İslam'a İlk Adım, Resulullahı Anlamak

İnsan fıtratına Allah inancı ve O'nu arayıp bulma özelliği kodlanmıştır

Güncel - 06-05-2015 11:11

İnsan fıtratına Allah inancı ve O'nu arayıp bulma özelliği kodlanmıştır. Ancak Allah inancı yanında bir din sahibi olmak veya dini hakkıyla anlamak için atılacak ilk adım, Allah'ın elçisi olma sıfatına hak kazanmış olan Resulullahı tanımak ve anlamakla mümkündür. Resule olan güven ve iman, getirmiş olduğu ilahi bilgiyi de kabullenmeyi ve anlamayı gerektirmektedir. Bu nedenle elçilerin güvenilir, temiz ve iyi ahlaklı olması önem arz etmektedir. Bu konuda peygamberimiz risalet öncesinde farklı bir çizgide olduğu vurgulansa da vahyin gelmesiyle birlikte toplumunda ilk Müslüman olma konumuna gelmiştir (93/7). Ancak yanlış din algısı nedeniyle yüzyıllardır bu anlayışa zıt olarak peygamberimizin doğuştan Müslüman olduğu gibi bir algı oluşturulmuştur. Oysa peygamberimizin risalet öncesi dönemine ait bilgiler oldukça sınırlı ve yetersizdir. Var olanlar da peygamberlik gelmesi çerçevesinde değerlendirilerek abartılmış ve asli fonksiyonunu kaybetmiştir. Peygamberlerin bulunduğu toplumda örnek insan olması yanında risalet öncesi toplumu ile ters düşmeyen bir yapı içerisinde olması, risalet sonrası ise başta imani esaslar olmak üzere dinsel olarak zıt noktada bulunması sünnetullahın gereğidir. Peygamberimiz de bu genel kurala tabidir. Ancak peygamberimizin vefatı sonrasında gelişen dinsel sapma sonucunda peygamber algısı da erozyona uğramış, ayetlerin anlamlarını kaydırmak pahasına pek çok yeni yaklaşıma imza atılmıştır. Dinin şekilci bir içeriğe sahiplendirilmesi sürecinde de peygamberimizi ve mesajını anlamak noktasında sapmalar olmuştur. Her peygamber veya önderin başına gelen, insanüstü özellikler atfederek yüceltme hastalığı peygamberimize de yapılmıştır. Peygamberimizin doğduğu gece dünya üzerinde olağanüstü hallerin yaşandığı, sarayların sarsıldığı, putların kendiliğinden devrildiği gibi olağanüstü olaylar uydurulmuştur. Bununla da yetinilmeyerek kendisini bir bulutun sürekli takip ettiği gibi aklın idrak sınırlarını zorlayan yaklaşımlara girilmiştir. Bu yaklaşıma paralel olarak İslam öncesi dönemde peygamberimizin Mekke halkı tarafından sevilmesi ve güvenilirlik özelliği, söylenenler içerisinde en doğru olanıdır. Ancak bu durum anlatılırken de zaman zaman olaylar çarpıtılmıştır. Örneğin, Hacer-ül Esvet taşının Kabe'de yerine konulmasında çıkan tartışmanın çözümünde Mekkeliler "içeriye ilk gelen kişinin hakemliğini kabul etmek" koşulunu getirmişlerdir. İçeriye ilk gelen kişi de Resulullah olunca onun hakemliğini kabul etmişlerdir. Ancak İslam tarihi boyunca bu olay doğrudan Resulullahın hakemliğine başvurulmuş gibi anlatılmış, Mekkelilerin böyle bir tercihte bulunduğu öne çıkarılmış, O'nun bir tesadüf eseri olarak oraya gelişi göz ardı edilmiştir. Peygamberimizi yüceltme o kadar haddi aşmıştır ki peygamberimiz Kuran'dan başka bir mucize getirmediğini vahiy yoluyla belirtmesine rağmen (29/50) kendisine Kuran dışında pek çok mucize yakıştırılmıştır. Hatta gökyüzündeki ayı bir parmağıyla ikiye yardığı gibi büyük bir mucize icat edilmiştir. Yanlış peygamber algısı o kadar ileri götürülmüştür ki Kuran'a göre bulunduğu toplumda ilk Müslümanın peygamberimiz olmasına karşın, ilk vahiy gelmesi esnasında korktuğu ve peygamber olduğunu anlayamadığı öne sürülmüştür. Devamında ise bu durumu gören eşi Hazreti Hatice peygamberimizi teskin ederek kendisinin vahiy aldığını ve peygamber olduğunu söylemiştir. Akabinde Resulullahı alarak Hıristiyan olan Varaka bin Nevfel'in yanına götürmüştür. Varaka da bu durumu teyid edince peygamberimiz ancak üçüncü sırada olarak Müslüman olduğuna inanmıştır! Böyle bir senaryonun, İslam'a ve peygamberimize hakaret olduğunu anlamamak mümkün değildir. Tamamen peygamberimizi ve misyonunu aşağılamaya yönelik bir kıssa olarak asırlardır İslam aleminde bu durum vurgulanmaktadır. Oysa Resulullah vahyin geldiği ilk andan itibaren olayın idrakinde ve ilk Müslümandır. Yine Kuran'da hiçbir şefaatçinin şefaatinin fayda vermeyeceği günden sakınılması emredilmesine rağmen Resulullahın şefaat edeceği gibi bir yanlış anlayış dine sokulmuştur. Hatta daha da öteye geçilerek "Şefaat Ya Resulullah!" denilerek ölüsünden medet umulur hale getirilmiştir. Sidiğinin ve kanının içilebileceği, sakalının ve birtakım eşyalarının kutsal olduğu, bereketlenmek amacıyla bunların ziyaret edilebileceği, öpüp koklanacağı gibi ilkel putperestleri kıskandıracak şekilde uygulamalara da gidilmiştir. Peygamberimizi yücelteceğim diye yapılan çalışmalar, en özet bir şekilde "Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım." hadis-i kutsisi ile zirve yapmıştır. Hatta Allah’ın kainatı Resulullahın yüzü suyu hürmetine yarattığı, "Resulullah olmasaydı Allah kainatı, dünyayı ve içindeki bütün canlıları yaratmazdı" diye iman edilmektedir. Oysa bu anlayış Hıristiyani bir bakış açısı olup Hırıstiyanlar Hz İsa hakkında bu sözü söylemektedirler. Hıristiyanlara göre de Allah bu kainatı Hz İsa’nın yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. Sırf Hıristiyanlar ile yarışmak ve peygamberimizi yüceltmek adına, farkına varılmadan peygamberimiz Hazreti İsa'nın misyonuna benzetilerek kendisine gizli bir şekilde tanrısallık verilmektedir. Kuran'ın hiç bir peygamberin sünneti veya şahsi uygulamaları dinde hüküm koyucu olarak aktarılmamasına karşın, Resulullahın sünneti adı altında dine eklemeler, dinde hüküm koymalar yaygınlaştırılmıştır. Hazreti İsa ve Musa peygamberlere ait dinsel hüküm içeren bir takım ifadelerin Tevrat ve İncil'e eklenmesi Müslümanlar tarafından eleştirmiş ve dine katma olarak gösterilmiştir. Oysa gerek Yahudi ve Hıristiyanların yaptıkları gerekse Müslümanların hadisleri hüküm koyucu olarak kabul etmeleri arasında, vahye insan sözü karıştırma anlamında nitelik olarak hiçbir fark bulunmamaktadır. Peygamberi misyonun bu düzeyde çarpıtılmasının doğal sonucu olarak, Allah Kuran'da bizzat kendisini sürekli anmamız ve ismini yüceltmemizi isterken, insanlar tüm bu istekleri Resulullaha yapmıştır. Geçmişten günümüze kadar gelen, namazda ettahiyyatü ve salli-barik dualarında, ezan ve selada Resulullah anılmaya özen gösterilmiştir. Allah'a özel bir gün olmazken ve tüm günler de Allah'ın iken sırf peygamberimizi yüceltmek, öne çıkarmak ve din adına kutsallık verebilmek amacıyla Mevlit Kandili, Kutlu Doğum Haftası gibi anma günleri düzenlenmektedir. Sonuçta uhrevi hedefleri olan Allah merkezli bir dinden, dünyevileşmiş ve peygamber merkezli bir dine hızla yönelme olmuş ve günümüzdeki yaygın hali almıştır. Artık günümüzde peygamberimizin adı geçtiği zaman salat-ü selam getirmek, O'nun özelliklerini anlatmak, dinin merkezine koymak, Allah'ın isminin geçtiği veya yazıldığı her yerde Resulullahın ismini de yazmak, Allah'ı anmaktan daha kuvvetli ve yaygın bir şekilde Resulullahı anmak, dualara icabet edecek şekilde diri olduğuna inanmak, "Ya Muhammed!" diye seslenmek, rüyalara girerek kendine inananlara destek verdiğini savunmak sıradan hale gelmiştir. Özetle, peygamberimizi her anlamda anmak dinin aslı gibi algılanır olmuştur. Oysa Kuran'ın hiçbir yerinde böyle bir emir veya telkin bulunmamaktadır. Bu aşamada irdelenmesi gereken şudur. Bu yapılanlar İslami değil ise İslam'ın istediği peygamber algısı, bağlılığı ve peygambere iman ne demektir? Kuran'ın temel hedefi, insanların Allah'a ve Ahiret Gününe inanmalarını, salih amel işleyen bireyler olmasını temin etmektir. Tüm Kuran emirleri bu noktaya odaklanmıştır. Peygamberimizin ahlakının tanımlanmasında kullanılan "Yürüyen Kuran" ifadesinden yola çıkarak peygamberimizin kişiliğinin de Kuran doğrultusunda şekillendiğini, hayatında ölçü ve şekillendirici olarak Kuran dışında herhangi bir şey bulunmadığını anlıyoruz. Bu durumda "Resulullahı anlamak, Kuran'ı anlamaktır". Dolayısıyla Resulullahın mesajını, hedefini ve ahlakını anlamak amacıyla Kuran mesajını irdelemek, en gerçekçi olan yaklaşımdır. Kuran'ın ifadesiyle belirtmek gerekirse; O bir insandır, ama sıradan bir insan değildir. O, kendisine vahyedilen (18/110), vahyi alma ve iletme noktasında asla hevasından konuşmayan (53/3), bu anlamda Allah’ın koruması altında olan bir insandır (5/67). Bize şefkat ve merhamet gösteren (9/128), bizim için en güzel örnektir. (33/21) O halde hayatımızda onu kendimize örnek ve model almalı, onu izlemeliyiz. Ancak bu ayetlerde kastedilen Resulullahın vahiy alma noktasında korunduğu ve bu korunmuşluğun Kuran ile sınırlı olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla hüküm koyucu noktasında Resulullahın uygulama ve sözlerinin önemi yoktur. Ancak tarihsel bilgi ve İslami pratikleri anlama noktasında yararlanılacak en önemli kaynaklar arasındadır. Kuran ayetlerini anlarken bu açıdan bakılmadığı takdirde sanki yirmi dört saat koruma altında, hiç yanlış yapmayan, her şeyi kutsal olan, insanların ve peygamberlerin en üstünü pozisyonunda ilahi bir varlık gibi algılanmasının yolu açılmaktadır. “Doğrusu Allah ve melekleri peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de içtenlikle ve tam bir teslimiyetle ona salat ve selam edin!” (33/56) ayeti çarpıtılarak Allah'ın dahi peygambere dua ettiği gibi bir saçmalığı Kuran'a yakıştırmışlardır. Hatta "Onu anmak, hatırlamak, ismini saygı ve sevgi ile anmak, ona dualar göndermektir" denilerek olayın içeriği değiştirilmiş ve boyutu abartılmıştır. Bu ayet örneğinde de görüldüğü gibi Kuran'ı doğru anlamak için peygamberimizin misyonu ve konumunun da en başta net ortaya konulması gerekmektedir. Bu aşamada da şu soruya yanıt bulmak zorundayız. Peygamberimizin bir Müslümanın yaşamındaki yeri nedir? Bu soruya verilecek yanıt aynı zamanda bir Müslümanın Kuran'a ve İslam'a bakış açısını, Resulullahın örneklik teşkil ettiği sınırı da belirleyecektir. Her şeyden önce Resulullahın bir insan olarak, bir Arap olarak ve bir resul olarak yaptıkları birbirinden çok farklıdır. İnsan olarak yapmış olduğu giyim ve yemek şekli gibi uygulamalar, ya da sarık ve cüppe gibi Arap adetlerinin örnek alınması gibi bir şey söz konusu değildir. Bu nedenle herhangi bir Müslüman, resul olan peygamberi kendisine örnek ve rehber almak zorundadır. "De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, ancak bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve kulluğunda Rabbine hiç kimseyi ortak koşmasın" (18/110). Peygamberimizin resul olarak Kuran dışında hüküm koyma anlamında, bir yetkisi kesinlikle yoktur. Kendisi de Kuran'a uymak zorundadır ve tüm yaşamı boyunca insanları Kuran'a uymaya çağırmıştır. "Şüphesiz, Biz, Kitab'ı sana, insanlar arasında, Allah'ın sana gönderdiği şekilde hükmetmen için hak ile gönderdik. Hainlerden taraf olma“ (4/105). "De ki: "Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?" (6/50). "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler. (34/28). Peygamberimiz "insanlara, kendilerine indirileni beyan etmek için" (Nahl-44) seçilmesine karşın, ayetlerin anlamı kaydırılarak peygamberimizi Kuran'ı beyan eden değil, kendiliğinden hüküm koyan gibi bir konuma getirerek ve adına da sünnet diyerek konumu değiştirilmektedir. Oysa sünnet dinde hüküm koyma değil, Kuran'ın hayata uygulanmasının adıdır. "Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmayan" (En'am-38) ve''dininizi tamamladım" (Maîde-3) diyen Allah, Resulullaha da sadece bunu beyan etme görevini vermiştir. Allah kendisi ile birlikte resulüne itaat etmemizi, resulü bize neyi uygun görmüşse ona uymamızı, sakındırdıklarından sakınmamızı, aramızdaki ihtilafları resule götürmemizi, onun vereceği kararlara içtenlikle uymamızı istemektedir (3/31, 3/132, 4/59, 4/69, 4/80, 59/7). Allah kendisinden başka hiç kimseye dinde hüküm koyma yetkisi vermemektedir. Böyle olunca da resule itaat etmek, vahyi onaylamanın ve Allah'a itaatin de bir gereğidir. Bu konumundan dolayı peygambere itaat etmek, peygamberin şahsında vahye uymaktır. Peygamberi tasdik etmeden vahyi tasdik etmek olası değildir. Bu manada risalet odaklı peygamberi kabul etmeden de Kuran'ı doğru anlamak mümkün değildir. Zira peygamberimizin asli görevi, Allah'ın vahyini bizlere tebliğ etmektir. "Elif, Lâm, Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, ayetleri muhkem kılınmış, sonra da her şeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından ayetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. (Şöyle ki:) Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size O'nun tarafından müjde vermek ve uyarmak için gönderilmiş gerçek bir peygamberim." (11/1-2)
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı