DAMA ÇIKTI, MERDİVENİ ÇEKTİ
Özellikle Ak Parti iktidarı ile birlikte, hayal edemedikleri mevkilere gelen Müslümanların bir kısmı, her geçen gün muhafaza edilmesi gereken değerlerden yoksunlaşarak “muhafazakarlaşmış” ve çıktıkları “dam”ın yükseklik gururu ve büyüsüne kapılarak, kendilerini o “dam”a çıkaran “merdiven”leri birer “çekmişlerdir”.
Türkiye - 31-03-2013 12:00
Başlıktaki ifade, Mustafa Kutlu’nun eskidikçe değerlenen, Ya Tahammül Ya Sefer isimli hikaye kitabından alıntılanmıştır (Dergah Yay., 14. Baskı, s. 64). “Dama çıktı, merdiveni çekti” ifadesi, hikayede geçtiği şekliyle, önce milletvekili sonra bakan olup birer birer eski dostlarını terk eden mütedeyyin avukat Yunus Bey’deki değişimi anlatmak amacıyla dostlarının söylediği bir sözdür. Geçenlerde çok sevdiğim Yücel ağabeyimle hasbihal ederken, Yücel ağabey, yıllar önce okuduğum bu kitapta geçen başlıktaki ifadeyi hatırlatınca, diğer kesimler de olduğu gibi, Müslüman camia içinden çıkarak bürokrasi, siyaset, akademi ve iş dünyasında önemli mevkilere gelen bazı “bireylerin” neden gitgide “şahsiyetsizleşmeye” başladığı ve içinden çıktığı yakın dost ve arkadaşlarına “yabancılaştığını” daha iyi anlamaya başladım. Aslına bakılırsa bu söz, çok önemli psikolojik ve sosyolojik bir yaramıza parmak basmaktadır.
Söz konusu ifadede geçen “dam” ve “merdiven” metaforlarının ilki mevki/makamı, ikincisi ise o mevkii için kat edilen yolu resmetmektedir. Mevki ve makamların her birimiz için çok önemli imtihan araçları olduğu, sadece o makamda iken küçük çıkarlar adına hakkı ayaklar altına alıp almamakla ilintili değildir. Bununla birlikte, “dam”ın cazibe ve şehvetine kapılıp, kendisini şahsiyet haline getiren “değerler”i paylaştığı eski çevresini değiştirmesi ve “sınıf atlama” telaşı içinde farklı bir birey portresi çizip çizmemesi de birer imtihandır. “Emaneti (sorumluluğu, mevkii, makamı, görevi), ehline tevdi ediniz” düsturu gereğince görev istenmez, tevdi edilir anlayışından gelen Müslümanların birçoğu, her geçen gün “araçsal rasyonalite”ye teslim oldukça, kendilerini “dam”a çıkaran “merdiven”i çekerek, bir taraftan, daha önceki samimi çevre, dost ve arkadaşları ile kurulan bağları yıkmakta, diğer taraftan, kendisinin de içinden çıktığı yakın dost ve arkadaşlarının “dam”a çıkmalarını engellemek için her türden ayak oyunlarına teslim olmaktadır. Aynı şekilde, uzun yıllarını paylaştığı dost ve arkadaşlarının sırtına basarak “dam”a yükselen “tufeyli taifesi”, eski dost ve çevresinin vicdanını rahatsız edecek müdahalelerine muhatap olmamak için de “merdiven”i çekmektedir. “Dam”ın yaydığı “soğuk”, “mesafeli” ve “kaygan” zeminden sıkıldığı ya da başı dara düştüğü kimi zamanlarda, çektiği “merdiven”i tekrar kurarak aşağıdaki eski dost ve arkadaşları ile buluşmak istemesi, psikolojik vicdan rahatlaması olduğu kadar, şahsiyetsizliği gizleme ameliyesi haline gelmiştir.
Özellikle Ak Parti iktidarı ile birlikte, daha önceki dönemlerde bürokrasi, siyaset, akademi ve iş dünyasında hayal edemedikleri mevkilere gelen Müslümanların bir kısmı, her geçen gün muhafaza edilmesi gereken değerlerden (ahde vefa, sadakat, paylaşım, doğru söz ve eylem, ahlak, adalet, erdem gibi) yoksunlaşarak “muhafazakarlaşmış” (kaygan zeminde kaypaklık) ve çıktıkları “dam”ın yükseklik gururu ve büyüsüne kapılarak, kendilerini o “dam”a çıkaran “merdiven”leri birer “çekmişlerdir”. Aynen, emek vererek ve üreterek bir değer yaratmanın ötesinde, “din manivelası”ndan güç alarak toplumda zenginlik üreten bir kısım Müslüman camianın yaşadığı “İslami rantın paylaşım kavgası”nda olduğu, kimi muhafazakar Müslüman bireyler arasında da, belirli postlara erişmek için kıyasıya bir mücadele yaşanmaktadır. “Dam” amaçsallaştıkça, “merdiven çekme” kapasitesi artan Müslümanların bir kısmı, özellikle kendisi yerine “ikamesi” mümkün önceki çevresindeki fertlerle arasına mesafe koymaya başlamıştır. Başka bir deyişle, söz, sohbet ve söylem ortamlarında mangalda kül bırakmayanların gerçek iç yüzü, iş ve eylem sahasında ortaya çıkmakta ve “manivelacı İslamcılık” her geçen “dam”dan sarkan sarkıtlara dönüşmektedir.
28 Şubat 1997 darbesinin hemen akabinde Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde İsmet Özel abi, “Devlet, Müslümanların Biatını Reddetti” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Aslına bakılırsa bugünkü gerçekliği resmeden o yazıda, İsmet Özel, Türkiye’de “iman” eksenli bir “İslami hareket” yaşanmadığı ve İslamcılığın, toplumun sosyal, siyasal ve iktisadi üst mevkilerinde yer almayı temine dönük bir manivelaya dönüştüğünü dile getirerek, 28 Şubat döneminde Müslümanların kağıttan kalelerinin neden birer birer yıkıldığını çok güzel özetlemişti. O dönemdeki bedeviler için söylense de halihazırda hala medenileşemeyen bir kısım Müslümanları da muhatap alan, “….İman ettik demeyin, İslam olduk deyin” (Hucurat, 14) ayeti, “kabileci/manivelacı/yanaşmacı dindarlığın” nasıl bir kısım Müslümanları, “dam” uğruna, samimi dostları ve arkadaşları arasındaki “merdiveni” çekmeye götürdüğünü muhteşem özetlemektedir. Geçmişten beri varlığını sürdüren ve en yakın arkadaş ve dostlarının sırtına basarak yükselen “manivelacı İslamcılık”, bir kısım muhafazakar Müslümanların, “dam”ı amaçsallaştırmasına hizmet etmektedir. Üstelik, “dam”da kalmayı temin edecek kaypak “dostluklar” kurmaya hizmet eden muhafazakar Müslümanlık, “merdiven” çekmede epey hünerli hale gelmiştir. Allah’ın rızası, ümmetin bekası ve insanlığın hayrına olacak değerleri paylaşmaktan uzak, “klikçi”, “gettocu” ve çıkara “hizmet” eden bir Müslümanlık türü peydah olmaya ya da daha önce var olan söz konusu karakter yapısı esas “imtihan damı”nda ortaya çıkmaya başladı. “Dam”da kaldığı sürece “dam”la hesaplaşma içinde olmayan bir Müslüman, daha çok “merdiven” çekme operasyonuna hizmet edecektir. Kendi eski yakın çevresi ve dostlarıyla “dam”dayken dertleşmeyen ve hayırlı işlerde paylaşım içinde olmayan bir Müslümanlığın, kendi dünya görüşü dışındaki farklı toplum kesimlerine söyleyeceği bir söz ve erdemli bir davranışı olamaz.
Adem Çaylak - MİLAT