Ezberlediklerimiz…

Ezberini unutmuş bir çocuğun korkusu gibi uyanıyoruz yeni güne

Köşe Yazıları - 16-05-2013 09:57

Ezberini unutmuş bir çocuğun korkusu gibi uyanıyoruz yeni güne. Bugün nerede ne yapacaktık, bugün hayatın neresinde duracaktık?

Her gün aynı gökyüzüne farklı duygularla uyanıyor, aynı yolları farklı düşüncelerle adımlıyoruz. Kilometreler aşsak da kendimizde debelenip duruyoruz.

Kimseyle konuşmak istemiyor, kimseye içimizi açmıyoruz.  Biliyoruz ki kimse çözemez düğümlerimizi, bizden başka hiç kimse. Başımıza ördüğümüz dertlerimiz dillendikçe sarpa sarar, dillendirmeyiz. Sarmaşığın zehrine kurban etmek istemiyoruz kendimizden başkasını.

Düşünsel cesaretler kurarız, gerçek korkaklıklarımıza karşı duruş olsun diye… Kurduk ve durduk!

Takınabilirsek sabrımızı, sessizce geçecektir ağrılarımız. Ne bir apranax ne de bir başka dozda alınan ilaç dindiremez ağrıyan yanımızı… İçinden çıkamaz kitlenir kalırız. Akıl ile kalbin arası açılır. Kalp daralır, akıl bulanır...

Acılarını kendi seçen insan, seçimindeki rahatlığı terk ederken gösterememekte. Acıyla arasında kurduğu bağı söküp atamamakta.

Ve biz de artık acısına bağlı insanlarız!

Alışkanlık, kölesi olmaktır alıştığının… Usul usul işler en derin kuytumuza… Öyle güzel saklar ki kendisini ararsınız da bulamazsınız. Arayın ki bulasınız!

Bir ayakkabı bağı kadardı aramızdaki mesafe, bağlıyor ve hızla uzaklaşıyorduk kendimizden. Düğüm atmıyoruz ya sonra çözmek istersek diye! Düşüncelerimizi çözümleyemiyor fakat üstlendiklerimizle beraber yürümeye çalışırken kendimizin öğretmeni oluyoruz, öğreniyoruz…

Hayatımızın tam da karşısında başka hayatlar duruyor. Başka hayatların gülüşlerini çalıyor, hızla başkalaşıyoruz. Seçtiğimiz bir başkasının yanında başkasının yerinde durmak isteği içimizde büyüyor dışımızda hayat bulamazken. İçimiz dışımızla anlaşamaz olup, içimiz dışımıza düşman kesiliyor…

Başkasının acısını çalmak istemiyoruz, başkasının mutluluğunda çünkü hep gözümüz. Kendi mutluluğumuzu edinemeyiz de taklit mutluluklardan medet umarız. Medet ey!
Akşamlar gündüze güzelleme, gündüzün duygularına gönderme anlarıdır. Çayımızı demleyip bir yandan yudumluyor öte yandan yutkunurken demleniyoruz. Doldurabildik mi şimdi içimizdeki boşluğu yoksa yanı başına daha derin bir çukur mu açtık?

Yokluk bize içinden çıkamadığımız mağduriyet duygusunu giydiriyor bir kez daha... Yokluğu sırtımıza palto yapıyor, kalbimizi soğuktan korumaya çalışıyoruz.
Bize yalnızca iyi olmanın hikayesi anlatıldı. Diğer anlatılamayan her şey kötüydü ve fakat biz kötüdür diye elimizin tersiyle iteleyemedik, içimizdeki merakı dindiremedik. Aslında biz eninde sonunda büyüyecek çocuklardık. Düşüp kanayıp ağlayan…

Dara düşer keşke deriz… Çocukluğumuzun masallarına geri dönebilsek ya keşke… O vakitlerde dünya ne kadar da güzelmiş, o vakitlerde can acısı bize ne uzak yerdeymiş. Şimdi özlemle acıyan yerimizden öpüyoruz…

Velhasıl kavuşma ile ayrılığın tam da ortasında duruyoruz,  hiç aşinası olmadığımız bir yerde…

Sonra sokaktaki eskicinin sesi kulaklarımızda yerini alıyor “ eski(me)yen acılarınız alınır!” Ve derinden bir ahh! çekiyoruz.

Ne eskiyenimiz ne de eksilenimiz vardı oysa ki…

Ezberimizi unutmadık…
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı