Hiçbir Değer Üretmeden Yürüyen Çeneler
Marksist ideolojinin en temel kavramlarından birisidir, artı değer
Güncel - 01-10-2014 12:11
Marksist ideolojinin en temel kavramlarından birisidir, artı değer. Kendinden önceki ekonomistlerce ele alınsa da Marks artı değer kavramını yeniden yorumlamış ve geliştirmiştir. Buna göre artı değer başkaları tarafından el konulmak üzere, emek gücünün ötesinde, belirli bir ücret ile satın alınarak yapılan fazla üretimdir. Sömürünün ve adaletsizliğin temelinde artı değerden kaynaklanan eşitsizliğin olduğu gerçeği bugün de devam etmektedir. Gelinen süreçte her ne kadar artı değer üzerinden konuşulmasa da yaşanan sorunların temelinde bu olgu yatmaktadır.
Egemenler ve üretici güçler, artı değerden daha fazla pay almak konusunda sürekli bir mücadele içerisinde olmuşlardır. Bu mücadeleyi de yadsımamak gerekir. Zira insanlık tarihi bir anlamda da ekonomik çıkarlar üzerine kuruludur. Dünya son bulana dek de bu mücadele farklı yön ve yöntemlerle devam edecektir. Matematiksel ifadelerle artı değerin oluşumunu, sosyolojik ifadelerle de bunun adil paylaşımının gerekliliğini vurguluyor olmak, haklı ve doğru olmaya yeterli olmamaktadır. Üretenin ürettiğinden daha fazla pay alması, elbette özlenen ve istenen bir durumdur. Ancak insanoğlunun bu pay alma beklentisini karşılamak her zaman ve koşulda mümkün olmamaktadır. Aldığı pay ile yetinmeyerek kendi lehine daha fazla taleplerde bulunmaktadır. Bu nedenle olaya işçi/emekçi ve işveren açısından bakmak da sorunu çözmemektedir. Zira analiz ederken sıklıkla gözden kaçırılan veya uzak tutulan en önemli unsur insan olmaktadır. Bu nedenle önemli olan, “insan“ faktörü açısından da bakabilmektir.
Üretimde bulunanın hakkını alması yönünde yapılacak tüm analiz ve eleştiriler haklıdır. Olayı insan faktörü açısından ele aldığımızda hiçbir şey üretmeden konuşanlara, yani "yürüyen çenelere" hak vermek mümkün değildir. Üretimden gelen gücü kullanarak hak talebinde bulunmak ve beklentilere girmek, siyasi bakış açısı ne olursa olsun, onurlu ve ilkeli bir davranıştır. Hiçbir şey üretmeden, üretmenin zevkine varmadan, ülkede biriken artı değerden hiç hak etmeden pay almak ve hala "Ülkede sömürü, zulüm ve talan var!" diyor olmaktır sorun olan. Söylenenler de haklılık payı olsa bile bunu dile getirecek son kişiler, yürüyen çenelerdir. Zira konuşmaları haklılıklarını değil, eleştirdikleri yapının temel bileşeni olduklarını göstermektedir.
Ülkemizdeki ekonomik yapının analizinde ve çözüm yolları üretmede çeşitli siyasi yapılanmaların her biri sömürü olduğunda hemfikir olmakla birlikte, iktidara geldiklerinde farklı uygulamaya gidememektedirler. Her iktidara gelen kesim mevcut sistemi yürütmeye devam etmektedir. İktidara gelmeden önce hak, hukuk, eşitlik, adalet, insan onuru, sömürü gibi kavramlar üzerinden propaganda çalışması yürütenler, nispi farklılıklar dışında hiçbir şey yapamamakta, yapmamaktadırlar.
Muhalefette iken sert eleştirilerde bulunanlar, eline geçen en ufak bir imkânda kendilerini ezdiğine inandığı egemen güçler gibi olmaktadırlar. Kendilerine göre daha alt konumda olanlara gücü ve yetkisi nispetinde egemen güç gibi davranmaktadırlar. Çünkü egemenlere ve zulme karşı çıkanların başlangıçtaki motor kuvveti insani erdemler gibi görünse de asıl tetikleyici güç, karşı çıktığı egemenlerin elinde bulunan gücü ele geçirmek ve bizzat yararlanmaktır. Yoksa haksızlığa meydan okumak, eşitliği sağlamak, artı değeri daha adil paylaşmak gibi dertleri bulunmamaktadır.
İşe giremediği dönemde işsizlik ve sömürü düzenini öne çıkarma, işe girdiğinde ise artı değerden hak ettiğini alamamaya bağlı sömürü karşıtı olma, yürüyen çenelerin klasik davranış şeklidir. Her halükarda işverene ve üretim araçlarının mülkiyetine karşı duruşla kendini göstermektedirler. Oysa iş yerindeki yoğun tempo ve disiplinden yakınan çalışanlara, daha insani ortam ve rahatlık tanındığında verimlilik düşmekte, bu duruma alışan da rahatsız olmamaktadır. Kendisine sağlanan kolaylığın bir müddet sonra yeni haklar için bir kapı aralama olduğunu düşünmektedir. Üretim araçlarının mülkiyetini dahi verseler bu sefer kendisi diğerlerini sömürecek kafadaki insanoğlunun, gözü doymaz niteliktedir. İnsanın temel özelliklerini vurgulayan Kuran ayetlerinde de bu durum net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Hele kamu sektöründe durum daha da gariptir. Verimsizliğin temelini oluşturan yapı, etkin olmayan yöneticiler ve çalışmadan kazanmak gibi ilkel dürtüyle hareket eden bireylerdir. Verilen ücretin yapılan iş karşılığında oldukça fazla olması yanında bu insanların gönül rahatlığıyla bu ücreti almaları da çok ilginçtir. Ülkenin ekonomik kayba uğraması ve borçlanması, geleceğimizin ipotek altına alınması sürecinde de en fazla konuşanlar genelde bunlar olmaktadır. Ellerinde çalışma ve üretme olanağı bulunduğunda üretimin yanından geçmeyen, kaynakları hoyratça tüketen bu tipler, siyasal bir kliğe yaslanıp politika üretilmesi aşamasında geçmişlerini unutmakta, sömürülen insanların haklarını arar duruma gelmektedirler. Hiç kimsenin de karşılarına dikilip “Üretim sürecinde görev aldığın dönemde ne ürettin. Bizler dışarıda az bir ücret karşılığı çalışıp sömürülürken sen yan gelip yattın. Hiçbir artı değer üretmedin. Şimdi ise bu düzenin bozukluğundan yakınmaya ne hakkın var. Sen de bu düzenden geçindin ve rahat yaşadın. Senin şimdiki samimiyetine neden inanalım…” dediği de yok.
Bulunduğu makam ve mevkilerde halkına tepeden bakan, işlerini bir lütufmuş gibi yerine getiren, halkın refahı için fazladan artı değer üretmediği gibi maaşının karşılığını hakkıyla vermeyen tipler tüm sektörlerde çoğunluktadır. Ülke kaynaklarını hoyratça kullanıp karşılığında hiçbir şey vermeyip sadece konuşarak ahkâm kesen yürüyen çenelerden halk bezmiştir. Kendi ellerine olanak geçtiğinde, verimlilik, ehliyet ve liyakat gibi kavramlarla hareket etmeyen bu yürüyen çeneler, iktidar elden gittikten sonra kendi yerine gelenler benzer uygulamaya gittiklerinde konuşmaktadırlar.
Yetki ellerinde olduğu zaman rantı ele geçirmek için yandaş ve paydaşlarını belli yerlere getirenlerin de bu durumda konuşma hakları yoktur. Düne kadar halkın sömürülmesine karşı çıkmak için politika geliştiremeyenlerin, halkın öz değerlerine bizzat saldırıda bulunanların bugün ağlama, sızlanma ve alternatif olma hakları da yoktur. İlkesiz, karaktersiz, ikiyüzlü, halk düşmanı olan, ancak sömürü karşıtıymış görüntüsü veren yürüyen çeneler artı değer üretmemeleri bir yana hiçbir değer üretmeden rahat içerisinde yaşamakta, bulundukları statüde efendilerini ve kendilerini mutlu etmek için çalışmaktadırlar. Ezilen ve sömürülen halk da bunların her zamanki aldatıcı yüzüne kanarak beklentilerini sürdürmektedir. Onlar sırça köşklerinde lüks sofralarda ezilen halkın kurtuluşu için neler yapılması gerektiğini konuşurken, artı değerin gerçek sahiplerinin zincirlerine mahkûmiyetleri her geçen gün artmaktadır. Bu durum umurlarında bile değildir. Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki her fikrin içinde bir avuç da olsa mert, yiğit ve sözünün eri insan muhakkak vardır. Ne yazık ki çoğunluk, gelecekte ranttan nasıl yararlanırım ümidiyle hareket etmektedir. Günü geldiğinde, bir fikrin bağlısı olan iyi insanların ya mezarda ya da kenarda olduğu iktidar döneminde, kemik yalayıcı tipler hep ortada olmaktadırlar. Tıpkı yakın ve uzak çevremizde bir sürü olduğu gibi…