dur!  Kürt Reşo.... 8,5 yıl askerlik yapar bu vatan topraklarının düşman postallarından temizlenmesi için. İki kardeştirler. Abisi Şehmuz da Balkan Harbinde şehit düşmüştür! Doğu Cephesinden başlayarak sırasıyla, Sakarya Meydan Muharebesi ve son olarak da Kütahya Dumlupınar, Afyon Muharebelerine katılarak Fahrettin Altay Paşa’ya bağlı birliklerle beraber İzmir’e ilk girenlerdendir! Ölene kadar her 9 Eylül sabahı yaşadığı yerde köy halkını meydana toplayıp “İzmir Marşını” söyler! Bize bu vatanı onlar hep birlikte emanet ettiler. Türk Memetler ve Kürt Reşolar... Emanete hıyanet edilmez. Edersen kovarlar. Seni de kovarlar, edersem beni de kovsunlar! Hangimiz nereliyiz? Hangimiz buralıyız? Hiç birimiz! Bu vatan kimin öyleyse? “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan, Bu memleket bizim, der ve devam  eder Nazım Hikmet; “Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. Bir ülke sahiplenildiği kadar bizimdir! Bu toprakları sıksanız yağ gibi kan damlar.Yeter.... Kana doydu bu topraklar! Yıllardır süren bir sıcak_soğuk savaş.Çözüm,ha geldi ha gelecek! İki halkta tedirgin. Hani baharlar gelecekti bu topraklara? Sessiz fırtınalar arka sokaklarımızda. Estikçe uçuruyor topraklarımızı havaya. Çöktü şehirlerimiz bitmedi dağların kara sisi. Güneş acıyla doğup yoklukla batar oldu.Gün batımlarında yitirdik yiğit askerlerimizi.Kısacık ömürlerin ışığı söndürülüyor bir bir.Toplanmış bin yıllık yuvarlak masa efradı söndürüyor ışıklarımızı. Sönen her ışık daha bir karanlığa gömüyor ülkemizi! Kimin kiminle kavgası bu? Dağların yokuş yollarından şehirlerin orta yerine tünel kazmada kürek mahkumları! Tehlikeli oyunlar sahnede! “BİD KURULACAK” oyununun siyah bayraklılar tarafından tanıtım filmimi ortaya konulan gösterim! Siyonistlerin gerçeküstü senaryoları? Düşünüyorum! Bu kavgada Markx, Rosa’yı alt eder mi? Ya da döver mi Merkel’i Elizabeth! Yıldız Savaşçıları, duvar ustalarının duvarlarını yıkar mı başlarına? Nil nehri şahitlik eder mi suçlulara? Ya biz, biz neresindeyiz bu kavganın? Seyircisi miyiz son ayakta? Ama’cılar, ölsüncüler, ocu’lar, bucu’lar, baykuşlar, ankalar bir susun, bir susun! Susun da huzur bulsun bu topraklar! Bir kuşak yandı, çok zaman kaybettik milletçe yeni nesiller yanmasın. İki halk arasına fitne sokuluyor! Haykırıyoruz.... Kürt Halkından değil ,terörden nefret ediyoruz! Ve halkın arasına sızmış sempatizanlardan! Ha! Bir de politikacılarcan...  Bölünmeyiz, böldürtmeyeceğiz! Biz direnmezsek, direnenler olacaktır! Tarih şahit... Bu topraklarda isyan bastırmak bıçakla çorba içmek eylemi kadar güçmüş. Hüznün, acının her tonunu yaşadık bizler.Cennetle cinnet arasında bir ses farkı vardır ya cinnet geçirir olduk toplumca.Sessizliğin sesini duyan yok! Halkların sesini duyan yok! Bir tarafı karalama çabalarıyla bitmez bu kavga! Kötü olan ne Türkler ne Kürtler! Farklı etnik kökenler, farklı bölgelerin insanları, farklı kültür yapıları,farklı mezhepler...İnsana ve toplumun her kesimine ait tüm renkleri,dokuları bozmadan, kırmadan, dökmeden paylaşabilmek, insanca yaşamayı başarabilmek bu kadar mı zor? Bu soruyu hep sordum hep soracağım! Her kesin her olaya söyleyecek sözü var! Ağzı olan konuşma da! Acı içinizde bir yerlere dokunuyorsa olaylar karşısında tarafsız kalmanız pek de imkan dahilinde olamıyor, kabul. Her kesim kendi gerçeğinin doğruluğunu kanıtlama peşinde, kendi haklılığını savunma yolunda bir yol tutturmuş! Acılar ve ölümler ülkesi olduk! Toplumsal kırılmalar yaşıyoruz. Sen, ben... Biz, siz...Toplumca öç alma afyonuyla kendinden geçmiş,savaş çığlıkları atmadayız.... Kin, öfke, saldırganlıklar, intikam sesleri etrafımızda kulaklarımızı sağır eden.Kışkırtılmış duyguların yüzlerdeki o dayanılmaz çirkin aksi gördüğümüz. “Yaratılmışların en şereflisi insan” öfke ve ölüm kusuyor .... Dünyanın kan emici vampirleri, gözü dönmüş liderleri seyirde! Dünya “Küreselleşiyor,insanlar ölürken ”Ne yazık ki akan kanlar bu oluşumun tek yakıtı.... Bütünler parçalanıyor, parçalanıyor ki küçük lokmayı sindirmek çok daha kolay! İnsanın insanı sömürdüğü kahrolası bir düzenin parçasıyız. Türkiye’nin temeline dinamit koyanlar var! Dünya, üzerimizden siyaset yapıyor! Yüzyıllık planlar harekete geçirilmeye çalışılıyor! 1715’de Avrupa topraklarında, İspanya Veraset Savaşlarıyla başlayan, 1815 Viyana Kongresi, ardından 1915 1. Dünya Savaşıyla süren Yeni Dünya planlarının son ayağı 2015..Yüz yıllık değişim zamanı! Uluslararası su kaynakları, petrol kuyuları, Nükleer Santraller, Uranyum Santralleri, enerjiye dönüşebilecek her türlü yer yüzü kaynağına sahip olmak ve dünya ülkelerini Atlantik ötesinden hükmetme isteği.... Politik, ekonomik çıkarlar ve ABD’nin dünyanın tek sermayesi olma hayali! 3 T (Tek Devlet, tek dünya parası, tek din) devletini kurma planlarının hız alması kaostan yeni bir dünya düzeni çıkarma çabası, yer küreyi parça parça ediyor... Savaşların sürekliliğini sağlamak, salgın hastalıkları bilinçli olarak yaymak, kendi düzenledikleri toplumsal terör vakalarını (11 Eylül!)üçüncü dünya ülkelerine yapacakları işgal eylemlerine sağlam zemin olarak kullanmayı bile göze alabilen katil ülkelerin senaryosunu hazırladığı“dünya kıyameti” yaşadıklarımız! “Anka Kuşu”nun uzattığı “Akasya Dalı” ölüm kusuyor yer yüzüne! Gösterilense beyaz güvercin ağzında zeytin dalı! Sonumuzu hızlandıranlar var.Kapitalist dünyanın kirli elleri üzerimizde geziniyor.Ürettikleri ateşli silahlara pazar açma dertleri.İnsanı insana kırdırtan bir kötü düzenden geçiriliyoruz.Sermaye düzeninin akıl almaz taktikleri,dünya insanını ve ülkemiz insanını soluk aldırtmaz bir dünyada yaşamaya zorluyor.... Toplum algısına inandırılmaya çalışılan, sen kimsin ben kimim kavgası! Tertemiz Anadolu insanım senin ne çileli başın varmış böyle... Bitmedi çilen! İsyan eden iki halk! Sessizliğin sesi halk... Ortalıkta dolaşan şablon düşünceler ve öznel teşhisler var.Yanlı tutumlar ateşi körüklemede.Yanlı tutumlardan yanılgı çıkma olasılığı yüksektir.Yanılğılar yanlış sonuçlara götürür çoğu zaman.Yanlış sonuçlar yanlış çözümlere. İdeolojilerimiz, dünyaya, olaylara baktığımız pencereler faklı olsa da aynı “Kafesin” içindeyiz. Ölü yıkayıcısı bir toplum olduk. Her gün bu vatan için ölen şehitlerimizi beyinlerimizde, vicdanlarımızda yıkıyoruz bir bir.Oysa şehitler yıkanmaz çok iyi biliyoruz.Bildiğimiz fakat düşündüğümüzü söyleyemediğimiz onca şey gibi bile bile,göre göre hatalar yapıyoruz. Çok ağır bedeller ödeniyor. Her güne ölümlerle uyanmaktan yorulduk. Çözüm için yapılan her hamlede çözümsüzlüklere daha bir derin saplanıyoruz. Oysa çilesi çekildi bu toprakların! Özgürlüğümüzü kazanmanın acısını çektik, bedelse bedelini ödedik.... Türk Milleti, karanlık dönemlerden geçiriliyor! Aramıza sızan ayrık otları can yakıyor.Günlerimizi zehir ediyor.Yarınlarımıza umutla bakamaz olduk.Ağrılıdır ya yaşamak bazı anlar,umut ışığının feri azaldıkça ölümlerin gölgesi uzuyor yurdum topraklarında.Her şehit haberinde yüreğimiz cendereye sıkıştırılmış gibi acı acı sıkışıyor.Şehitlerimize bakıp bakıp ağlıyoruz.Zihinlerimiz karmakarışık oldu. Bir gözümüz toprakta yaşar olduk. Zaliminde, mazlumunda, münkirinde elleri kanlı, kim ne seçemiyoruz. Bir avuç eşkiyanın yaşattıklarına baktıkça kahroluyoruz. Peki, ama bizim sorunumuz ne?  “Birlik ve beraberlikten yoksunluk”, “Milli ruhumuzu kaybediyor olmamız” ! Tükeniyoruz,farkına varsak artık bunun.... Bölücülerin,ilkel beyinlerin iki halk arasına soktuğu fitneyi bozmak yine iki halkın insanına düşecek görülen.Açılım diye diye açtılar aramızı. Kapamak gerek bir an önce.Yoksa hep beraber uçurumdan yuvarlanacağız.... Cümle isyanımız size, bozguncular.Mazlum ve ezilmiş halk ivmesini kırılma noktası olarak kullanan,kötülük saçan beyinlerin mutlak sorumlu olduğu yağmalanmış fikir babaları,isyanımız size...İki tarafın birbirine bakışını bizden iyi bilemez siyasi ideolojilerin kurguladığı kağıt üzerindeki düşünceler! Leibniz’in fikir babalığını yaptığı haçlı birleşim gücü karşımızdaki güç!Haçlı yüzünü şark’a çevirmiş, Hilali alt etmenin peşinde!Bunu iyi okumalıyız! İki halk uzatamaz olduk ellerimizi birbirimize. Duygularımız yağmalanıyor. Oysa en iyi biz biliriz. Biz yaşıyoruz bin yıldır iç içe! Gülpaşa nine ile Hasip Ağanın yarım asrı aşan sevgisine biz şahidiz. Türk bir erkekle Kürt bir kadının 20 yaşındaki oğullarını toprağa verirken nasıl tek omuz olduklarını biz gördük gözlerimizle! Hesabınız bizimle değil. Hesabı halktan sorulamayacak suçların cezasını halka ödetmeyin! Halk için halka rağmen politikası ezilen ve ezen düzende yalnızca halkı vuruyor! Bu aşamada G.Bernard Shaw’ın sözü geliyor aklıma: “Barışı sağlamak isterseniz politikacıları öldürün yeter, halklar birbiriyle anlaşır” Biz barış içinde beraberce yaşamak istiyoruz....Dış destekli provekelerin yarattığı toplumsal trajedileri yaşıyor iki halk insanı! Biz istemiyoruz. Karar aşamasında fikrimizin alınmadığı hiç bir eylemde kullanılmak istemiyoruz! Ezilenler ve zulmedenler psikolojik rantını kullananlar amaçlarına ulaşıyor biz sustukça! Kimse samimi değil söylemlerinde. Korkuyla umut arasında yaşamak bu kanlı toprakların yazgısı! Devlet dokumuzdaki değişim politikaları, bu politikaların yasal,siyasal,sosyal yansımaları,uzlaşma süreçleri,siyasi ve şahsi çıkarlara dönüştürülürken olan masum halka oluyor. Sorunu herkes ortaya kolaylıkla koyuyor. Peki ama çözüm ne? Dökülen kanların durdurulması için ne yapılabilir? Kilit sorulara yanıt verebilmek ancak toplumsal barışı ve huzuru getirebilir. Yandaşçılık yapmadan düz mantık hesabıyla verilen her cevap çözüme bir adım yaklaştıracaktır bizi. Çözümler, hırsların gölgelediği beyinlerde değil ortak amaçlar baz alınarak demokratik kurallar çerçevesinde oluşturulmalı ki işe yarasın. Görülen yaşananlardan ders alınmıyor! Orta doğudaki kaosun vurduğu ülkelerin yaşadığı sürecin henüz ülkece başındayız. Sıra bize geldi! Çünkü Türkiye toprakları 3. Jeolojik zamanda oluşumunu tamamlamış bir ülke. Yani,petrol rezervlerinin kullanım zamanı gelmekte!Güney doğunun altı petrol denizi! Çünkü Türkiye amaçlara ulaşmada tampon bölge. Çünkü Türkiye, kutsal bildikleri Ağrı Dağı Efsanesinin sahibi!Ve Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar değerli bir ülke! hakim düşüncesi.... Ya durduramazsak bu süreci? Zamanın efendilerine, yeryüzüne ölüm ve korku saçan güçlere milletçe, tek yürek tek bedenle dur demeyi başarabilirsek ancak kurtulabiliriz! Tıpkı Kurtuluş Savaşında yaptığımız gibi. Diyarbakırlı Kürt Reşoyla, Edirneli Memet’in yapmayı başardığı gibi! Salt bizim ülkemizde değil yeni dünya oluşum süreci, tüm Orta doğuyu lime lime alt kimliklerine ayrıştırıyor.Küçük kitleleri kontrol daha kolay olduğu için.Dünyayı hegomanyası altına almak isteyenlerin amacı,İç çatışma başlatıp iki halkı birbirine kırdırtmak.Oyun büyük.Gerçek tehlike ne görünen iktidar ne iki halkın var oluş mücadelesi.Gerçek tehlike çok daha derinde!Ülkemizin ve iki halkın arasına sızmış kaç Lawrence var bilmiyoruz! İşgalçi güçlerin tehlikeli yapılanmaları ve emperyalist güçlerin silahlarının dünya coğrafyasında işlevselliğini sağlamak adına girişilen insanlık dışı eylemlerin yarattığı korkunç tablo önümüze insan kanıyla çiziliyor! Alçakça, insana, insanlığa ihanet sıkılan kurşunlar! Ülkemizde ve dünyada ki gelişmeleri doğru okumayı becerebilecek liderlere ihtiyacımız var! Her şeyi Ankara’dan ve siyasi güçlerden beklemek olayları anlama ve çözüm üretmede zaman kaybı olur. Halklarda kendi beyin güçleriyle gidişatın yönünü görebilmeli. Gidişat.....  III.Dünya Savaşı! Tarihi geriye dönük okumayı başarmalıyız! I.Dünya Savaşında Almanya’nın müttefiki olarak savaşa girdik Osmanlı İmparatorluğu parçalandı! Türkiye Cumhuriyeti kuruldu! Anadolu halkı özgürlüğüne kavuştu! II.Dünya Savaşında İsmet İnönü’nün tarafsızlık kararıyla Türkiye cephe açmadı ülke bütünlüğünü bu doğru kararla korudu! Peki ya şu an III.Dünya Savaşı patlak verdiğinde Türkiye’nin karar alıcıları nasıl bir tutum sergileyecek? Bunlar konuşulmalı bu olasılığa yönelik stratejik, askeri ve siyasal hazırlıklar yapılmalı! Göstergesel bazda iki halk kavgası altına gizlenen gerçek oyun iki halkın da anlayabileceği en doğru şekilde ortaya konulmalı! Ortaya konulan görüntüden anladığımız, Türkiye’nin Ortadoğu’daki soğuk_ sıcak savaşın gözü kara askeri olma yanılgısı! Ülkemizin ve geleceğimizin yanlış kararlarla haczedilmesini istemiyoruz! Batının ya da diğer bir gücün bölgesel stratejik müttefiki,koşulsuz temsilcisi olmak ta istemiyoruz! Biz savaş istemiyoruz! III.Dünya Savaşı saf!halarını belirliyor...Amarna Mektuplarında anlatılan 117.Mezar olmak istemiyoruz! Biz halkız aklımız bu kadarına yetiyor. Siz “Yaldızlı Aydınlar”dilinizi döndürün de gerçekleri anlatın iki halka.Çözüm şuurda diyoruz “Diyarbakırlı Kürt Reşo ile Edirnelli Memet şuurunda! Aşikardır çözüm, söyleyecek söz de yoktur aslında.Çoktan söylenmiş söylenmesi gereken söz! Kur’nı Kerim Tevbe suresi 47.Ayette şöyle der: “Eğer sizin aranızda savaşa çıksalardı size kötülüğü arttırmalarından başka bir şey yapmazlardı. Sizin içinizde fitne çıkmasını isterler ve ve sizin aranızda gayret gösterirler.” Yol gösterici kitabımız asırlar öncesinden uyarmıştır. Sevgili Peygamberimizde bu ayettin ışığında nasıl davranmamız gerektiğini söyler; “ Fitne çıktığında at binen insin, koşan yürüsün, yürüyen dursun, duran otursun.”(S.A.V) Şuurunu kaybetmiş, ölümlerden medet umanların ne yapmaya çalıştığının anlaşılabilmesi için sakinlik gerek, görünmeyenin görülmesi için! Gerçek nedenlerin sonuçların anlaşılabilmesi için! Etiyle,kanıyla,kemiğiyle öğütülen iki halk.Kaybeden belli,kazanan belli.Daha nasıl anlatılır bir ülkenin acı hikayesi..... Daha nasıl anlatılır ağrıyan yerlerimizin sızısı.Hakikat kanla haykırma da: Durdurun beni,durdurun!
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı