Benim Şairim senin şairini döver mi? (ıv)

Dil ile ikrarın gayesi hakkı beyan olsa gerek. Ne zaman, hangi şartlarda neyi dil ile ikrar etti isek bunu kendimizi cahillerden olduğu kadar yalancılardan da ayırmak için yaparız; yapıyor olmamız gerek.

Siyaset - 19-08-2016 12:46

Cumhuriyetin ilânını takip eden inkılaplar Türkleri mürtet, gayr-i müslim, anti-Allah bir topluluk haline getirmiş midir? Evetse, nasıl; hayırsa niçin? Dil bu suallerin cevaplarını ikrar etmiyor, edemiyorsa dilin insana hiçbir faydası dokunmadı, dokunmuyor, dokunmayacak demektir. Hayatınıza cahillerin ve yalancıların konuşma aygıtlarından sadır olan sesler sebebiyle şekil vermişseniz, halen vermekte iseniz yandınız, yanıyorsunuz, yanacaksınız.

Yakından da yakın tarihte suçlar işlendi. Vatan hainliğini suç olmaktan çıkarmak suretiyle dayanak bulan ANAP’ın iskeleti Millî Selâmet Partisi’nin uyanık tabakasından müteşekkildi. Uyanıklar arkalarında bir safra bırakmışlardı. Çöp değerlendirilerek yeniden dönüşüme sokuldu ve Müslümanların elini Millî Selâmet Partisi’nin hödükleri Refah Partisi’ne mahkûm etti. Hiç kimse dikkatlerin mânâ itibariyle Cumhuriyet Türkiyesi’nin İslâm’la alâkasına çevrilmesine razı değil. Değil ki, dil ile ikrar etsin.

İşlenen suçların kefareti… Dikkat edin: Bir suç değil, suçlar silsilesi… Eğer niyetimiz öğrenmekse yekpare eski dünya ile müteaddit yenidünyalar arasındaki farkı “İşlenen suçların kefareti” ibaresi bize öğretecektir. Siyaset nazariyatı itibariyle Asya, Afrika, Avrupa bütünlüğünü temsil eden eski dünya yekpare, buna mukabil her nasılsa Kuzeyi, Ortası ve Güneyiyle Amerikalar, Avusturalya, Yeni Zelanda isimlerini almış yenidünyalar müteaddit bilinmelidir. Siyaset derken hem seyisliğe, hem de idama imada bulunulduğunu hatırdan çıkarmayın.

Yaşayan, yaşadığının bilincine varan kişi her disiplin uyarınca idarî hüner gösterme çabasına mahkûm oluşunun sıkıntısını çektiği kadar canından geçme gelgitine kapılma buhranından da payını alır. Bilinç sahibi olabilir ve yine de kara cahil kalabiliriz. Bu sebeple sözümün arasına öğrenmeğe niyetimizin olup olmadığı meselesini bilhassa sıkıştırdım. Çünkü modern dünya dediğimiz âlemde bilmenin değeri hemen hiç kalmadı. Belki dünyanın modernliği ilme, edebe, irfana cephe alışta saklı. “İleri” toplumlarda bilmenin yeri boş değil. Bilmenin, ilmin yerini biliyormuş gibi yapmak, sahte nezaket, bilgelik pozunu benimsemek tutuyor. Daha da ötede, biliyormuş gibi, edepliymiş gibi, olgunluğa ermiş gibi yapanlar yerlerini korumak için sahiden bilenleri yasa dışılıkla damgalayıp suçlu mevkiine düşürüyor. Yukarıda bir siyaset nazariyatını da zikrettim. Sözünü ettiğim siyaset nazariyatının muktedir ortamın geçim derdindeki insanların gözüne çektiği perdeyle bir alâkası yok.

Muktedir ortam insanların gözüne işine gelen perdeyi çekebiliyor. Çünkü gözlerine perde çekilmesinden değil şikâyetçi olmak, o perdeyi savunma pozisyonunu benimseyen insanlar kendilerine rızkın Allah tarafından verildiğine değil Dünya Sistemi’nin aksamadan işleyişi sayesinde geçimlerini temin ettiklerine inanıyor. İşlerinin düzelip bozulmasını muktedirlerin ortamına bağlamışlar. Muayyeniyeti ekmek kapısı kavramına, giderek tam istihdama raci bir ortam bu. Binlerce yıl boyunca eski dünyada siyasete konu olan hükümranlığın temeli hükmettiği efradı ve zümreleri gelir sahibi kılmak suretiyle atılmıştır. Başa geçen emri altına kimi almak isterse onun dünyalık çıkarına kefalette bulunur. Biz Türkler andığım bu siyasi vakıayı “Beylik vermekle olur” diyerek izah etme yolunu benimsemişiz. Sapkınlığın Hıristiyan ve Yahudi hikâyesi yeni dünyalarda kulağa hoş geldi. Böylece Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin sapkın hikâyesi mali iktidarın en sağlam saçağı şekline dönüştü. Yeni dünyalarda hükümranlık (sovereignty) baştakinin iktidar mümessili olduğunun ispatı suretiyle sağlandı. En üstteki altında dizilmiş kimselerin tamamına şunu söylemedi: “İktidarı şu veya bu sebeple ben temsil ediyorum. Sen herkim olursan ol sistemin mümessillik vasfını edin, bir bayilik kap.” Mukayeseden herkes şu hisseyi kapmalıdır ki, eski dünyada baştaki hükmetmenin işlettiği suçların kefaretini ödeme durumundadır. Oysa beyazların hem ateşli silâhları, hem de mali imkânlarıyla zapt edilmiş yenidünyalarda herkim yerini mekanizmanın üst bölmesi içinde belirlemiş ise alt bölmelerde kalan herkese suç ortaklığı teklif eder. Yenidünyalarda suçlu olunmadan toplumun asli unsuru haline gelmek mümkün değildir.

Bu böyledir çünkü kapitalizm kıta değiştirerek kendine daha muteber sahalar, sıhhatine en çok yarayan faaliyet biçimleri üretme zevkini tadarken yani yekpare eski dünyadan müteaddit yenilerine geçerken üzerinden bütün fazlalıklarını attı.

İsmet Özel, 18 Ağustos 2016

İstiklal Marşı Derneği

Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı