Hurafe Ve Mucize Arasında Kalan 19 Rakamı
Mucizeler, dinlerin ana temalarından olmakla birlikte herkesin dikkatini çeken olgulardır
Güncel - 31-01-2015 11:09
Mucizeler, dinlerin ana temalarından olmakla birlikte herkesin dikkatini çeken olgulardır. Mucizenin varlığına inanıp inanmaya bağlı olmaksızın, hayret sınırımızı aşan pek çok olaya mucize gözü ile bakarız. Bir müddet sonra da rutinleşmesi sonucunda gündemimizden düşürürüz. Beklenmedik bir anda ortaya çıkan olayları da bu kelime ile ifade etsek de gerçekte mucize çok farklı bir şeydir.
“Mucize” kelimesi ile Arapça'da “insan aklını ve kudretini aciz bırakan şey” kastedilir. Peygamberlik iddiasında bulunan kişinin, bu davasının doğru olduğunu ispat için Allah’ın izin ve kudretiyle gösterdiği, olağanüstü ve tabiat kanunlarına aykırı şeylerdir. Mucize, onu gösteren kişinin kendi hüneri değildir. Kendisine Allah tarafından, görevini yapabilmesi, iddiasını ispat edebilmesi ve toplumu ikna edebilmesi için verilir. Peygamberler değişik mucizelerle gelmişlerdir. Peygamberimizin ise geleneksel İslami kaynaklarda ayın ikiye yarılması ve miraca çıkması dahil yüzlerce mucize atfedilmekle birlikte, gerçekte sadece bir mucizesi vardır. O da Kuran-ı Kerim'dir. Bu konu ayetlerde şöyle vurgulanmaktadır. Ve onlar, “Ona Rabbinden alametler; göstergeler indirilmeli değil miydi?” dediler. De ki: “Alametler; göstergeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise ancak apaçık bir uyarıcıyım.”. Kendilerine okunan Kitap’ı şüphesiz Bizim sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.’ (29/50-51)
Kuran'ın mucize olması çağlar boyunca pek çok kişinin dikkatini çekmiş, bu konuda nice eser kaleme alınmıştır. İçerisinde çelişkiler bulunduğunu iddia eden yayınlar da olmuştur. Ancak çelişki diye ortaya konulanların her birinin açıklaması bulunmaktadır. Vahyedildiği dönemdeki bilimsel bilgilerle ortaya konulmamış, zaman içerisinde doğru olduğu kanıtlanmış pek çok bilgiyi içermiş olması Kuran'ın mucize bir kitap olduğunu ortaya koymaktadır. Zaman zaman bir bilim kitabı gibi içerisinden zorlamayla sonuçlar çıkarmaya çalışanlar olsa da doğrudan Kuran'dan elde edilen bilgilerle buluş, keşif veya teknolojik ürün elde edilmemiş olması,Kuran'ın eksikliğinden ziyade, insanların Kuran'a çarpık bakmasından kaynaklanmaktadır. Zira Kuran bir bilim kitabı olma iddiasında değildir. Aksine hidayet kitabı olduğunu belirtmekte ve insanlara akıllarını kullanmayı sürekli hatırlatmaktadır.
Kuran'ın mucize olması, çağlar öncesinden net bilgi vermesinden, iman konusunda çarpık anlayışları yerle bir eden iman gerçekleri içermesinden ve içerisinde çelişki barındırmamasındandır. Ayrıca çağlar sonra ortaya çıkabilecek bir takım bilgileri vahyedildiği çağda da yanlış yorumlanmayacak şekilde ifade etmesinden ve tüm bunların hepsinin bir kitapta belli bir ölçü ve disipline göre bir araya getirilmesinden de kaynaklanmaktadır. Hatta insan beyninin ürettiği bilgiler bağlamında çeşitli yorum ve anlayışlara açık olması da Kuran'ın önemli özelliklerindendir.
Çağımızda bilginin en üst düzeye doğru baş döndürücü bir hızla ilerlemesi her geçen gün Kuran hakkında farklı yorum, anlayış ve bakış açılarının da önünü açmaktadır. Dinin moderniteye karşı duruşta yerini sağlamlaştırması da bu konuda etkili olmaktadır. Çağdaş bilgi birikimi karşısında Kuran'ın dimdik ayakta durduğunu kanıtlamak amacıyla, bilinçli ve bilinçsiz pek çok çalışma yapılmaktadır. Ayetlerin işaret ettiği manalar, geleceğe ait öngörüler, bilimsel bilgi birikimine çağlar gerisinden gelen katkı ve destekler bu meyandadır. Özellikle iman noktasında derinleşen ve yıllardır çalışma yürüten Nurcular bu konuda oldukça fazla bir birikim oluşturmuşlardır. İnsanların imanını güçlendireceğim, İslam'a yapılan maddeci saldırıları bertaraf edeceğim düşüncesi ile bilim ve din arasında uzlaşma sağlanması için her argümanı kullanmışlar ve kullanmaktadırlar. Bu konuda ortaya koydukları eserlerde sonradan yalan ve yanlış olduğu ortaya çıkmasına rağmen, hala konuşulan ve paylaşılan pek çok olay vardır. Kaptan Gusto ve Astronot Armstrong'un Müslüman olması, bal arılarının peteğe Allah yazması, çeşitli hayvanların derilerinde Allah yazması gibi. Niyet ne kadar temiz olursa olsun bu yanlışlarla bir gerçeği kanıtlamaya çalışmak en basitinden hata idi. Aynı yaklaşım halen pek çok İslami yapılanmada devam etmektedir. Kuran'da 19 rakamına dayalı mucize olduğu konusu da bunların içerisinde ayakları yere en sağlam basanı olarak öne çıkmaktadır. İlk ortaya atıldığında aynı cemaat tarafından göklere çıkarılan ve diğer cemaatler tarafından da dört elle sahiplenilen bu mucize anlayışı, Tevbe Süresinin son iki ayetinin Kuran'dan bir vahiy olmadığının söylenmeye başlanması ile üstü örtülmeye çalışılmıştır. Gelen bir haberi veya bilgiyi araştırmadan kabullenme eğiliminde olan günümüz insanı, bu konuda da haddi aşmış ve hataya düşmüştür. Başlangıçta körü körüne kabul ederken, sonradan da aynı mantıkla reddine karar vermiştir.
Kuran'ın korunmuşluğu konusu başlı başına araştırılıp tartışılacak bir konu olmasına karşın, 19 rakamı temelli bir mucize ile korunduğu tezinden yola çıkan Reşad Halife ve Edip Yüksel bu konuyu zirveye taşımıştır. İslam aleminde bu konu üzerine pek çok eser kaleme alınmıştır. Sonuçta taraflar birbirlerini küfre varacak derecede suçlayarak konuyu ucu açık ve çözümsüz bir şekilde ortada bırakmışlardır. Doğal olan sonuç da budur aslında! Zira evrende hiçbir konu matematiksel gerçeklik gibi kanıtlanacak şekilde değildir. Din de bu kuraldan istisna değildir. Ancak orta noktayı bulacak veya gerçeği ortaya çıkaracak yaklaşımların da kısır tartışmalara kurban edildiği de bir gerçektir. Bu konuda ortaya konulan iddia ve eserler bağlamında bir yaklaşımda bulunmak, bu makalenin de temel konusudur. Herkesin iyi niyetli olduğu ve vahyi anlamak noktasında çabaladığı gerçeğini göz ardı etmeden önyargısız yaklaşmak, bilimsel yöntemlerin de gereğidir. Aksi halde duygusal yaklaşımlara bir gerçeği kurban etmek riski vardır.
Kuran'da 19 mucizesinin olduğu, Kuran'ın Allah tarafından korunmuşluğunun kanıtı olarak öne sürülmektedir. Böylece Kuran'ın sağlamlığı da 19 mucizesi ile kanıtlanacaktır. Bu makale Kuran'ın korunmuşluğunu tartışmak amacıyla yazılmadığı için sadece Allah'ın indiriliş sürecindeki vahyi korumayı garantilediğini belirtmekte fayda vardır. Aksi halde 19 mucizesinin ilk ortaya atıldığı tarihe kadar Müslümanların kıraat farklılıkları ve Tevbe Süresinin son iki ayetinin Kuran'dan olmamasına karşın Allah sözü gibi okudukları ve inandıkları, Allah'ın da buna göz yumduğu gibi bir algı oluşacaktır ki bu da bin dört yüz yıldır korunmadığı gibi bir bakış açısını ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle 19 mucizesinin Kuran'ın korunmuşluğu ile ilişkili olması kabul edilemez! Bu durumda geçen süreçteki Müslümanların büyük sorumluluğu ve yanlışa iman etmesine, Allah'ın cevaz vermesi gibi bir iftiraya yol açmış olunur.
Kuran'da 19 mucizesi üzerine temelde sorulması gereken pek çok soru ve örnek vardır. Soru sormanın sonu olmayacağı gibi yanıtsız kalan her bir soru da şüpheleri derinleştirecektir. Ancak şunu peşinen söylemek gerekir. Kuran'da 19 mucizesi olmasa da Kuran içerik itibariyle mucize olma özelliğini korumaktadır. 19 mucizesi olmaması eksiklik olmadığı gibi, varlığı elbette ki Kuran'ı algılamaya artı değer katacaktır. Veya 19 mucizesi, var olduğu kadar Kuran'ın mucize olma özelliğine katkı sağlayacaktır. Şimdi bu konudaki bir kısım sorulara geçebiliriz.
Kuran'da 19 rakamına dayalı bir mucize olduğu aslında çağlar öncesinden tartışılan ve üzerinde çalışılan bir konudur. Ancak bunu sistemli bir halde ortaya koyan Reşad Halife'dir. Ülkemizde ise bu konuyu gündeme getiren Reşad Halife ile sık sık görüşen ve Ahmet Deedat'ın yazdığı "Kuran En Büyük Mucize" kitabını Türkçe'ye tercüme eden Edip Yüksel'dir. İnkılab Yayınlarından çıkan, 1988 yılında 16. baskısı yapılan bu kitap o zamanlar gençliğin elinden düşmüyordu. İslam'a yapılan saldırılara karşı Kuran'ın mucize bir kelam olduğunu kanıtlamak için referans bir kitap niteliğinde idi.
Arapça konusunda yeterli bilgisi olmayan insanların sayım yapma gibi bir şansı da olmaması nedeniyle, yayımlanan her şeyde olduğu gibi bu kitapta da kitlelerin ilk seçeneği, olduğu ve anlatıldığı gibi kitaba inanmaktı. Sayımlarda isim, sıfat, edat, zamir vs gibi kavramların da baz alınması, üç aylık okul tatillerine rastlayan camideki Kuran kursu bilgileri ile sayımın yapılmasını olanaksız kılıyordu. Sonuçta kendi dilinin dahi yazım kurallarını bilmeyen birisi için Arapça terimleri veya harfleri saymak, samanlıktan beş bin kilometre ötede iğne aramaya benzemekte idi. Bu nedenle Allah'a iman etmek gibi yazılanlara da iman edilmekte idi. Bahsedilen kitapta çeşitli sayımlarla örnek verilerek Kuran'da 19 ve katları şeklinde çeşitli kelime ve harfler olduğu, bazı terimlerin ebced hesapları ile elde edilen sonuçların 19 ve katlarına tekabül ettiği vurgulanmakta idi. O dönemlerde İslam'ın temellerine yapılan saldırılara karşı çıkmak anlamında bu kitap ve içindekilerin sağladığı destek, dünyada iken cenneti bulmak ölçüsünde idi.
Kitabın 55. sayfasına baktığımızda ise şunu görüyorduk. Kuran'da "isim" 19, "Allah" 2698 (19*142), "Rahman" 57 (19*3) ve "Rahim" 114 (19*6) defa geçmektedir. Mükemmel bir sistem! Kuran'ın içerisinde salt bu örgü bile olsa 23 yıllık süreçte tamamlanan bir vahiy için oldukça önemli idi. Ancak bu aşamada Kuran'ın bir bütün olduğu kabul edilmekte, Tevbe Süresinin son iki ayeti (9/128-129) hakkında hiç söz edilmemektedir. Bu ayetlerde "Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli (Rahim) ve şefkatlidir. Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın Rabbidir. " denmektedir. Bu ayetlerde geçen "Rahim" ve "Allah" sayımlara dahil edilmiş, 19 ve katları tutturulmuştur. Tevbe Süresinin son iki ayetinin reddi hakkında tek söz yoktur. Ancak bir müddet sonra Tevbe Süresinin bu ayetlerinin Kuran'dan olmadığı belirtilerek ret edilince sayım sonuçları yine değişmemiş ve 19 mucizesi zarar görmemiştir! Şimdi şunu sormak gerekir. Tevbe Süresinin son iki ayeti ret veya kabul edildiği durumda sonuç değişmiyor ve 19 mucizesi zarar görmüyorsa, ayetlerin ret edilmesi sonucunda eksilen Rahim ve Allah kelimeleri nereden geliyor? Tevbe Süresinin son iki ayetini ret veya kabul sayım sonucunu değiştirmiyorsa niçin ret etme seçeneği kullanılıyor? Bu ayetlerdeki Rahim, peygamberin sıfatı olarak kullanıldığı için sayıma alınmıyorsa diğer sayımlarda kullanılan kelimelerde de anlam homojenizasyonunu sağlamak için aynı yöntem niçin kullanılmıyor? Ayetlerin pek çoğunda kelimelerin zamir ve sıfat olması durumuna göre farklı anlam içermesi Kuran'ın anlam zenginliğine katkı sağlarken, sanki kelimelerde netlik varmış gibi sayım yapılması ne derece doğrudur? Bu durumda rakamı tutturmak için sayıma dahil veya hariç tutma işlemi uygulanması doğru mu?
Kuran'da 19 mucizesine yöneltilecek bir diğer soru ise daha ilginçtir. İslam alimlerine göre elimizdeki Kuran'ın sayfa ve surelerinin sıralanışı sahabenin görüşleri doğrultusunda oluşturulmuştur. Kuran, Allah'tan bu sıra ve tertip üzere gelmemiştir. Bu nedenle surelerin tertibi konusunda İslam alimleri arasında ihtilâf vardır. Surelerin isimlendirilmesi konusu da aynı durumdadır. Sureler, içlerindeki dikkat çeken bir kelimeye veya genel içeriğine göre isimlendirilmiştir. Ayrıca surelerin parçalanışı ve sıralanışı da sahabenin içtihatlarındaki anlayış ile belirlenmiştir. Bu durumda sorulacak soru şudur. Kuran'ın ve surelerin içeriğine dokunulmaksızın, toplam 114 tane olan sürenin tamamı insan eliyle düzenlenmiştir. Dolayısıyla düzenlemeler ilahi olmadığına göre bunlar üzerinden 114 (19*6) rakamına erişmek için 19 ile işlem yapmak ne derece doğrudur? Surelerin ayet sayılarından, ayetlerin surelerdeki sıralarından yola çıkarak yapılan işlemler ise beşeri olan düzenlemeye ilahi anlam katmak demek değil midir? Sahabenin farklı Kuranları olduğu durumda Abdullah ibni Mesud'a göre 112, Übeyy bin Kab'a göre 116 olan sure sayılarının yanlışlığını kanıtlamak için bu yaklaşıma ne kadar güvenebiliriz?
Sonuç olarak Kuran'da 19 mucizesine kanıt teşkil edecek pek çok işlem vardır. Evreni belli bir ölçüde yaratan Allah, her şeyde bu dengeyi gözetmiştir. Bu nedenle Kuran'da salt 19 rakamı değil başka rakamlar üzerinden de mucize olarak nitelenebilecek hesaplamalar da çıkarmak olasıdır. Ancak her şeyi bir rakama bağlayacağım veya bu rakamdan yola çıkarak bir takım düzenlemeler yapacağım düşüncesi ile yaklaşmak yanlıştır. Ayrıca bir rakam üzerinden işlem yaparak, ilahi olmayan bir eserin de ince hesaplar üzerine kurulu olduğu kanıtlanabilir. Böyle çalışmalar da bulunmaktadır. Bu durumda ilahi olanla beşeri olan aynı yöntemle kıyaslanarak hatalı bir sonuca ulaşılamaz mı? Aynı rakam kullanılarak Gazi Mustafa Kemal'in yaşam öyküsünde 19 rakamının izleri var iken Resulullah'ın hayatında neden bulunamıyor? Bulunsa ne önemi var ki? 19 rakamının izlerinin olup olmaması bu kişilere ne kazandırır ve kaybettirir ki? Salyangozun kabuğunda dahi Fibonacci dizisine bağlı rakamsal mucize var iken bir insanda da buna benzer bir mucize olması doğal değil mi? Bugüne kadar evrendeki takdir esasına dayalı inceliklerin saptanamamış olması, olmadığına işaret eder mi?
Bu örnekler de göstermektedir ki Allah'ın yarattığı canlı ve cansız şeylerin hepsinde belli bir ölçü ve ölçüye dayalı yapı vardır. Ölçüsüz hiçbir şey yoktur. Hatta her birinde birden fazla rakama bağlı ölçüler olması da doğal olanıdır. İnsan yapısı olan şeyler de bu kuraldan bağımsız değildir. Zira onlar da sonuçta Allah'ın koyduğu takdir ölçüsü çerçevesinde yapılmaktadır. Beşer katkısının olduğu Tevrat'ta da benzer hesaplamanın olması da göstermektedir ki, evreni yaratan Allah'ın koyduğu takdir ölçüsüne göre Kuran veya diğer kitaplar, Müslüman olan ve olmayanların yaşam öyküleri incelendiğinde benzer rakamsal ilişkiler bulunmaktadır. Bu ilişkilere bakarak bir şeyin ilahi olup olmadığının ortaya konulması olası değildir. Ancak böyle bir yapının ortaya konulmasının, bir kutsal metin için destekleyici ve dikkat çekici bir unsur olarak değeri bulunmaktadır. Daha öteye geçerek abartılı bir şekilde anlamlandırmaya çalışmak ise Kuran'a yapılacak en büyük saygısızlıktır. Zira Kuran insanlar için hidayet kitabı olmak iddiasındadır. Kuran iman gerçeklerini açıklamak için vardır. Rakamsal veya anlamsal bir takım çıkarımlara alet ederek ve haddi aşıp amaç haline getirilmediği müddetçe, Kuran'ın bir güzelliği olmaktan öte fazla anlam taşımamaktadır. Kuran'ın korunmuşluğunu kanıtlamak veya sağlamak için ise böyle bir yönteme gereksinim yoktur. Zira bu yöntem sadece Kuran'da kanıtlanacak bir yöntem değildir.