Araştırmada bilim dünyasını sarsacak nitelikte 11 temel vaka ve bu fikirlerin Doğu'dan Batı'ya sessizce aktarılma mekanizmaları tüm çıplaklığıyla sıralandı.
Batı Biliminin Üzerine Konduğu 11 Temel Doğu Mirası
Araştırma bulgularına göre, Batı bilim tarihinin köşe taşı kabul edilen ve yüzyıllardır Avrupa merkezli olarak okutulan kuramların gerçek sahipleri şu şekilde listelendi:
Tabula rasa (Boş levha) kuramı:
John Locke’a mal edilen insanın doğuştan boş bir levha olduğu fikri, Locke'tan yüzyıllar önce İbn Sînâ tarafından es-Şifâ eserinde sistemleştirildi.
İhtiyaçlar hiyerarşisi:
Abraham Maslow’un ünlü piramidinin, tasavvuftaki Nefis Mertebeleri (Emmâre'den Kâmile'ye) ve Makamât silsilesinin sekülerleştirilmiş bir kopyası olduğu anlaşıldı.
Bilişsel davranışçı terapi (BDT):
Albert Ellis ve Aaron Beck'ten çok önce, Ebû Zeyd el-Belhî psikolojik rahatsızlıkların hatalı düşüncelerden kaynaklandığını ve zihni yeniden yapılandırma metodunu dünyada ilk kez yazdı.
Psikosomatik tıp:
Zihin ve beden etkileşimini modern tıptan asırlar önce İbn Sînâ klinik olarak inceledi, Gazzâlî ise ruhi hastalıkların bedensel semptomlara dönüşüm teorisini kurdu.
Sosyolojinin kurulması:
Auguste Comte ve Durkheim’dan 500 yıl önce İbn Haldûn, Mukaddime eseriyle "İlm-i Umran" (Medeniyet Bilimi) adını verdiği sosyolojiyi inşa etti.
Üst-biliş (Metacognition):
Düşünme üzerine düşünme süreçlerini denetleme yetisi Fârâbî ve Gazzâlî tarafından ahlaki olgunluğun temel şartı olarak formüle edildi.
Bilinç ve öz-farkındalık:
Descartes’ın "Düşünüyorum, öyleyse varım" tezinin, İbn Sînâ’nın ünlü "Uçan Adam" (el-İnsânü’t-Tâir) düşünce deneyinin birebir aynısı olduğu ve Descartes'tan 600 yıl önce ortaya konduğu belgelendi.
Bakım etiği:
Carol Gilligan'ın adalet temelli kurallara isyan olarak doğan bakım ve şefkat etiğinin, yüzyıllar önce Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Yunus Emre'nin geliştirdiği empati ve insan odaklı ilişkisel fenomenolojinin ta kendisi olduğu görüldü.
Bilinçaltı ve güdüler kuramı:
Freud'un Id, Ego ve Superego çatışması; tasavvuftaki Nefs-i Emmâre, Nefs-i Levvâme ve Nefs-i Mutmainne mekanizmalarıyla kusursuz bir paralellik sergiliyor.
Ampirik deney metodu:
Francis Bacon’a yazılan deney ve gözlem metodolojisini sistematik hale getiren ilk kişinin Kitabü'l-Menazır eseriyle İbnü'l-Heysem olduğu ve Roger Bacon'ın bu metinleri Latince tercümelerinden kopyaladığı saptandı.
Evrensel ahlak akıl yürütmesi:
Lawrence Kohlberg’in modelinin, Osmanlı ahlak felsefesinde Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî eserinde yıllar önce "Ahlak-ı Tabii" ve "Ahlak-ı İradi" adıyla yer aldığı kanıtlandı.
Fikirlerin İsimsiz Göçü: Düşünce Mirası Nasıl Silindi?
Düşüncenin Doğu'dan Batı'ya akarken orijinal sahiplerinin isimlerinin silinmesi ve tamamen Batı'nın seküler bir keşfi gibi sunulmasının arkasında dört temel tarihsel düzenek işledi:
1.İsimsiz Latince çeviriler ve anonimleştirme:
12. - 14. Yüzyıl.Toledo ve Sicilya'daki çeviri okullarında Arapça bilimsel metinler Latinceye çevrilirken, İbn Sînâ 'Avicenna', İbn Rüşd 'Averroes', Fârâbî ise 'Alpharabius' yapılarak Hristiyanlaştırıldı veya yazarlar 'Anonim Bilge' olarak kaydedildi.
Sonraki nesiller bu kavramları ortak Avrupa mirası zannetti.
2.Kavramsal sekülerleştirme ve dilsel uyum:
Rönesans Dönemi.İslam-Anadolu irfanının Allah, kalp, nefis ve tecelli gibi teolojik ve kozmik bütünlük arz eden kavramları, Batılı bilim insanları tarafından dini ve mistik kabuklarından soyuldu. Metinler id, ego, tabula rasa gibi tamamen seküler ve mekanik terimlere dönüştürülünce köken bağı görünmez oldu.
3.Doğu akdeniz ticareti ve edebi geçişler:
14. - 17. Yüzyıl.
Fikirler sadece akademik kitaplarla değil, edebi eserlerle de taşındı. İbn Tufeyl’in Hayy bin Yakzan eseri İngiltere'de yayımlandığında Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe romanına ve John Locke'un felsefesine doğrudan ilham verdi, ancak bu geçişler edebi bir esinlenme olarak yansıtılarak atıfsız bırakıldı.
4.Paradigma körlüğü ve Avrupa merkezci tarih yazımı:
19. Yüzyıl.
Sömürgecilik dönemiyle birlikte 'tarihi kazananların yazması' kuralı devreye sokuldu. Bilimin Antik Yunan'dan doğup doğrudan Rönesans Avrupası'nda uyandığını iddia eden 'Avrupa Merkezci' tarih tezi, arada kalan 700 yıllık İslam bilim dönemini bilerek görünmezleştirdi ve tarihten sildi.
Bugün modern psikoloji ve sosyal bilimler kendisini ne kadar Batı medeniyetinin seküler bir başarısı olarak pazarlarsa pazarlasın, insan ruhuna ve toplumsal düzene dair üretilen en temel teorilerin mayası Anadolu topraklarında çalınmıştır. Entelektüel mülkiyet etiği, bu zihinsel mirasın gerçek sahiplerinin adıyla bilim tarihine yeniden yazılmasını zorunlu kılmaktadır.