Demokrasiye Meşruiyet(*) Kılıfı Aramak

Kıymetli yazar, Dr

Türkiye - 25-05-2016 15:48

Kıymetli yazar, Dr. Vehbi Kara Bey, 09.05.2016 tarihli, “DE-MOK-RA-Sİ TABUSU” isimli yazıma katılmadığını ifade eden ve 11.05.2016 tarihinde yayınlanan, “DEMOKRASİ VE MEŞRUTİYET(**) ÜZERİNE” bir yazı kaleme aldı. Yazısında İslâm ile demokrasinin birbirine aykırı olmadığından bahsetmiş, hürriyetle ilişkilerinden, eşitlik kuralı, heva ve heves, farklı siyasi yönetimler, özel mülkiyet ve Allah’ın hükümlerine karşı gelmeyle ilgili konulara değinmiş. Demokrasiyi meşruiyet çizgisine getirmeye çalışmış, ama zorla güzelliğin olmadığını da göstermiş oluyor. İsterseniz iddiaların üzerinden, adım adım gidelim: 1- Demokrasinin kendisi egemenliğin ve hükmün kimde olacağını, bu yetkiyi kimin kullanacağını açıkça söylüyor. Zaten demokrasiyi demokrasi yapan da isminin manasıdır. Halkın egemenliğidir. Allah da dâhil onun üzerinde hiçbir egemenliği kabul etmez. İslâm parlamentoların da yasalar yapılırken ve siyasal kararlar alınırken, referans kaynağı Kur’an ve Sünnettir. Demokrasilerde ise referans kaynağı halkın/çoğunluğun dünyevi beklentileri, heva ve hevesleridir. Yani %51’in %49’a tahakkümüdür. Bu da halkın, hevâ ve hevesinin veya temsil yetkisi olan parlamentonun ilâhlaştırılması demektir. Kim helâlin-haramın sınırlarını tespit ediyor, kim hüküm koyuyor, kim hâkimiyetini ilan ediyorsa, o, ilâhlık ve rablık iddiasında bulunuyor demektir. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette egemenliğin ve hâkimiyetin yalnız Allah’ta olduğu açıkça bildiriliyor. Örnek olarak, Rum 30/4, Kehf 18/26, Kasas 28/70, Şûrâ, 42/10 vs. 2- Şimdi kelimenin Yunancadan geldiğine bakarak “buna karşı çıkmak yerine hürriyetle olan ilişkisine bakmak gerekir” diyorsunuz ve Asr-ı Saadet ve Hulefa-i Raşidin dönemini işaret ediyorsunuz. Eşitlik prensibinin demokraside önemli olduğu doğrudur. Onun için parlamentolarında alınan çoğunluğun kararına göre, her inanç grubuna aynı kanunları zorlar ve dayatır. Vatandaşın inançlarına ters düşen, inanmadığı, kabul etmediği değerlere/kanunlara göre yaşamlarını sürdürmeye zorlar. Müslümanlara sağlanan ve müsaade edilen özgürlük, Allah’a inanma ve kişisel ibadetlerdir. Oysa inancın hukuku dinin bir parçasıdır. Demokraside bunu yaşamak yasaktır. İslâm ise, her inanç grubuna kendi hukuklarına göre yaşama hakkını verir. Buna da çok hukukluluk diyoruz. Asr-ı Saadet ve Hulefa-i Raşidin döneminde de böyle uygulanıyordu. Görüldüğü gibi, demokrasiler eşitlik, İslâm ise adalet prensibini uygular. 3-  “Demokrasi, padişahlık ve krallık yönetimlerinden çok daha iyi kabul edilmiştir.” , “Kapitalist ve sosyalist toplum insanları ücretli köle yaparak özgürlüklerini ortadan kaldırmıştır.” diyorsunuz. “Su-i misal emsal teşkil etmez”; yani “kötü misal örnek oluşturmaz.” Biz İslâm dışı siyasi yönetimler arasında mukayese yapmıyoruz ki bu örnekleri veresiniz. 4- Konuyu eşya hukuku çerçevesinde ele alırsak: Müslümanlar, meşru yollardan istedikleri kadar mubah mala sahip olma hakkına sahiptir. Dilediği gibi de (başkalarına zarar vermemek kaydıyla) tasarruf edebilirler. Mal sahiplerinin, başkalarının hakkını verdiği ve zekâtını da ödediği müddetçe malı dokunulmazlık kazanır. İslâm, çeşitli kazanç yollarını devreye sokarak, bir kimsenin başkalarının mallarını haksız yere elde etmemesi için hırsızlığı, faizi ve kumarı yasaklamış. Demokrasilerde, içki, kumar, fuhuş gibi fiil ve eylemler, normal fiil ve eylemlerdir ve demokratik haklar olarak kabul edilir. İslâm inancında bunlar insan hakları ihlalleridir. Günümüz demokrat insanın anlayışında ve inancında “nefsine tabi olmak” özgürlük olarak algılanmaktadır.  Özgürlük anlayışı; tüm kısıtlamalardan kurtulma, ruhî, ahlakî ve tüm insanî erdemlere başkaldırma olarak benimsenmektedir. Demokratik sistemlerde uygulanan kapitalist ekonomi model, nefsî, hevâ ve hevesi referans alır. Malı, mülkü, serveti ve kârı amaç edinir ve bunu çok geniş kurallar içerisinde de, kazanma ve Harcama yetkisine sahiptir. İslâm hukukunda her alış-veriş meşru değildir. Âyetle ve sahih hadisle yenilmesi, içilmesi ve kullanılması yasak (haram) olan malların, alım-satımı da yasak (haram) tır. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde, bu sınırlamalar ve yasaklamalar ya çok azdır yâda tamamen serbesttir. İslâm’ın haramları helalleştirilir, helâlleri haramlaştırılır. Bu serbestlik ve özgürlüğü İslâm inancı yasaklıyorsa, bir kimse de bunun daha doğru olduğuna inanıyorsa ve onu tercih ediyorsa nefsi, heva ve hevesini ilâhlaştırmış olur. Buda Allah’ın hükümlerine karşı gelmektir. (Casiye, 45/23)(Sad, 38/26)(Furkan, 25/43-44) Demokrasinin uygulandığı beldelerde insanlar, Allah’ın kanunlarıyla/şeriatıyla yönetilmezler. Kendilerini hevâ ve heveslerine göre yönettikleri (şirke düştükleri) için, o beldelerde emanete İhanet, adaletsizlik ve zulüm vardır. Bu iki sistem arasında birtakım kurallar örtüşse bile, seçim, istişare, farklı düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi ve örgütlenmesi gibi, temelde ve özde çok büyük ayrılıkları vardır. İslâm’ın ilâhî, itikâdî ve ahlakî hedeflerinin yanında, siyasî ve toplumsal talepleri ve hedefleri de vardır. Demokrasilerin ise, yalnız dünyevi isteklere odaklı siyasi ve toplumsal talepleri vardır. Kendisine has, felsefesi, kuralları, kanunları, yönetim metodu, idare şekli ve yaşam tarzı olan her bir siyasî sistem, ayrı bir dindir. İslâmî kavramların kullanımı İslâm’a, beşerî kavramların kullanımı beşerî sistemlere bırakılmalıdır. İslâmî olmayan kavramları İslâm’a monte etmeye çalışmak kavram kargaşasına sebebiyet vermektedir ve hakla batılı birbirine karıştırmaktır. Demokrasiye en yakın sistem ilk olarak Eski Yunanistan'da, şehir devletlerinde uygulandı. Kadınlar, köleler ve o şehir devletinde doğmamış olanlar oy verme haklarına sahip değildi. Bugünün demokrasilerinde, teorik olarak otoritenin kaynağı halktır. Fakat tepe noktasında ve uygulamalarda, aslında halk yoktur. O, yalnız bir piyondur. Halk, ancak demokrasi vitrinindeki teşhir ürünlerini değiştirebilir ama vitrini değiştiremez. Demokrasinin esas aktörlerini seçkinler, sermaye sahipleri, medya, bürokratik elitler ve birtakım çıkar grupları oluşturur. Görüldüğü gibi demokrasi cephesinde değişen yeni bir şey yok. *Meşruiyet: Tdk: Meşruluk.  **Meşrutiyet: Tdk:Hükümdarlıkla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükümet etme biçimi.
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı