Carus Gülen hakkında soruşturma açan Ankara DGM Başsavcısı’nın dava dosyasının nasıl ve kimler tarafından kapatıldığını şöyle anlattı;
“FETÖ/PDY Terör Örgütünün nasıl bu noktaya geldiğini gözler önüne getirmek gerekirse; 1999 yılında, Ankara DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel tarafından 1999/420 Hz. No’su ile ‘’Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak’’ yani 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 1. Maddesi delaletiyle aynı kanunun 7. Maddesinin 1. Fıkrası 1 cümlesi T.C.K’nun (Eski TCK) 31,33,40 maddeleri gereği tecziyesi’’ talebi ile Fethullah Gülen hakkında kamu davası açılmıştır. Bu davaya ilişkin iddianameye halen internette kolaylıkla ulaşılabilmektedir ve incelendiğinde çok ciddi hazırlanmış, delillendirilmiştir. Örgüt lideri Fethullah Gülen’de hakkında açılan bu dava sonrası Amerika’ya kaçmıştır. Yargılama, kamuoyunda daha sonra Rahşan affı diye anılmaya başlanan 21 Aralık 2000 tarihinde çıkarılan 4616 sayılı 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair kanundaki maddeye göre 5 yıl süre ile ertelendi. Bu süre içinde Fethullah Gülen'in aynı tür veya daha ağır bir suç işlemesi durumunda yargılamanın yeniden başlaması kararlaştırıldı. 5 Mayıs 2006'da 3713 sayılı terörle mücadele kanunu'nun "terör tanımı" başlıklı 1. maddesinde yapılan değişiklik ile terör örgütü tanımına cürüm işleme ve silahlı eylem şartı getirildi. Yeni terör kanununa göre Gülen'in avukatları Mahkemeye başvuruda bulundu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Emniyet Müdürlüğü'nden istenen raporda Fethullah Gülen'in cebir ve şiddet içeren bir suça karışmadığı bildirildi. Mahkeme, af nedeniyle daha önce 5 seneliğine ertelenmiş olan ve tekrar görülen davada Terörle Mücadele Yasası gereğince suçun oluşmadığı hükmüne vararak sanığın beraatine karar verdi. Mart 2007 de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onayladı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 9. Ceza Dairesinin TMK kapsamında verdiği beraat kararına itiraz etti. Savcılık davanın TMK kapsamında değil TCK 765 sayılı TCK'nın 313/2-4 maddesine göre cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçuna göre bakılmasını istedi. Savcılık, Gülen'in Türkiye'de mevcut Anayasal düzeni değiştirmek ve laiklik ilkesini de kaldırarak, yerine şeriat esaslarına dayalı devlet kurmak amacında olduğu, aşamaları, tebliğ, cemaat ve cihat temelinde, yurt içinde ve dışında dershane, okul, üniversite, yurt, hazırlık kursları ve kurduğu şirketler aracılığıyla eğitimli bir kadro ve ekonomik bir güç oluşturarak, yönetimde teşkilatlanmayı, devlet idaresini ele geçirmeyi hedeflediği, sanık Fethullah Gülen'in yurt dışına çıktığı 21 Mart 1999 tarihinden sonra da aynı amaç doğrultusunda faaliyetlerini sürdürdüğü, teşekkülün varlığını koruduğunu iddia etti. Ancak Yargıtay Başsavcılığının talebi reddedildi ve Haziran 2008 de Yargıtay genel kurulu tarafından Gülen'in oybirliğiyle beraatı onandı”
KİLİT İSİMLER DARBEDEN ÖNCE KAÇIRILDI
Avukat Alperen Carus, “Dava dosyalarına bakıldığında örgüt üyesi ve yöneticisi olarak nitelenenler açısından savcılar çok yanlış değerlendirmelerde bulunabiliyor. Bu durum özellikle il açılan davalarda sıkça karşılaşılan bir durumdu. Bunlara şu yargı aşamasında isim vermeden bahsetmek gerekirse yönetici olması gerekenler üye olmuş, üye hatta sempatizan olması gerekenler yönetici olmuş. Bunun yanında gıyabında dava açılan ve yurt dışında olan insanlar var ve konunun önemli olan kısmı bu kişiler 15 Temmuz darbe Gecesinden sonra değil önce yurt dışına kaçmış olmaları. Örneğin Samsun’da bu konuda hakkında dava açılan birçok iş adamının Darbeden bir süre önce malını mülkünü satıp yurt dışına kaçmış olanların olması. Bu anlamda Cemaat kendisi için kıymetli olan kilit isimleri 15 Temmuz darbe girişiminden önce her ihtimali göz önünde bulundurarak bu kişileri yurt dışına kaçırmıştır” diyerek tehlikenin henüz geçmemiş olduğuna da şu sözleriyle dikkat çekti;
TEHLİKE GEÇMİŞ DEĞİL
Hem ekonomik hem de insan kaynağı olarak hali hazırda yurtdışında , Türkiye’de kinden çok daha güçlü hala bir cemaat yapısı duruyor diyen Carus, “15 Temmuz gecesi bu darbeyi biz savuşturduk ama bundan sonra FETÖ/PDY Terör örgütünden bizlere zarar gelmeyecek anlamına gelmiyor. Fethullah Gülen’in ölümünden sonra karşımıza nasıl bir yapı devam eder şuan bilinmemekle beraber bir başka hokkabaz ile bu misyonun devam etmesi halinde Türkiye’de birçok siyasetçi gelir geçer ama bu örgüt başımıza bela olmaya devam eder” sözleriyle bu yapının ciddiyetine dikkat çekti.
CEMAATİN İLETİŞİM AYAĞI
Av. Alperen Carus, “FETÖ/ PDY Terör örgütü bir tek Bylock değil başka eagle, whatsApp, tango benzeri başka uygulamalar ve buna benzer birçok uygulama ile hatta kendi içlerinde kademeli olarak bu konuşmalar yapılmıştır. Aslında hiyerarşik bir yapı olan cemaatin muhtemel işin özünde olan kişilerin çoğunun Bylock kullandığını şahsen düşünmüyorum. Ortaya çıkan “Mor Beyin” hadisesi cemaatin kendisini deşifre etmemek adına işi sulandırmak açısından yaptığı bir uygulama.” Mor Beyin” yapmış olduğu çalışma ile bir kısım internet uygulamalarının ve programının içerisine Bylock’a yönlendiren linkler atmışlardır. Kişi bu programı indirdiğinde ve tıkladığında bilinçsiz bir şekilde Bylock uygulamasına yönlendirme ile giriş yaparak, aslında bu işlerle hiç alakası olmayan kişilerin bu işin içerisindeymiş izlenimi vererek işi sulandırmaya çalışmışlardır. Bugün dava dosyalarının birçoğunda bu şekilde bylock kullanıcısı diye mağduriyetler yaşanmış ve insanlar işinden çevresinden olmuştur. Kişi Bilişim teknolojilerinden bu kişi hakkında rapor gelene kadar cezaevlerine atılmış ve suçlanmışlardır suçsuzlukları daha sonradan aydınlanarak tahliye olan insanlar var. Buna benzer birçok dava şuan adliyelerde yer almaktadır. Bylock bu cemaat yapısı içerisinde kullanılmış ama olası ihtimaller içerisinde bu şekilde bir formül ile suyu bulandırmışlardır” diye yaşanan mağduriyetlere de dikkat çekti.
YÖNETİCİ VE İBADETCİLER AYRIŞTIRILMALI
Cezaevlerinin mağdur ve asıl suçluların ayrıştırılmadığı için dolduğunu ve buna bir uygulama getirilmesinin fikrini veren Carus, “FETÖ Operasyonlarında suçlu pozisyonlarda yakalanarak cezaevlerine atılan insanların, cemaatin ibadet kısmı ve yönetici kısmı dava içerisinde ayrıştırılmalı. Bu kişilerin tamamen inançlarından ötürü bilmeden kandırılan kişilere yani ibadet tabanına sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşım olarak devlet tutuklama yerine, denetimli serbestlik uygulamalı, bu denetimi serbestlikte sadece karakolda imza atma şeklinde olmamalı. Eğitim seminerleri ve terapiler düzenlenmeli. Bu kişilere örneğin okullar dağıldıktan sonra belli okullarda toplanmaları ve bu konuda bilinçli eğitimli kişiler tarafından doğrular konuşulmalı ve terapi gibi bunlar tartışılmalı. Onlardan dini suiistimal eden FETÖ denilen bu örgütün sempatizanlıklarının nereden geldiği neden dolayı oluştuğu sorgulanmalı ve tartışılmalıdır. Mağdur psikolojisine girmek yerine bu insanlara nasıl kandırıldıkları ikna edilmeli. Bu uygulanırsa sağlıklı bireyler olarak aramıza yeniden yer alacaklardır. Yargılamada araştırmalar sonucu FETÖ üyesi ile sempatizanlarının cezalandırılmalarında adaletli cezalandırmalar yapılmalı. Sempatizan kararlarında bir kısım unsurları taşıyanlar sempatizan olarak değerlendirmeli örgüt üyesi olarak sınıflandırılmamalıdır. Denetimli serbestlik ile cezalandırılan bu kişilere sadece bir imza ile sınırlandırılmamalı. Böylelikle mağduriyetler azalacak ve asıl ceza alması gerekenler yönetici kısmı şuan içeride cezalarını çekecektir. Tabii idari yaptırım ve hukuki yaptırım cezaları hak edenlere mutlaka yine uygulanmalıdır” şeklinde özetledi.
CEMAATİN SİYASET AYAĞINA NEDEN DOKUNULMADI
Bu cemaatin İbadet Ticaret ve İhanet kademesinde son dönemlerde biraz daha örgüt yapısının merkezine yani ihanet kısmına doğru gidildiğini görüyoruz diyen Carus, “Cemaate yapılan operasyonlar ve mahkemeler acısından biraz daha ilerlemeler var ama asla yeterli bulmuyorum. Zaten siyasi anlamda bu örgüte yol açan destek veren siyasetçilere halen daha dokunulmadığı kanaatindeyim. Polis 15 Temmuz günü şuan ki bilgi birikimine sahip olsaydı bugün Adil Öksüz elini kolunu sallayarak ülkeden kaçamazdı. Bu işin siyasi kanadına dokunulmamasının nedenlerinden birisi de ortaya konan hukuka aykırı 17/25 aralık kriteridir. Kanunda tarif edilen bir suçu ihlal ettiğiniz zaman bu 17/25 Aralık’tan önce de suçtur sonrasından da suçtur. Dolayısıyla biz bu durumu 17/25 Aralık’ta fark ettik dolayısıyla bu tarihten sonrasında suç olsun demek hukuka uygun bir tavır değil. Suçlar arasında bir milat belirleyemezsiniz. 17/25 Aralık’tan önce bu cemaatin faaliyetlerine katılan birçok siyasetçi var. Cemaat göstere göstere suç işlerken Ergenekon sürecinde yapılan tüm hukuka aykırılıklara alkış tutanları da mecliste bu cemaati izlenmesini ortadan kaldırmak için kanun çıkartanları da mercek altına alınması gerekmekte. Bunların içerisinde cemaatin iyi bir şey yaptığını sananlar olduğu kadar Gülen’in talimatıyla yâda çıkarları doğrultusunda destek verenlerde olabilir bunları da iyi ayırt edebilmek gerekmekte” sözleriyle ifadede bulundu.
YAYIN MAĞDURLARI OLUŞTU
Davalarda yasa dışı kitaplar olarak yer alan konularda da oldukça mağduriyetlerin oluştuğuna değinen Carus, “Bir kitap hukuka uygun sebep ve şekillerde yasaklanırsa yasadışı hale gelir, bir kitap 2015’in ocak ayında yasaklanırsa bu kitabı bulundurmak yasa dışı hale gelir. Şuan da hangi kitap yasak hangisi değil hiçbir isim ortada yer almıyorken, bir aramada cemaate bağlı yayınevinin kitabını bulduğunda el koyuyor ve suç delili olarak kayıtlara geçiyor. Ortada şu yazarın şu kitabı adı altında belirlenmiş bir isim yer almadığından insanlar neyin yasa dışı neyin değil herkes gibi bilincinde değil bu yüzden de mağduriyetler oluşmakta. Cemaate bağlı olduğu bilinen yayın evlerinin bastığı tüm kitaplar yasadışı şeklinde bir uygulama ile karşılaştık özelikle sürecin başlarında. Örneğin cemaatin yayın evi Kur’an ı kerim basmış vatandaşta bunu evinde bulunduruyor bunu suç unsuru olarak kabul etmek gibi bir sonucu doğuracak bu uygulama da son derece büyük yanlışlıktır” diye söyledi.
FETÖ OPERASYONLARI RENDEVULU MU İŞLİYOR
Askeri kanada çok fazla girilmediğini düşünen Av. Alperen Carus, “ Şuan emniyet, cezaevi ve adliyelerin kapasitesi FETÖ operasyonlarının zamana yayılmasına neden olduğunu görmekteyiz. Bunun en basit örneği şüpheli pozisyonda bulunan kişilere operasyon ne zaman yapılır şeklinde sorduğumuz da adeta randevu usulü uygulanıyor gibi 7 yâda 8 ay sonra olacağı yönünde cevaplar olması. Şuan cezaevlerinin çoğunluğu sempatizanların doldurduğunu örgüt üyesi olduğu muhtemel kişilerin ise elini kolunu sallayarak halen dışarıda gezdiğine dayalı bir görüntü var” diye yaşanan algıyı ifade etti.
ADALETTE SİYASET GÖLGESİ
Türkiye’de adalet düzeninde bir değişim olup olmadığını sorduğumuz Av. Alperen Carus, “ Dünya’da ve Türkiye’de adalet çokta doğru işlemiyor. Geriye dönüp baktığımız da 10 – 15 sene öncesinde şuan ki zamana göre daha fazla adalet sistemiz vardı ve daha özgür işleyebiliyordu. Ülkemizde siyasi boyutu olan davalara her zaman hukuka aykırı müdahaleler maalesef olmuştur. Bu durum şu anki iktidara mahsus bir durum değildir. Ancak 12 Eylül yargılamalarına katılan tecrübeli meslektaşlarımız şunu ifade etmektedir ; ‘’ o dönemde verilen kararlar çok daha hukuka uygundu,zira hakim ve savcıların işlerine bu derece müdahale edilmiyordu. O dönemde de başlangıçta çok fazla hukuk dışı şeyler oldu, şu dönemde olmayan işkence hadiselerine de çok rastladık ama yargılamalar aşamasında hakimler ve savcıların işlerine bu kadar müdahale edilmediği ve mahalle baskısı uygulanmadığı için çok daha sağlıklı kararlar tesis edildi.’’ Demektedirler. Ayrıca,10-15 yıl evveline kadar hâkim ve savcılar vatandaşın günlük hayatı ile alakalı bir karar verirken siyaset çok fazla nüfus etmiyordu. Ancak günümüzde hakim ve savcılarımızın bu kadar rahat olduğunu söylemek yalan olur. Bugün örneğin AK Parti il yöneticiyle sıradan bir vatandaş hâkim karşısına çıktığı zaman hâkim karar verirken düne göre daha özgür değil. Eskiden bu tür davalarda karar verilirken bu denli baskı hissetmiyordu ama bugün düne göre daha fazla bir baskı söz konusu hâkimler daha tedbirli karar vermek zorunda kalıyor” diye açıklamalarına yer verdi.
Akasyamhaber - Gül Su GÜNDÜZ