Prof. Dr. Fikret Gülaçtı tarafından gerçekleştirilen kapsamlı akademik araştırma, modern psikoloji ve sosyal bilimlerin temelini oluşturan birçok kavramın, İslam-Anadolu irfan geleneğinden beslendiğini ve Batı bilimine atıfsız ya da eksik atıflı olarak aktarıldığını gözler önüne serdi.
Araştırma, Kohlberg, Gilligan, Fowler ve Maslow gibi dünyaca ünlü kuramcıların modelleri ile İslam tasavvufundaki "İnsân-ı Kâmil" ideali arasındaki çarpıcı yapısal benzerlikleri ortaya koyarken, entelektüel mülkiyet etiğini de masaya yatırıyor.
Entelektüel Dürüstlük Çabası ve Gizlenen Miras
Düşünce tarihinin fikir göçlerini her zaman adil kaydetmediğini belirten araştırma, modern psikolojinin "kendilik, bilinç, ihtiyaçlar hiyerarşisi, üst-biliş ve psikosomatik tıp" gibi yapı taşlarının İslam irfan geleneğinde kavramsal öncülleri olduğunu kanıtlıyor. Akademik dürüstlük açısından "atıf yapmamak" ile "kavramı kendisinin bulduğu gibi göstermek" arasındaki ince çizgiye dikkat çeken çalışma, Batı merkezli paradigmanın Doğu medeniyetini görünmezleştirdiğini vurguluyor. İslam alimlerinin Antik Yunan mirasını açıkça referans göstererek dönüştürmesine karşın, Batı biliminin aynı dürüstlüğü sergilemediği ifade ediliyor.
Batılı Kuramlar Karşısında İnsân-ı Kâmil İdeali
Araştırma kapsamında, modern psikolojinin zirve kuramları ile İslam tasavvufu harmanlanarak 5 gelişim düzeyinden oluşan yeni bir "Bütünleşik Model" öneriliyor:
Kohlberg ve Adalet Etiği: Kohlberg’in Kantçı rasyonalizme dayanan 6 basamaklı ahlak modeli, tasavvuftaki "bidayet" (başlangıç) ve dışsal kurallara bağlılık dönemiyle örtüşüyor. Ancak tasavvuf, vahyin ve kalbin ıslahını şart koşarak rasyonalist özerkliği aşıyor.
Gilligan ve Bakım Etiği: Gilligan’ın ilişkisel sorumluluklara dayalı bakım etiği, tasavvuf felsefesindeki "muhabbet" ve "ihsan" makamlarıyla birebir eşleşiyor.
Fowler ve İnanç Gelişimi: Fowler’ın anlam oluşturma basamakları ile tasavvuftaki "makamât ve ahvâl" (manevi konumlar ve haller) zinciri yapısal ikizler gibi görünüyor.
Maslow ve Kendini Gerçekleştirme: Maslow’un "doruk deneyimler" ve "aşkınlık" kavramları, tasavvuftaki "fenâ ve bekâ" (egoda erime ve ilahi sıfatlarla var olma) dinamiğiyle kesişiyor. Ancak İnsân-ı Kâmil, bu gelişim özelliklerini teolojik bir zemine bağlayarak çok daha köklü bir varlık dönüşümü sunuyor.
Dönüştürücü Sentezin Anatomisi: Yunan Mirasını Kim Gizlemedi?
Batı'nın aksine İslam filozoflarının entelektüel mülkiyete tam sadakat gösterdiğini belgeleyen kaynak zinciri analizi, şu tarihsel gerçekleri sıralıyor:
Fârâbî: Aristoteles’i birinci, kendisini "İkinci Öğretmen" (Muallim-i Sânî) olarak konumlandırarak mantık ve siyaset felsefesini İslam vahyiyle sentezledi.
İbn Sînâ: "Uçan Adam" deneyinde öz-farkındalığı kanıtlarken Aristoteles’in De Anima’sını referans aldı ve es-Şifâ eserinde borçlu olduğu tüm filozofları açıkça zikretti.
Gazzâlî: Tehâfütü’l-Felâsife ile Aristoteles felsefesinin dogma yönlerine meydan okurken, ahlak psikolojisinde bu mirası tezkiye pratiğiyle yoğurarak İhyâu Ulûmi’d-Dîn’i yazdı.
İbn Arabî ve Mevlânâ: Yeni-Platoncu sudûr (taşma) teorisini alıp ilahi tecelli öğretisine dönüştürerek Anadolu tasavvufunun ve Mesnevi’nin köklü ontolojik omurgasını kurdular.
İbn Haldûn: Aristoteles nedenselliğini doğa felsefesinden çıkarıp sosyolojiye uygulayarak "asabiyyet" kavramıyla modern sosyal bilimlerin temelini attı.
Eğitim ve Ruh Sağlığında Yeni Dönem
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı'nın ortaya koyduğu bu bütünleşik beş düzeyli model, eğitim alanında salt ceza-ödül odaklı modellerin ötesine geçilmesini öneriyor. Ruh sağlığı ve psikolojik danışmanlık bağlamında ise, Anadolu'nun manevi kaynaklarının ve irfan geleneğinin terapi süreçlerine entegre edilmesinin bilimsel ve kuramsal gerekçelerini sunuyor. Nörobilimsel araştırmaların da zikir ve meditasyon gibi pratiklerin beyin üzerindeki olumlu etkilerini kanıtladığı günümüzde, bu tarihi zihinsel mirasın hak ettiği atıfları alması gerektiği belirtiliyor.