FYODOR DOSTOYEVSKİ, ORHAN PAMUK VE BİLİMKURGU

Bizler bugün bilimkurguyu (ya da belki daha iyi bir ifadeyle bilimsel edebiyatı, bilim edebiyatını) daha çok Anglosakson gelenek çerçevesinde, Hoffman'a, Shelley'e, Poe'ya uzanarak yorumlama eğilimindeyiz; fakat bunun dışında, bu Avrupa merkezli edebiyatın etkileriyle oluşan ve etkileri bize kadar uzanan farklı bir kanal da var: Fyodor Dostoyevski'den Yevgeni Zamyatin, Vladimir Nabokov yoluyla Orhan Pamuk'a uzanan bir kanal.

Türkiye - 14-04-2013 10:50

Özgen Berkol Doğan (1979-2007) anısına

Orhan Pamuk, yirmi birinci yüzyılın başında bir Yeraltından Notlar çevirisine yazdığı önsözde, bu romanı insanın aşağı ve bayağı halleriyle yüzleşmesinin büyük bir örneği, “aşağılanmanın zevklerinde bir mantık olduğunu kabul etmeyi de içeren bugünkü insan anlayışımızın” öncüsü olarak sunuyordu.

“İlk yazıldığında yaratıcıları bile yaptıkları şeyin sonuçlarının tam farkına varmayabilirler. Ama bugün insan anlayışımızda, kendi kokumuz, pisliğimiz, yenilgilerimiz ve acılarımızı sahiplenip sevebilmek ve aşağılanmanın zevklerinde bir mantık olduğunu kabul etmek varsa bu görüşün başlangıcı Yeraltından Notlar'dadır. Modern edebiyatta pek çok yeniliğin, Dostoyevski'nin Avrupa düşüncesine yatkınlığıyla ona duyduğu öfke, Avrupalı olmak ile Avrupa'ya karşı çıkmak arasında hissettiği kahredici gerginlikten çıktığını hatırlamak gene de rahatlatıcı.”

Belli ölçüde haklılığı olsa bile, Dostoyevski'nin herhalde yadırgayacağı ve büyük ölçüde yanıltıcı olan bu yorum, özünde romanın önemli bir yönünün gözden kaçırılmasına dayanıyor.

Yeraltından Notlar aslında bir bilimkurgu klasiği olarak görülebilir. Daha doğru bir ifadeyle, on dokuzuncu yüzyılın sonunda doğalcılığa ve gerçekçiliğe evrilmekte olan romantik edebiyatın içinden bir tür olarak doğan bilim edebiyatı geleneğinde düşünülmesi gereken bir Rus klasiği olarak görülebilir. Bu perspektifin ihmal edilmesi, romanı, Dostoyevski’yi bu eseri yayınlamak konusunda tereddüte düşüren yenilikçi yanını, bağlamını ve önemini ihmal etmemize yol açacaktır.
 
Yeraltı İnsanı ve Frankenstein’ın Canavarı

Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'dan önce yazdığı hemen her şeyde insan ruhunun kararsızlığı, ikircikliliği, tutarsızlılığı, dibe kadar inip orayı yeryüzünün zirvesi olarak hayal etmesi, hayallerine, hızla ve tehlikeli biçimlerde kabusa dönüşen hayallerine göre hareket etmesi, her şeyden kuşku etmesi ve yine çok çarpıcı bir şekilde, benzerini ya da kendisine bağlı olan astını ezmesi ya da aşağılaması ama benzemek istediğini ya da bağımlı olduğu üstüne paspas olması ya da yaltaklanması temaları hep vardı. Bu temaların Hoffmancı bir işlenişi olan, konusunu neredeyse doğrudan Hoffman'ın doppelgänger kabusundan alan İkiz adlı roman bu bakışın ilk doruğudur. Bu romanda, Rusya'nın en fantastik şehri olan, kuzeydeki bir bataklığının üzerine rasyonel ve geometrik bir mimari anlayışıyla, Rusya'nın akılcılık ve Aydınlanma dünyasına girme kararlılığının bir simgesi gibi inşa edilmiş olan Petersburg şehrinde çıldıran bir memur konu edilir. Dostoyevski'nin ilk romanı İnsancıklar'dan beri işlediği bürokrasi dünyası, benzerleriyle sonu gelmez varlık kaygıları içinde rekabet ve mücadele eden memur figürü, İkiz'de benzersiz bir biçime kavuşur: romanın kahramanı aşağılanmanın ve hiçleşmenin doruk noktasına kendisinin birebir kopyasıyla, suretiyle karşı karşıya kalarak, kendi kendisi olan bir başkası tarafından ezilerek varır. Ruhsal bölünmenin fiziksel bölünmeye dönüşmesi Dostoyevski'nin bu (tamamlanmamış denebilecek) romanında delilikle sonuçlanır. Fakat bu tek çözüm değildi: Mary Shelley, Dostoyevski'den yirmi sekiz yıl önce, Frankenstein ya da Modern Prometheus adlı romanıyla bu bölünmeyi, bir başka canlı yaratma ve onun tarafından öldürülme temasıyla yorumlamıştı.

Yeraltından Notlar da bu çerçevede, Frankenstein gibi bilimkurgu ya da bilim edebiyatı geleneği içinde yer alır. Romanın temel teması doğa yasalarının, bilimsel bilginin ve aklın insanın karşısına dikilmesi, onu çelişkili bir varlık olmaya zorlamasıdır. Modern insanın hiç sonu gelmeyecek olan temel ikilemi/paradoksu, kendi öznel düşünce ve inançları ile dış dünyadaki nesnel, bilimsel düşünce ve inançlar arasındaki uyuşmazlıkla başlar roman. “Hastayım ama doktora gitmek istemiyorum, tıbba inanıyorum ama batılinançlarım var.” Aslında bu giriş Ölüler Evinden Notlar'da (ya da Ölü Evinden Notlar) konu edilen bir sahneyi, Sibirya mahkumlarının kürek cezasının, zorunlu çalışma kampının rutininden kurtulmak üzere sığındığı kamp revirini hatırlatır ve bu da Ölüler Evinden Notlar'la Yeraltından Notlar arasındaki bir sürekliliği işaret eder. Dostoyevski'nin çalışma kampı ve sürgün hayatından sonra yazdığı Ölüler Evinden Notlar ile Yeraltından Notlar arasında iki yıl vardır; ve Ölüler Evinden Notlar'ın arka planında silik bir ütopya sorgulaması yer alır: Ortak çalışmaya dayanan bir komün sistemi, Fourier'in ütopya olarak önerdiği bir falanster mümkün müdür? Ölüler Evinden Notlar'da kamp yöneticilerinin yersiz zulmü, ceza sistemi, tutukluların birbirlerine karşı adaletsiz davranışı, hayvanlara karşı sebepsiz şiddet gibi örneklerle bu soruya verilen yanıt olumsuz görünür. Yeraltından Notlar bu açıdan bir adım daha öteye gider: doğa yasaları ve bilimsel bilgi karşısında, bunları merkeze alan toplum karşısında insan iradesi ve özgürlüğü mümkün olabilir mi? İnsanın akıl ve mantık kurallarıyla sürekli çelişkiye düşen varlığını nasıl açıklamalı?
İşte bu noktada Yeraltından Notlar, hem modern yirminci yüzyıl edebiyatının hem de bilimkurgu, bilim edebiyatının öncülerinden biri olarak durur. Yirminci yüzyıl edebiyatı ve düşüncesinde Nietzsche'nin hınç fikrini etkilemesi, varoluşçu ve absürt edebiyatçı ve düşünürlere esin kaynağı olması sıkça ele alınmıştır; aynı ölçüde olmasa da, Aldous Huxley ve George Orwell aracılığıyla bütün bir modern bilim edebiyatını etkileyecek olan Zamyatin'in Biz adlı anti-ütopya romanının çıkış noktası olduğu da dile getirilmiştir. Zamyatin-Huxley-Orwell geleneğinde şekillenen matematik-bilimsel aklın hakim olduğu ve insanın hareketlerinin tepeden belirlendiği akılcı toplumun bir kabus olacağı fikrinin kökeni, bugün bunu her ne kadar Shelley, Poe üzerinden Avrupa geleneğine bağlamaya çalışsak da, temelde Yeraltından Notlar'dır.
 
Dostoyevski ve Stanislaw Lem
 
 
Fakat Yeraltından Notlar geleneğinin bir başka uç noktasına dikkat çekmekte ve böylece romanı insanın aşağılanmaktan aldığı zevkin bir ifadesi olarak gören yorumdan kesin olarak çıkarmakta yarar var: Stanislaw Lem'in Solaris (1961) adlı romanında Yeraltından Notlar'ındaki isimsiz “yeraltı insanının” yeni bir yorumuyla karşılaşırız. Yeraltı insanının bu dünya karşısındaki soruları, bu dünyayla iletişim kurma çabaları, bu kez, Solaris adlı bir gezegene giden araştırmacıların o gezegeni kaplayan organizmayla iletişim kurma, o varlık/gezegenin aklını anlama çabalarına dönüşür. Lem, Dostoyevski'nin sorgulamasını daha da ileri götürür: Yeraltından Notlar'da erkek kahramanın dünya karşısındaki çaresizliğini bir kadını o dünyadaki kötü hayatından kurtararak yenme çabası, Solaris'teki erkek kahramanın gezegen karşısındaki yaşadığı çaresizliğini o gezegende cisimlenen hayali-gerçek kadını kurtarma çabasıyla karşılık bulur. Notlar'daki kahramanın çözümsüz kaldığı anda kadını öldürme hayaline, niyetine kapılması, Solaris'te bu hayalin, niyetin gerçek olabilmesine dönüşür; fakat bu kez gerçeğin kendisi de gerçek değildir, Yeraltı İnsanı'nı boğan doğa yasaları aşılmıştır, bu gezegende iki artı iki beş edebilir.
 
Kristal Saray ve Beyaz Kale
 
 
Yeraltından Notlar'ı bilim edebiyatının Rus kaynakları arasında anarken, Orhan Pamuk'un bu romanla ilgili yorumunun, kendi yapıtını da etkileyen bir diğer noktasını gözardı etmemek gerekir. Aynı önsözde Pamuk, romanın Dostoyevski'nin Avrupa düşüncesine yakınlık ve öfkesi arasındaki, Avrupalı olmakla olmamak duygusu arasındaki geriliminden beslendiğini, modern edebiyatın yeniliğine bu yolla katkıda bulunduğunu savunur. Bu çerçevede Beyaz Kale'yi, özellikle Dostoyevski'nin ikiz temasına, ama genel olarak Yeraltından Notlar'ının bir uzantısı olarak yorumlamak mümkün.

Yazının tamamı için:

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/fyodor-dostoyevski-orhan-pamuk-ve-bilimkurgu-19371 

Sabri Gürses - www.fabisad.com
Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın