Bir Türk’e Telefon Açtım, İslâm’ı Çğrenmek İçin. ‘Yirminci Asırda Yaşıyoruz, Boşver Böyle Şeyleri’ Dedi

Ömer Faruk Abdullah “Çetin isminde bir Türk’e telefon açtım, İslâm’ı öğrenmek için

Türkiye - 11-07-2015 22:30

Ömer Faruk Abdullah “Çetin isminde bir Türk’e telefon açtım, İslâm’ı öğrenmek için. ‘Yirminci asırda yaşıyoruz, boşver böyle şeyleri’ dedi, telefonu kapattı.” “Annemin beni süpermarkete giderken, kendisine yardım için götürmesi, en nefret ettiğim şeydi. Zorla götürse bile, markete girmezdim. Hasta ediyordu beni, insanların durmadan yiyecek, içecek ve eşyalar satın alması. Büyük marketlere gitmeyi hiç sevmezdim. ABD’deki her şeye nefret duyduğumdan, Almanların idealimdeki insanlar olduğuna inanıyordum. Bu sebeple Almanca çalışmaya başladım. Ve on beş yaşımda bir burs bularak, Almanya’ya gittim. Fakat onlar da aynı insanlardı. Hatta oldukça münafık olduklarını gördüm. Üç ay sonra ABD’ye geri döndüm. Fakat Almanya’da gördüğüm en önemli şey, insanların çok okuması idi. Her an okuyorlardı. Bu beni etkiledi. Ve dönünce Rusça çalışmaya başladım. Ve Rus edebiyatını, Tolstoy’u okudum.” “Tanrım beni üçlü tanrıya inandır” 1948 doğumlu olan Wymann Landgraf, Müslüman oluşunun öyküsünü anlatırken, Batılı insanın iç dünyası hakkında da, ilginç bilgiler veriyor: “Tanrının üç kabul edilişi, çok şüphe verirdi bana. Ayrıca, “Hz. İsa’nın kanı” diye içilen şarap ve “Hz. İsa’nın eti” diye yenilen az ekmek… Bunlar da mantıksız gelirdi. Bizim ailecek gittiğimiz Lüter Kilisesi’nde bu şarabı herkes aynı kaptan içmeliydi. Babam buna itiraz etmişti. Fakat papaz ‘Bu şaraba ve üçlü tanrıya inanmamak yanlış olur’ demişti. Ben de bu nedenle, ‘Beni bu üçlülüğe inandır’ diye Tanrı’ya dua ederdim.” Yedi-sekiz yıl kendi içinde müthiş bir mücadele verecektir, Müslümanlığa giden yolda Landgraf ve sonunda Ömer Faruk Abdullah ismini alacaktır. Şu anda Chicago Müslümanlarının önde gelenlerinden biri kendisi. Bu yıl, 21 Şubat (2015) günü bir mesaj yayınlamış, Ömer Faruk Abdullah, “Atlantik’in bu (Batı) kıyısında, şimdiye kadar görülmüş en büyük insanlardan biriydi” diyerek, Malcolm X’in şehadetinin ellinci yılı münasebetiyle. Ve bir saatlik bir konuşma yapmış Malcolm X’le ilgili olarak, Chicago Nevevî Vakfı’nda. Gittim iki-üç ay psikiyatristlere “Babamın baba tarafı İsviçreli, annesinin ailesi ise İskoçyalı idi. Amerika’ya dört yüz yıl önce ilk gelenlerden idiler. Kızılderililerle savaşan ilk Amerikalılardan. Annemin baba tarafı ise Alman, anne tarafı ise Fransız’dı. Annemin ataları da 1706 yılında Amerika’ya gelmişler.” Ömer Faruk Abdullah 1978 yılı sonbaharında, Mehmet Çağlar’ın kendisiyle yaptığı röportajda İslâm’a yaklaşma sürecini şöyle anlatıyordu: “Dinden soğumuştum. Fakat bu arada, çok gururlu, soğuk bir insan haline gelmiştim. Sürekli okuyordum. Çevremde kimse istemiyordum. Önce, tarih sonra da felsefe ve edebiyat… hep okuyordum. Evlendiğim ilk eşim ateistti. Ben de ateist oldum. Sonra onların ailecek sosyalist olduğunu fark ettim. Ben de sosyalist oldum. Fakat bunalıma girdim. Zihni bir çöküntü içine düştüm. Felsefe, kafamı alt üst etmişti. Birkaç ay hep psikiyatristlere gittim.” Yüzlerce kâğıda yazdım “tanrı birdir” diye “Okuduğum kitabında Spinoza, ‘Tanrı’nın birliği gerekli’ diyordu. Bir gün çimler üzerinde oturuyordum. Büyük bir zihni telaş içinde idim. O sırada dua etmek geldi içimden. Tanrı konusunda dosdoğru bir düşüncem olsun diye dua ettim. İçimden bir an, ‘God is one’ (Tanrı birdir) diye bir düşünce geçti ve o an bir hafiflik hissettim. Ama çok belirgin bir hafiflik. Birden çok rahatlamıştım, ferahlamıştım. Kalktım odaya gittim. Masadaki kağıtlara hep ‘God is one-Tanrı birdir’ diye yazıyordum. Yüzlerce defa yazdım.” Tanrı’nın birliğini kabul ederek çok rahatlamıştı Ömer Faruk Abdullah, fakat Müslüman olması için daha uzun bir süreçten geçecekti. Bencil, soğuk, aptal profesörler “Bundan sonra hayatım düzene girdi ve bıraktığım okula tekrar başladım. Okulu bitirince, bir profesörün tavsiyesiyle akademik çalışma için (ünlü) Cornell Üniversitesi’ne başvurdum. İmtihana girince, bir gün önce okuduğum Varoluşçuluk ve Camus ile ilgili sorular sordular. Dün okuduğum için, çok başarılı bir şekilde anlattım. Ve çok başarılı bir dereceyle okula kabul edildim. Dersler başlamadan üç ay önce Cornell’e gittim, dersler başlamadan bazı profesörlerle görüşmek istiyordum. Orası ünlü bir üniversitedir, ABD’de. Bu sebeple büyük edebiyatçı profesörler bulacağımı sanıyordum. Bu arada Latince’yi de çok iyi öğrenmiştim. Edebiyata o sıralar büyük umut bağlamıştım. Fakat okulun edebiyat bölümündeki profesörlerle tanışmaya gidince, bir sürü bencil, soğuk, aptal insanlar buldum. Şaşırdım. Hiçbir edebiyat coşkuları, sanat coşkuları yoktu. Edebiyat profesörleri, hiç de edebiyatçı değillerdi. Bunlarda insanı anlamak diye bir şey de yoktu. Düşündüm, Burada doktora yapıp ömür boyu Shakespeare’i okutan bir profesör olacağım. Anlamsız geldi.” Noel tatili her tarafta kar: 1970’in ilk günü “1970 yılının Ocak ayının ilk günü idi. Noel tatilimin son günlerinde birkaç kitaptan sonra, o gün sabah elime Malcolm X’in hayatını anlatan kitabı almıştım. Bütün gün akşama kadar okudum. Gece boyu da okumaya devam ettim. Bırakamadım ve sabah olmuştu. Malcolm’un hacca gittiği bölümü bitirdiğimde, sabah galiba saat yedi idi. Yanımdaki köpeğime baktım, o bile uyuyordu. Pencereyi açtım. Gökyüzü masmavi, her tarafta kar vardı. Allah’ı düşündüm. Malcolm X’i düşündüm. O suç makinesi haline dönüşmüş Malcolm’a, Tanrı yol göstermişti. Tanrı onun hayatını gözle görülür şekilde etkilemişti. Allah, basamak basamak Malcolm’u o kötü durumundan kurtarmış, ona anlayış vermiş, ona bilgi vermiş ve sonunda ona İslâm’ı nasip etmişti. Ona yol gösterdiyse, bana da Allah o yolu gösterirdi. Hiç şüphe yoktu. Dua etmeye başladım. Tam, içten, samimiyetle dua ediyordum. Belki ancak küçük bir çocukken, böyle samimi dua etmişimdir. Ve ağlamaya başladım. Hissettim ki bir şeyler oluyordu içimde, aydınlık hissettim, ferahlık hissettim. Bir serin rüzgâr hissediyordum. Ve akıl almaz bir halde kendimi artık çok güçlü hissediyordum. Hemen bir arkadaşıma ‘Tanrı ve İslâm’ konusunda bir mektup yazdım ve soğuk havayı hiç hissetmeden, paltomu da giymeyerek, götürüp posta kutusuna attım. İşte o anda hissettim ki ben Müslümandım. Ama, henüz hiçbir Müslümanla tanışmamıştım.” Yedi senedir okumamıştım, aldığım Kuran’ı “Hemen Kur’an okumaya karar verdim. Yıllar önce Almanya’ya gittiğimde, oradan dört kitap getirmiştim. Bir tanesini hatırlamıyorum ama diğer üçü, birisi Budizm’le ilgiliydi, birisi Puşkin’in kitabıydı, birisi de Kur’an tercümesiydi. İlk ikisini okumuştum. Fakat yedi yıldır kitaplıkta duran Kur’an’ı hiç okumamıştım. Raftan aldım ve okumaya başladım. İlk hissettiğim, ‘Bu kitap ne kadar açık ve net’ti. Bunu söyledim kendi kendime. Çok direkt ifade şekli vardı, Kur’an’da. Çok sevdim, anlatamam o duygu anını. Kur’an’da temel mana çok açıktır. Tanrı birdir, çocuğu ve ortağı yoktur. Büyük karar günü vardır. Böyle okuyordum ama, daha şahadet bile getirmemiştim. Okulda İslâm ülkelerinden ABD’ye gelmiş öğrencilere, Müslüman olduğumu anlattım. Fakat samimi bir yaklaşım göremedim. Bana, “İyi etmişsin” veya “Tabi, İslam güzel bir dindir” gibi şeyler söylüyorlardı. Ama kendileri içki içiyorlar, kız arkadaşlarla geziyorlar, ibadete ise hiç yakın değillerdi. O nedenle onlardan soğumuştum. Ama mademki artık Müslümandım, İslâm ülkelerinden gelen talebelere telefon edip, onları görüşmeye çağırayım, kendileri ile tanışayım istedim. Okulun telefon rehberini açtım ve isminden Müslüman olacağını tahmin ettiklerime, sıra ile telefon etmeye başladım. Çetin isminde bir Türk’e de telefon ettim bu arada. Telefonda bana aynen şunu söyledi: ‘Biz yirminci asırda yaşıyoruz. Sense nelerden bahsediyorsun.’” (Mehmet Çağlar, Mavera Dergisi, sayı: 43) İsmail Yurdakök - Diriliş Postası
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı