Dövme yaptırmanın tarihsel sürecine baktığımızda MÖ 2000'lerde Eski Mısır toplumunda dövmenin yapıldığı mumyalardan anlaşılmaktadır. Hıristiyanlık İlk Hıristiyanlar, bedenlerine Hz. İsa'nın adını ya da haç desenleri taşıyan dövmeler yaptırmışlardır. Ancak dövme yirminci yüzyılın başlarından sonra yaygınlık kazanmıştır. Romantik duyguları, yurtseverliği ya da dindarlığı belirtmek, güzel görünmek, hastalık ve nazardan korunmak, uğur getirmesi amacıyla dövme yaygın olarak kullanmış ve günümüzde de kullanılmaktadır. Ama hijyene önem verilmediği ve bazı hastalıkları bulaştırdığı gerekçesiyle dövme yapmaya yasal sınırlamalar getirilmektedir.
Dövme dünya çapında yüzyıllardır uygulanmaktadır. Japonya’da yaşayan yerliler gelenek olarak yüzlerine dövme yaptırmışlardır. Günümüzde pek çok ülkede de dövme yaptırılmaktadır. Ülkemizde ise özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bazı insanların yüzlerinde, ellerinde ve ayaklarında dövmeler bulunmaktadır. Yüzlerce yıldır bu gelenek ülkemizde de sürmektedir.
Günümüzde dövme yaptırmaktan yana olanlar ile karşı çıkanlar arasında bir tartışma halen devam etmektedir. Dövme karşıtlığını savunan düşünceyi ileri süren kişi veya makamın kutsal kabul edilmesi, kitlelerin sorgulamadan ve tartışmadan kabul veya ret etme mantığına sahip olması, olayları daha içinden çıkılamaz boyuta taşımaktadır. Geçmiş çağlarda yapılmakla birlikte son yüzyılda dünyada hızla yaygınlaşan ve günümüzde de öne çıkan "dövme yaptırmak" konusunda bir takım dini çevre ve makamlarca görüşler öne sürülmektedir. Genellikle dövme yaptırmanın haramlığı çerçevesinde konunun ele alınmış olması dikkat çekmektedir. Hatta Kuran'daki "Ve mutlaka onları saptıracağım ve her durumda onları kuruntulara düşürüp, olmayacak kuruntularla aldatacağım. Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar ve yine mutlaka onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler.» Ve her kim Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinirse, şüphesiz açıktan açığa bir zarara düşmüştür!" (4/119) ayet çerçevesinde yaklaşımda bulunulması da ilginçtir. Özellikle "Allah'ın yarattığını değiştirmek" olarak değerlendirilerek dövmeye haram denilmesi çok gariptir.
Bu noktada dikkat çekilmesi gereken nokta dövmenin bizzat kendisinin mi yanlış olduğudur. Tıpkı bir silahın veya kibritin, kendisinin ve kullanım amacının ayrı değerlendirilmesi gibi. Dövmede kullanılan figürler açısından elbette ki kamusal alanda insanları rahatsız etmeyecek, kişinin dinsel düşüncesine aykırı olmayacak ve genel ahlak kurallarına ters düşmeyecek figürlerin seçilmesi doğru olanıdır. Bireyin kamusal alana açmadığı beden parçalarına yaptırdığı dövmenin ne olduğu ise kimseyi ilgilendirmemektedir. Sonuçta inanıyorsa o dövmenin sorumluluğu Tanrı ile kendi arasındadır. Sonuçta figür üzerinden yapılacak değerlendirme, dinsel ve toplumsal kabul bağlamında doğru ve yanlışın ne olduğunu vurgulamak eksenlidir.
Ancak bizzat dövme yaptırmanın yanlışlığı ve haramlığı üzerine fikir beyan etmeye gelince bir karmaşa söz konusudur. Her şeyden önce şunu kabul etmek gerekir ki beden üzerinde kalıcı veya geçici, dövme veya süsleme yapmak İslam toplumlarında da yüzlerce yıldır yapılmaktadır. En basitinden vücudun bazı yerlerine kına uygulaması bu kapsamdadır. Özellikle Araplarda ve ülkemizin doğusunda yaşayanlarda kalıcı dövmeler yaygın bir şekilde bulunmaktadır. Bunlar ortada iken salt Batı kültüründe bulunuyor ve yaygınlaşıyor diye karşı çıkmak abesle iştigaldir. Bir moda olarak yaygınlaşması, kullanılan figürlerin İslam dışı ve kültürel değerlerimize ters bir yapı arz etmesi elbette ki kabul edilemez. Ancak toptan ret mantığını uyguladığımızda kendi öz kültürel değerlerimizle de karşı karşıya gelmekteyiz.
Konuyu ele alırken öne sürülen ayet bağlamında baktığımızda ise olay daha da karmaşıklaşmaktadır. "Allah'ın yarattığını değiştirmek" fiili üzerinden yanaşmak gerçekleri yansıtmamaktadır. Zira ayette kast edilen insanoğlunun Allah'ın yarattığı düzeni bozarak, insanların şeytana uyup birtakım varlıkları ilah edinmemeleri vurgulanmaktadır. Velev ki yarattığını bozmak ifadesinden bu değil de bedene yapılan uygulamalar olduğunu kabul etsek bile karmaşa daha da artmaktadır. Dövme yaptırmak başta olmak üzere kına yakılması, kadınların küpe takmak için kulaklarını delmesi, diş yaptırmak başta olmak üzere estetik ameliyatların tamamı, organ nakilleri, hayvanların bedenlerine yapılan markalama, kanat kesme gibi tüm uygulamalar, bedenin muhtelif yerlerindeki kılların kesilmesi ve hakkında hiçbir Kurani emir olmadığı halde erkeklerin sünnet edilmesi gibi pek çok olay bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu durumda hayatın ne hale geleceğini akıl sahipleri kolaylıkla tahmin edebilir. Bedensel arızayı gidermek için ameliyat olma gerekçesi olan "bedenindeki arızayı beğenmeme" üzerinden "Allah'ın yarattığı bir bedeni beğenmeyip bir değişikliğe, dövme ve benzeri yollara başvurur ve bu niyetle bunu yaparsa, Allah'ın yarattığı vücudu beğenmemiş olur. Allah'ın yarattığı bir şeyi beğenmemek de insanı küfre bile götürebilir" ifadesi ise kabul edilebilir bir sav değildir. Sonuçta gözlük kullanma olayı da bir sorundan kaynaklanmak olup görme bozukluğu Allah'ın verdiği bir derttir. Bu derdi beğenmeyip ve rıza göstermeyip gözlük kullanarak bu sorunu gidermeye çalışmak da bu durumda aynı kapsama girmektedir.
Dövmenin örf ve adetlerimizde yerinin olmadığını öne sürerek kültürümüzde var olan dövmeyi yok saymak da ayrı bir hatadır. Ahlaki olmayan ve kamusal alanda insanları rahatsız edecek görüntülerden oluşan figürler ile dövme yaptırırken insan sağlığı için oluşturduğu riskler üzerinden yanaşmak ise en doğru olanıdır. Salt bu gerekçelerle bile İslam dini dövme yaptırmayı yasaklayabilecek kadar insani duyarlılığa sahip bir dindir. Ancak bu gerekçe dışında öne sürülenlerin hiçbiri doğru değildir. Hele dövme yapılan yerin altına su ulaşmadığı için abdestin geçersiz olduğu gibi bir yaklaşım bilimsel gerçeklere de terstir. Dövme tamamen deri içerisine boyanın enjekte edilmesi ile gerçekleştirilmektedir.
Sonuç olarak dövmeye karşı çıkarken, dövmeyi haram olarak kabul edip ondan sonra kanıt geliştirmek yerine sağlıklı ve bilimsel analiz etmek, bu konu hakkında bilimsel bilgi birikimi olan kişilerden yararlanmak isabeti artıracaktır. Aksi halde dinimizin temel prensipleri ile çelişkiye düşerek dinimizi haksız bir sorgulamanın içerisine atmış oluruz. Ayrıca meleklerin dişi mi erkek mi olduğunu tartışanların durumuna düşerek, her gün binlerce Müslümanın şehit edildiği bir coğrafyada etkin makamı işgal edenlerin öldürülen pirelerin kul hakkı üzerine gündem oluşturması abesle iştigaldir. Dinsel kültürümüzde daha derin etkileri olan Şamanist ve Hıristiyan unsurların üzerine yüzyıllardır gidilmemesine karşın, böyle bir olayın hem de eksik bir şekilde gündemde tutulması da.