Bahadır Yenişehirlioğlu: kur’an ve sünnet çizgisinde sağlıklı bir islam algısı akletmeliyiz

“Beyaz Usta siyah Çırak”, “Aşk Cephesi” ve “Kerime” gibi romanlarıyla tanıdığımız Bahadır Yenişehirlioğlu, şimdilerde TRT 1’de yayınlanan “Sevda Kuşun Kanadında” dizisindeki “Saatçi Hüsnü” karakteriyle sevenlerini selamlıyor. Yenişehirlioğlu’yla “Beyaz Usta Siyah Çırak”ın Sarp’ını, Türkiye’nin buhran dolu 12 Eylül günlerini, oyunculuk tecrübesini ve 15 Temmuz’da yazılan destanı konuştuk.

Röportaj - 09-10-2016 10:00

Hocam 1932 yılı ve bir Anadolu kasabasında yaşanan bir hikâye var, Kerime. Sizin kitabınız. Kerime’de anlatılmak istenen nedir?

Kerime benim 2. romanım. Beyaz Usta Siyah Çırak’tan sonra çıkardığım ikinci romanım. Kerime romanını kısaca şöyle özetleyebiliriz: Evrensel baskıyı reddeden bir kitap. İster devlet planı uygulanıyor olsun, ister şahıs planlı uygulanıyor olsun, ister seküler devletten uygulanan bir baskı olsun -ki romanımızın arka planında ezanın Türkçe okunduğu dönem var. 18 yıl boyunca zorla bir topluma ezanı Türkçe olarak okutmak bir topluma yapılacak ciddi bir seküler baskıdır ki reddedilmiş, inatlaşılmış ve pek çok sıkıntı yaşanmış. Bu bir baskı, evrensel bir baskı, kabul edilebilir bir şey değil. Ama onun ön planında Kerime ve Nezihe bazlı olarak anlattığımda muhafazakar bir babanın çocuklarına yaptığı baskı. Biraz önce söylediğim gibi nereden gelirse gelsin baskı yanlıştır.

Muhafazakar derken... Oradaki baskı, nasıl bir baskı?

Eğer bir sistem tamamen dinden soyutlanıyorsa ve seküler bir hal alıyorsa bir toplumun bütün dinamikleri ve değerleri, İslami olarak o toplumda var olan kadim değerler yavaş yavaş yok olup sökülmeye çalışılıyorsa o zaman o toplumda yaşayan bir kısım muhafazakâr insan farklı bir şekilde içine doğru kapanır. Aslında bu sosyolojik olarak çok büyük bir kırılmadır. Bu kabul edilebilir bir şey de değildir. Romanın içinden konuşacak olursak işte ahir zaman alametleri başladı, bundan sonra her şey kötüye gidiyor, bu saatten sonra hiçbir şey iflah olmaz, zaman dinini kurtarma zamanıdır diyerek, hem aile içinde yaşadığı travmalardan hem de devletin uyguladığı baskıdan etkilenerek bir muhafazakar babanın içine doğru kapanması süreci bu. Kabul edilebilir ve hak vereceğimiz bir şey değil ama bu doğal bir süreç olarak gelişir. Eğer bir topluma ciddi bir manada baskı uyguluyorsanız o zaman o toplumun inanan insanları içe doğru kapanma ve daha muhafazakarlaşmaya başlar. Aslında bir parça da fanatikleşmeye başlarlar. Bütün dünyada böyle olmuştur. Romandaki yansıması da bu. Haddizatında haklı sebepleri vardır o şahsın niye böyle davrandığına dair ama uygulamalarında hatalar vardır. Yaşadığı o travmadan yola çıkarak hem sosyal toplumsal baskıdan kaynaklı bir travma hem aile içinde şahit olduğu bir travmadan yola çıkarak kızlarını koruması kollaması ve baskı altına alma süreci vardır.

Beyaz Usta Siyah Çırak kitabınızla alakalı “Yüreğimi, kalbimi en çok yoran kitap” demiştiniz...

Beyaz Usta Siyah Çırak benim ilk romanım. 2011’de çıkmıştı piyasaya. İlk deneyimim, ilk tecrübesizliğim ama beni ciddi etkileyerek, beni etkileyen hadiselerden yola çıkarak kaleme aldığım bir romandı. O zamanlar kendimle olan sürecimi, kendimle olan irtibatımı tam manasıyla herhalde aktaramadım. Ama yıllar içerisinde yazı sürecim geliştikçe bugünlerde artık bunu rahatlıkla ifade edebiliyorum.

Şimdi doğru mu anladım, oradaki aslında kahraman sizsiniz? Yaşadıkları da sizin yaşadıklarınız?

Orada Sarp aslında Bahadır Yenişehirlioğlu ama gerçek bir kitaptır o, gerçek bir romandır.

İnsanın kendi yaşadığını yazması nasıl bir duygu? Bir insanın yaşadıklarını kaleme alması zor değil mi?

Elbette zor bir şey. Çünkü kendisiyle hesaplaşması, insanın kendisiyle yüzleşmesi lazım. Bu bir olgunluk da gerektiriyor. Çünkü yazmak böyle bir şey. Sen kendine değil, kendinin dışındaki herkese okunabilir bir şey sunuyorsun ve kendi özelini açmış oluyorsun. Ben Beyaz Usta Siyah Çırak romanımı yazdığımdan itibaren çok rahatladığımı ve sıkıntılarımı halettiğimi, kendimle barıştığımı gördüm.

Beyaz Usta Siyah Çırak niçin bu kadar önemli sizin için?

Benim kendi hikayem olması değil, bu şahsi bir şey. Benim için çok önemli olan bir şey başkası için önemli olmayabilir. Kastettiğim bu değil. Ama oradaki yaşanan hikaye aynı zamanda bir insanoğlunun hikayesi. Dinin insanoğlunun en yumuşak karnı olduğu, en savunmasız alanı olduğunu anlatıyor Beyaz Usta Siyah Çırak. Eğer Kur’an ve Sünnet çizgisinde bir bilinçle beslenmemişse bir insan, doğruyu ve yanlışı Kur’an ve Sünnet çizgisinde bilmiyorsa, o zaman İslamiyet’i yaşıyorum ve iyi şeyler yapıyorum diyerek bambaşka noktalara savrulabilir. Beyaz Usta Siyah Çırak romanı bugünü de açıklayan bir roman aynı zamanda.

Kur’an ve Sünnet’le beslenmemiş bir İslam inancı fanatizme mi dönüşür yani?

İnsanoğluna Allah’ın sunduğu en büyük hediye olan Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerine “Siz hiç akletmez misiniz? Neden akletmezsiniz?” gibi sözlere muhatap oluyor insanoğlu. Ama biz akletmeyen bir topluma dönüşüyoruz ya da insanlar giderek İslam algılarını aklı bir kenara koyarak uygulamaya çalışıyorlar. Akılla da her yere varamayız. Bunun bilincindeyim ama akıl kullanmamız için bize verilen bir enstrüman. Aklı kullanacağız, akledeceğiz ve Kur’an, Sünnet çizgisinde hayatımızı belirleyeceğiz. Fanatizmden uzak olarak, kimsenin kölesi haline dönüşmeyeceğiz. Kimsenin şahsi çıkarları için bir araç haline gelmeyeceğiz. İslami normlarla süslenen, İslami sözlerle süslenen ya da o maskeyle maskelenmiş, o kılıfa büründürülmüş ama dünyevi çıkarlar ve şahsi menfaatler noktasında alt bilince sahip olan hareketten de insanlardan uzak duracağız. Çünkü kullanılabiliriz. Bir araç haline getirilebiliriz. Belli grupların, belli insanların, belli kuruluşların küresel sömürü düzeninin ferd planında bir insanın maskarası haline gelebiliriz. Bu dün de yaşanan bir hadise, bugün de yaşanan, yarın da yaşanma imkanı olan bir hadise.

Nasıl akledeceğiz peki?

Kur’an ve Sünnet çizgisinde sağlıklı bir İslam algısı aklederek. İnsanlar genelde şeriat dairesini unutuyor, yani şeriat dairesi dediğimiz kaideler kurallar ve normlar zinciri. Her sistemin her inancın bir sistemi vardır. Hıristiyan’ın da kendine göre bir şeriatı vardır, Müslüman’ın da. Hukuk sistemidir yani, hukuk kurallarıdır aynı zamanda şeriat. Ama gassal önünde meyyit olmayı öğretirler. Çok önemlidir gassal önünde meyyit olmak. Birisi size bir şeyi doğru dediği zaman siz kesin teslimiyet gösterip ona inanacaksınız. Peki o kişinin söylediğini nereye, hangi kaynağa bakarak doğrulayacağız. İşte aslında o söz şudur: Gassal önünde meyyit olacağız şeriat dairesinde. Yani Kur’an ve Sünnet dairesinde bize söylenen doğru ve haksa onu yapar hale geleceğiz ya da yapmaz hale geleceğiz. Ama biz gassal önünde sadece meyyit olmayı değer olarak görür, hayatımıza bunu geçirirsek o zaman birilerinin maskarası haline gelebiliriz. Birilerinin kullandığı bir araç haline, tüketim metası haline dönüşebiliriz. Siyasi olarak da böyle, mantalite olarak da böyle, ekonomik olarak da böyle. Birinin kölesi olabiliriz ve biz o köle olduğumuzun bile farkına varmayız. Biz İslam adına mücadele ettiğimizi ve ecir kazandığımızı zannederiz. Oysa ki o bizi bambaşka bir noktaya götürmüştür. Biz cennete uçtuğumuzu zannederken aslında gayya kuyusuna yuvarlanıyor olabiliriz. O yüzden bu bilinci sağlayan tek şey Kur’an ve Sünnet. Beyaz Usta Siyah Çırak aslında Sarp’ın karakterinde bunu anlatıyor.

Yeni bir kitap hazırlığı varmış...

Var, evet, 15 Temmuz’u tüm iliklerimize kadar hissedeceğimiz bir çalışma sonlanmak üzere hayırlısıyla.

******

“SAATÇİ HÜSNÜ, BU TOPRAKLARIN KADİM DEĞERLERİYLE BARIŞIK BİRİ”

TRT 1’de yayınlanan “Sevda Kuşun Kanadında” dizisinde Saatçi Hüsnü karakterini oynuyorsunuz. Kimdir Saatçi Hüsnü?

Bu toprakların insanını anlatan iyi bir aile babası. Bu toprakların kadim değerleriyle barışık biri. Görmüş geçirmiş, yaşamış ve tasavvufu bilen, bunun dinginliğini yaşayan bir adam. Elimden geldiği kadar bu role çalışarak bu rolün hakkını vermek, Hüsnü karakterini yazıldığı gibi evsaflı ve güçlü gösterebilmek istiyorum. Toplumun pek çok katmanında Hüsnü karakterinin çok sevildiğini görüyorum. Bunu övünmek için söylemiyorum. Ama bir romancı olarak, bir edebiyatçı olarak karakter tahlili yapabildiğim için, empati yapabildiğim, gözlem yeteneğimin yüksek olmasından dolayı karakteri ve yan karakterleri tahlil ediyorum. Gardımı ona göre alıyorum, öyle yorumluyorum. Doğru bir karakter. “Sevda Kuşun Kanadında” zaten önemli bir proje. 2016 perspektifinden 80 öncesine bakıyoruz.

O dönem FETÖ’nün de başlangıç noktası değil mi?

Evet, o kuşağa bakarken aynı zamanda FETÖ’nün piyasaya nasıl girdiği, kimler tarafından kullanılmaya başlandığı konuları yeni sezonla birlikte başladı. Bugünün 2016 Türkiye’sinin siyasi erkinde kim varsa o gün Milli Türk Talebe Birliği’nin içinde. Recep Tayyip Erdoğan var, Abdullah Gül var, şu anki meclis başkanımız var, Necip Fazıl var, Mehmet Zaid Kotku var. Bu karakterlerin var olduğu bir dönemin insanını anlatıyoruz. Ama niye? Sadece Recep Tayyip Erdoğan’ı anlatmak için mi, Mehmet Zaid Kotku’yu anlatmak için mi yapılıyor bu dizi? Hayır. Esas anlatmaya çalıştığımız o dönemin sağı, solu, devrimcisi, Deniz Gezmiş’i, Ülkücüsü, Akıncısı hepsi yer almakla birlikte, o dönemin derin devletini anlatıyoruz. İç ve dış Türkiye’nin düşmanlarını anlatıyoruz. Bu gençlerin birbirine nasıl kırdırıldığını anlatıyoruz. Buradan yola çıkarak bir kardeşlik hikayesi anlatmaya çalışıyoruz. Eğer o dönemin ahvalini, şartlarını bugünün insanına doğru ve objektif sunabilirsek, o gün oynanan oyunların neler olduğunu, bugünün insanına anlatabilirsek aynı oyunlar bugün de oynandığı için bir bilinç olarak günümüz insanının gardını alması gerektiğini ve ne yapması gerektiğine ipuçları sunabiliriz. Bütün derdimiz bu.

******

"15 TEMMUZ’DA, KUR’AN VE SÜNNET IŞIĞINA KÖR OLANLAR TÜNELİN ÇIKIŞINI KUKLALARIN ELİNDE SANDI"

"15 Temmuz gecesi bütün ülke olarak Türkiye, tarihindeki en ilginç olaylar bütününe şahit olduk. İlk defa bir darbe girişiminde doğrudan sivil halkı ve TBMM’yi hedef alan saldırıları bünyesinde barındırdı. Topyekûn bir hareket değil, emir komuta zinciri dışında işleyen bir cunta hareketi olarak ortaya çıktı. Kendine özgü bir kalkışmaydı bu, çünkü devletin içerisinde devlete paralel olarak yapılanmış dini kamuflajlı bir örgüt tarafından organize edildiği çok aşikârdı. Bahsettik ya hani akletmeyenler başkalarına kul köle olurlar diye. Bir anlamda Kur’an ve Sünnet ışığına kör olanlar tünelin çıkışını kuklaların elinde sandı. 12 Eylül’den farklı olarak yiğit bir duruş ortaya konuldu ve bir süreç başladı, hiçbir gücün durduramayacağı bir halk direnişi ortaya konuldu. Herhangi bir çokluk değildi bu birliktelik, kendi yaşam varlığına kast etmiş bir organizasyonun, bir oluşumun karşısında önceki darbelerden tamamen farklı bir ruh iklimi içerisinde teklerden oluşan ama milyonlara dönüşen bir kahramanlık destanı olarak tarihe geçti. Belki de darbe ve esaret odaklı bu kalkışma her fert için aynı görünmez kapıyı araladı, ortak ışığı ve bilinci içeriye aldı, görünür kıldı. Her bir ferdin kadim ruh ve kültür kodlarından öte ama özdeş bir oluşuma dönüştü. Yaşandı ve yaşatıldı. Dersler çıkaracağız, her şeyi tekrar gözden geçireceğiz. Hatalarımızı göreceğiz ve bir daha bu acının yaşanmaması için uyanık olacağız. Birlik ve beraberliğimizi her şeyin üzerinde tutacağız ki bir daha böyle bir kahpelik ile karşı karşıya kalmayalım."

MÜLÂKAT: HÜSEYİN AKKAŞ / Diriliş Postası

Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı 404 Not Found
404 Not Found
Please forward this error screen to api.gazisoft.com's WebMaster.

The server cannot find the requested page:

  • api.gazisoft.com/cp_errordocument.shtml (port 443)