Göklere çıkarılan Nano teknoloji iyi bir şey değil

Öğretmenlik mesleğinden isitifa ederek Sade Hayat Derneğini kuran Faruk Gunindi Bey tereddütle baktığımız ve fakat eleştirmeye cesaret edemediğimiz nano teknolojiye bizim yerimize de karşı çıkıyor.

Kategorilenmemiş - 01-01-1970 03:00

Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Gunindi Bey, “Biz tıbbı bir meslek olarak görmüyoruz. İki önemli ilimden biri olarak görüyoruz. Birisi din ilmidir, diğeri de tıp ilmidir. Dünya Sağlık Örgütü geleneksel tıbbı şöyle tanımlıyor: Kökü burada olan ve şimdiki bilimsel metodolojinin dışında olan tıp. Mesela sülük tutturmak yüz yıllardır Anadolu topraklarında uygulanan bir tedavidir. Çin’de yapılan akupunktur Çin için geleneksel tıptır ama bizim için alternatif tıptır. Ülkemizde geleneksel tıp tanım olarak alternatif görülüyor ama ameli olarak tamamlayıcı tıp olarak görülüyor.” Diyor ve heyecan verici açıklamalarına şöyle devam ediyor,
“Bitkiler mi, eski yöntemler mi!” diye burun kıvıranlar var… Geleneksel tıbbı reddeden bu profesörler bir zaman gelecek yaptıklarından utanacaklar. Fayda bazlı hareket etmiş olsalardı böyle yapmazlardı. “Bir dakika bu adam bir şey söylüyor acaba doğru mu” diye kulak kesilir ve bir araştırma yaparlardı. Ama dinlemeden reddediyorlar. Bu konuda bağnazlık had safhada… Modern tıp yüz elli yıllık bir birikim, diğer tarafta ise yüz yıllar boyunca oluşmuş bir birikim var. Şunu sormak lazım, yüz yıllardır bunları uygulayan insanlar aptal mıydı? 
Geleneksel tıp olarak nitelendirilen şey ilahi esaslara dayanıyor. Modern tıp bilimi denilen şey ise bir takım bizim de kabul edemeyeceğimiz anlayışlar üzerine bina edilmiştir. Temel fark budur. Mesela benim peygamberimi Allah’la konuştuğunu iddia eden bir şizofren olarak görür modern tıp… O gördüğüne, dokunabildiğine inanır sadece… Geleneksel tıp ise ilahi kanunlara inanır. Mesela bir dua olgusunu modern tıp açıklayamaz. Ama biz dua ile insanların iyileşebileceğine inanırız. 

GEN TEKNOLOJİSİ NEREYE DOĞRU GİDİYOR?
Gen teknolojisini geliştiren insanlar yaramaz çocuklar gibi şuan sürekli yeni bir şeyler icat ediyorlar. Ama ilerde ne tür bir zarara yol açacaklarını kendileri de bilmiyorlar. İnsan eline böyle bir teknolojiyi geçirip bunu bozgun için kullanıyorsa, bunun adı ifsattır. Bunun için GDO’lu ürünlerden uzak durmak gerekir. Bunun tehlikesi konusunda diyebiliriz ki kanser tehlikesi hafif kalıyor. Burada DNA’nın yapı taşlarının bozulması yani insan neslinin bozulması söz konusu…

İnsan neslini tehdit eden bir de kimyasallar var. Bize bunlardan bahsedebilir misiniz?
Genetik teknolojinin dışında şuan iki büyük tehlike vardır ki bunlardan birincisi sentetik kokular diğeri de titanyum dioksittir. Sentetik kokular, hacıyağı da dâhil deterjanlar, yumuşatıcılar da dâhil tüm parfümlerde kullanılıyor. Kolaların içinde de var bu maddeden. Sıvı ve katı maddelerin nüfuz özelliği gaza göre daha zordur. Fakat sentetik kokular gaz halinde olduğu için insan bedenine nüfuz etmesi daha kolaydır. Bu bakımdan bu maddelerde ciddi bir tehlike vardır. Diğer büyük tehlike ise titanyum dioksittir. Günümüzde GDO tehlikesinden herkes bahsediyor ama titanyum dioksit tehlikesinden daha henüz kimseler bahsetmiyor. Titanyum dioksit bir nano teknoloji ürünü. Genetik teknoloji nasıl organik olan ürünlerin yapılarını bozuyorsa, nano teknoloji de inorganiklerin yaratılış özelliklerini değiştiriyor. Moleküllerin dizimi değiştirilerek bir üründen yeni bir ürün elde ediliyor. Bu ürünler, leke tutmayan kumaşlarda, kendi kendini temizleyen duvar boyalarında ve beyaz olarak gördüğümüz birçok şeyde kullanılıyor. Beyaz deterjanlardan beyaz sakıza kadar… İçinde bu madde olan deterjan artık beyazlatmıyor, beyaza boyuyor. Bir de ilaç sanayinde çok kullanılan bir maddedir bu madde… Bu maddelerin şuanda insanların beyinlerinde ve üreme organlarında biriktiği söyleniyor.

İlaçlar da mı bizi hasta ediyor?
İçerisinde kimyasal maddeler bulunan gıdaları yiyorsanız artık hastalık yemiş oluyorsunuz. Sonra bu hastalıkla baş edebilmek için ilaçlar alıyorsunuz ve o ilaçların içinde de daha başka zararlı maddeler var. Yani insan neslini zelil etmek için uğraşan bir zihniyetin ortaya çıkardığı bir sonuçtur bu… Tedavi olacağım derken sağlıktan sağlıksızlığa doğru bir yol hazırlamış oluyorsunuz. Şöyle bir söz vardır: Tıp yoktu Hipokrat icat etti, unutulmaya yüz tutunca Galen onu diriltti. İbni Sina onu bir sisteme soktu. Ben buna şunu ekliyorum. Pastore berbat etti, diğerleri de bunu devam ettirdi.

Nebevi tıpta nasıl bir çözüm bulunuyor?
İslam tıbbını bilenler ilk önce hastayı hatadan döndürmeye çalışıyorlar. Yanlış bir beslenme alışkanlığı varsa ondan vazgeçiriyorlar, orucu ve birtakım şeyleri tavsiye ediyorlar. Sonra o bunları yaparak vücudunu temizlemişse ona artık tek bir çeşit bitki veriyorlar. Mesela sadece çörekotu ya da sadece ada çayı. Ondan fayda görmezse o zaman bitkileri karıştırıyorlar. Eski hekimler bu bilgilerini binlerce yıllık bir tecrübeye dayandırıyorlar. Bir fıkıh kaidesi vardır: “Bir zararın terki faydalıdan evladır.” Yani faydalıyı almadan önce zararlıyı terk etmek gerekiyor.

Aydın Başar -  Dünyabizim.com
Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın