EVANJELİZM

İSLAM'A SOKULAN SİNSİ TEHLİKE, EVANJELİZM   Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne değin toplumsal dönüşüm ve değişim hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir

Kategorilenmemiş - 01-01-1970 03:00

İSLAM'A SOKULAN SİNSİ TEHLİKE, EVANJELİZM
 
Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne değin toplumsal dönüşüm ve değişim hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir.

Dün yanlış dediğimiz olay veya düşünceler, bugün farklı bir hal alarak hayatın gerçeği şekline dönüşebilmektedir. Bizler de bu dönüşümü çok doğal karşılayarak uyum sağlamakta, bulunduğumuz konumu haklı çıkarak argümanlar geliştirmekteyiz. Oysa bizim kendi beynimizde yaşadığımız bu değişim, her ne kadar kabullenmesek de gerçekte bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Hatta zaman zaman bu dönüşümün gerekli olduğu, çağın ve yaşamın gereği olarak bunu yaşamanın kaçınılmaz olduğu gibi bir belirsizliğin veya karmaşanın ardına sığınırız.
 
Toplumsal değişim yanında dinsel değişimler de ne yazık ki aynı süreçte olmakta, modernleşme, bilgi ve bilinçlenme sürecinin tersine geri dönüşler ve etkilenmeler yaşanmaktadır. Ülkemizde diğer İslam ülkelerinden farklı olarak yaklaşık üç yüz yıldır sürdürülen çağdaşlaşma çalışmaları kapsamında toplumsal bilgi, bilinç ve algı düzeyinde önemli düzeyde değişimler olmuş, rasyonel bakış açısının öğretilmesine paralel olarak dinsel algımız da düzenlenmiştir. Bu aşamadan sonra geriye dönüş olmasını beklemek normalde saflık idi. Son yıllarda yaşadığımız dinsel algı değişimi süreci tersine çevirmeye başlamıştır. Ancak gerek dinsel gerekse toplumsal değişimler yavaş ve etkili bir şekilde gerçekleştiği için bu durumu fark etmek çoğu zaman imkânsızdır. Diğer İslami ülkelere göre kıyaslandığında hurafelere dayalı İslam algısının nispeten az olması gereken ülkemizde, son yıllarda yaşanan veya yaşatılan süreç sonunda, hiçbir İslami dayanağı olmayan hurafeci bakış açısı etkili olmaya başlamıştır. Kitleler kendilerini diri tutan İslami anlayışlar yerine, uyuşturan, bilgi ve bilinç gerektirmeyen, ilkel dinler ve dinsel anlayışların kalıntıları üzerinde şekillenen İslam karşıtı bir dinsel temel üzerine yaşamlarını sürdürmeye yönlendirilmektedirler.
 
Anılan sürecin başlangıç noktasını oluşturan anlayışın ortaya çıkması ve sistemli bir halde kullanılmasına bakıldığında, bu yöntem ve bakış açısının Hıristiyanlık dünyasındaki mezhep ve dinlerin sıklıkla ve yoğunlukla kullanmış olduğu bir söylem ve yöntem olduğunu görmekteyiz. Geniş katılımlı toplantılarda topluluğu heyecanlandırıcı ve ağlatıcı yaklaşımlarda bulunmak, katılımcıların coşması ve manen hazır olmaları durumundan yararlanarak toplantılar sonunda mali yardım toplamak, kitleyi bir arada tutabilmek için ucuz veya bedava yayın desteği yapmak, taraftar veya harekete karşı nötr olan bireyler oluşturmak, kapalı devre şeklinde belirli kitap ve yayınların okunması sağlanarak tek yönlü beyin yıkama çalışmaları yapmak, birebir markaj yaparak taraftar desteği sağlamak, okunmasa bile yayınların satılmasını ve en azından parasal desteğin devamını sağlamak gibi uygulamalar söz konusudur.
 
Temel süreç Evanjelik Hıristiyanlar tarafından sıklıkla kullanılmakta olan bu yöntemlerle yapılmaktadır. Bu aşamada belki sorun yok da denilebilir. Zira her bir din, mezhep, tarikat, topluluk veya örgüt genelde bu tip yöntemlerin tamamı veya bir kısmıyla çalışmalar yürütmektedir. Bu noktadan yönteme yönelik eleştiri yapılması mümkün olmakla birlikte çeşitli sebeplerle göz ardı edilebilir. Asıl sıkıntı, ele alınan hedef kitlenin inançları üzerinde yapılan değişiklik veya yönlendirmelerdedir. Yöntem olarak Hıristiyan örgütlerin çalışma şeklinin benimsenmesi yanında içerik olarak da aynı yöntemin belirlenmesinde ve kullanılmasında sıkıntı vardır.
 
Son yıllarda ülkemizde televizyon dizi ve filmleri ile sinsi bir şekilde Hıristiyanların inancı temelinde şekillenmiş bir takım yaklaşımlar öne çıkarılmaktadır. Batı kültürü olarak nitelediğimiz ve temelini putperest kültürlerin şekillendirmiş olduğu Hıristiyan kültüründe, şeytan, melek, cin, peri, zombi, başta olmak üzere tüm gizli ve bilinmez olarak nitelenen güçler çok etkindir. Alacakaranlık kuşağı olarak nitelenen ve bilinmezler dünyasına açılan gizemli olayların yaşandığı inanışları yansıtan filmler insanları yönlendirmede ve zihinlerini karıştırmada en çok kullanılan yöntemlerdir. İnsanın yaşamına çeşitli kişi ve olaylarla müdahale edilen, kader olarak nitelenen senaryonun dışına çıkmasının olanaksız olduğunu vurgulayan, şeytanın bir insan gibi aramızda yaşadığına ve insanı etkilediğine inandıran, öte taraflardan bir yerden gelip insanlara kötülük yapan garip şekilli cinlerin var olduğunu ve bizi ölüme varacak derecede etkilediğine vurgu yapan, mezar veya aynaların içinden çıkıp yaşamımızı etkileyecek rahatsız veya esir ruhların olduğunu öne süren anlayış ve inanışları yansıtan filmler bu görevi ifa etmektedirler. Bu filmlerin, film olmanın ötesinde Hıristiyanların dini inanç ve algılarını da yansıtması yanında, günlük yaşamda olabilecek öğeler olarak izleyenlerin bilinçaltında yerini alması tehlikenin en önemli boyutudur.
 
Bu örnekler içerisinde en belirgin olanı mezardan yara bere içinde bir takım insanların dirilmesidir. Zombiler veya hortlaklar olarak adlandırılan ve tamamen İncil kökenli olan bu hurafenin İslam dininde de varmış gibi filmlerde sıklıkla kullanılması oldukça düşündürücüdür. İslam dininde, ölmüş bir kimsenin kıyamet günü dışında dirilmesi ve insanlara herhangi bir yaptırım uygulaması kesinlikle söz konusu değildir. Ancak ilkel dinlerin kalıntılarından etkilenenler, böyle bir şeyin olabileceğini düşünebilmektedirler. Zira bilinçaltında böyle öyküler bulunan insan bir müddet sonra olabilirliği üzerinden yola çıkarak beklentiye girebilmektedir. Zamanla da halüsinasyonlar görerek gerçek gibi algılamaya başlamaktadır.
 
Ne yazık ki son yıllarda İslami bilinç oluşturmak amacıyla yapıldığı öne sürülen bu tip filmler ekranları kaplamış durumdadır. Günlük hayatta salih kulların aramızda dolaştığı ve görünmez bir el olarak insanları bir tanrı gibi yönettiği, şeytanın insanları kandırabilmek için eş veya çocuk gibi yakınımızdaki karakterler şekline girebildiği, hayatımıza giren doğaüstü bazı tiplerin geleceğimizi bildiği ve bize bildirdiği, çevresine zulmedenlerin birileri tarafından uyarıldığı ve uyarı dinlenmediğinde cezalandırıldığı, insanların bir anda birden fazla yer değiştirdiği, rüyalara etki edildiği ve yönlendirmenin yapıldığı gibi tamamen putperest kültüre ait hurafelerin pompalandığı dizi ve filmler sayesinde İslam yozlaştırılmaktadır. Bu filmler nedeniyle Müslümanlar yanlış yaptıklarında bir uyarıcının kendilerine gelebileceğini, rüyalarının anlamlı olabileceğini, salih kulların aramızda dolaştığını, veli ve şehitlerin bu dünyaya etki edebileceğini düşünebilmektedirler. Oysa İslam dini bu tip yaklaşımların tamamını kökten ret etmektedir. Hatta geliş nedeni bu şirk unsurlarını ve bakış açılarını temizlemek olmasına karşın, İslam dini bu çarpık bakış açılarının yaygınlaşması ve yerleşmesi için kullanılmaya başlanmıştır. Hurafeleri yok etmek ve insanları Allah'ın istediği saflık ve güzellikte bir dinsel anlayışa yönlendirmek için gelen vahiy, hurafelere can vermek durumunda bırakılmaktadır.
 
Bir zamanlar kültür emperyalizmi kapsamında değerlendirip eleştirilen filmlere benzer şekilde yerli unsurlarla benzeri filmlerin yapılması, hata veya yanlışın ne kadar ileri boyutlarda yaşamımıza yer ettiğini göstermektedir. Yöntem, yaklaşım ve bakış açısı olarak Evanjelik Hıristiyanları taklit etmiş olmak yanında inanç olarak da taklit etmiş olmamızın affedilir ve kabul edilebilir tarafı söz konusu değildir. Niyet ve amaç her ne kadar insanları İslam dinine yönlendirmek gibi yüksek bir ideal olsa da İslam'ın ana ilkelerine ters inançların olduğu yaklaşımlarla bunu başardığını zannetmek de o denli hatadır. Bu nedenle İslam dini adına kitleleri yanıltmak ve inanan sayısını artırmaktansa, imani gerçekleri net ve anlaşılır bir şekilde aktararak nitelikli bir topluluk oluşturmak şarttır. Çünkü hiç kimsenin Tanrı adına yalan ve yanlış söyleyerek "O'na olan inancı artırıyorum
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı