İBADETİN NİHAYETİ NE İÇİNDİR?
İftara yaklaştığımız saatlerde, pide almak için bir fırının "önünde"yim
Kategorilenmemiş - 01-01-1970 03:00
İftara yaklaştığımız saatlerde, pide almak için bir fırının "önünde"yim.
Fırın o kadar kalabalık ki içeri girmek için bir savaşı göze almak gerekiyor. Bu yüzden fırının "önünde"yim diyorum.
İçeriden bağrışmalar geliyor, onu itilip kakışmalar takip ediyor peşinden küfürler ve kavga.
İftar sofrasında sıcak bir pide yemek için şu fırında yaşanılanları anlamak, hele hele de birisine anlatmak imkânsız.
İftarında sıcak pide yemek için kavga ettiğimiz orucu biz niye tutuyoruz?
Yemenin, içmenin afetlerinden bir müddet uzak olmak için nefislerimize bir zırh olarak geçirilen oruç bize niye farz kılındı?
Fırınlarda sıcak ekmek kavgası etmek, sıralarda insanları bir pide için kırmak, tokluğumuzu orucumuzu yücelten açlığımıza üstün tutmak için mi?
Orucun kendisini tutmadığı insanlar oruç tutsalar ne, tutmasalar ne?
Oruç sadece mideye tutturulan bir ibadet mi? Oysa onu farz kılan Allah orucu bütün azalarımıza tutturmamızı istiyor, sadece midemize değil!
Onun bize farz olduğunu söyleyen Hz. Peygamber "oruçluyken biri size sataşırsa 'ben oruçluyum' deyip onu savuşturun" buyuruyor.
Ama bunlar sadece kutsal kitaplarda yazılı sözler olarak kalıyor; bu kutsal, ruhlarımıza, eylemlerimize bir türlü sirayet edemiyor.
İbadetler Bizi İnceltmeli
Oysa ibadetlerden gaye bu ibadetlerle ruhlarımızın, davranışlarımızın, insanlarla ilgili muamelelerimizin incelmesi, kibarlaşması değil mi?
Allah "namaz kötü davranışlardan, azgınlıktan alıkor" diyor. Ama bu söz namaz kılanlarımıza tesir etmiyor.
"Oruç bedenle beraber ruhu da süzer, inceltir. Öfkeye meydan veren bedensel harareti yok eder (etmesi gerekir)" deniyor. Ama bu da boşuna, aksine oruçluyken bir öfke topuna dönüşüyoruz.
Bu bilinç hali bizde sürekli bir teyakkuza da yol açmalı, ama olmuyor.
Allah, ibadetleri kulları için rahmet olarak bahşetmiş, fakat biz onu bir rahmet değil de sadece bir zahmet olarak yaşıyoruz, algılıyoruz.
İbadetlerin size bahşettiği rahmetleri bir düşünür müsünüz?
Eğer ibadet yapan bir insansanız lütfen basit bir matematik hesaba koyulun. Yaptığınız ibadetlerden ne kadar haz alıyorsunuz, daha doğrusu alabiliyor musunuz?
İbadetin yüzde kaçı size nimet, rahmet ve haz olarak dönüyor, yüzde kaçı zahmet olarak?
İbadetlerin Faydasını Ölçmek
Bunu ölçmek çok kolay.
Eğer ibadetlerimiz mutluluğumuzu, iç huzurumuzu artırmıyorsa…
Bizi hayata, güçlüklere, sıkıntılara karşı da dayanıklı kılmıyorsa…
İnsanları olduğu gibi kabul etmemize ve onları anlamamıza yardımcı olmuyorsa…
Önce karşıdakini, sonra kendimizi düşünmemiz gerektiğini telkin etmiyorsa…
Başkalarının mutluluğunu kendi mutluluğumuza öncelemeyi emretmiyorsa...
Olup bitenler bizi ümitsizliğe sevk ediyor, direnç bilincimizi kırıyorsa...
Bencil bir öfke bize hâkim oluyor, öfke damarlarımızda lav gibi dolaşıyor, bu ikisinin beraberliği nefsimizin çıkarı için başkalarını kırıp geçiriyorsa…
Eylemlerimizin nihai amacı, bencilce bir çıkara hizmet ediyor, ötekinin mutluluğunu "ben"e kurban ediyorsa…
Birilerine yardım etmek, sahip olduklarımızın bir kısmını birileriyle paylaşmak, birileri için harcamak bize ağır geliyor, sanki cebimizde akrep varmış gibi elimiz cebimize giremiyorsa ve varlığımızı sanki kendimizin varlığı sanmaya başlıyorsak…
Vermeyi değil de almayı, paylaşmayı değil de biriktirmeyi, sevindirmeyi değil de sevinmeyi,
sevdirmeyi değil de korkutmayı öncelemeye başlıyorsak…
İbadetlerimiz bizlere sadece bir "yük" olmaya başlamış demektir.
Böylesi ibadetlerle, -çocukluğumuzda bize sık sık tekrarlanan-kıyamet gününde şu cevabı alacak kerteye düşmüşüz demektir: “O gün o çok güvendikleri ibadetleri yüzlerine bir paçavra gibi çalınacaktır!”
Bunların ibadetleri Bakara suresinin 112. ayetindeki muhsinler