Kendimize bir sual soruyoruz…

Etrafta hep aynı tip insan kalabalığı, aynı tornadan çıkmış gibi… Sadece fiziksel özelliklerimizle değil neredeyse biyolojik olarak bile aynılaştık

Köşe Yazıları - 28-09-2013 11:26

Etrafta hep aynı tip insan kalabalığı, aynı tornadan çıkmış gibi… Sadece fiziksel özelliklerimizle değil neredeyse biyolojik olarak bile aynılaştık. Saçlarımız, giysilerimiz, konuşmalarımız, hal ve hareketlerimiz en acısı da bakışlarımız… Olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler bile aynı…

“Herkes aynı fikirdeyse hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir” diyen Mevlana, görünen o ki kendi zamanında bile bu durumdan şikâyetçiymiş. Farklı sesler yükselmeli ki farklı bakış açıları yakalayabilelim.

Farklı insanlar, kendisini hayranlıkla takip ettiren, peşinden sürükleyen insanlar neredeler?

İnsan nesli çöl ikliminde yaşıyor adeta… Oldukça kurak ve susuz… Herbirimiz bir şeyler arıyoruz.  Kimimiz sevgi umuyor, kimimiz dostluk bekliyor, kimimiz samimiyet istiyor ve tüm bunların yanı sıra çok zamanlı huzura ihtiyaç duyuyoruz.
Aramakta hareket, harekette de bereket vardır. Durmakla ölmek arasındaki en bariz fark belki de sadece nefes alabiliyor olmaktır. Ha durmuşsun ha ölmüş… İnsan ölecektir hiç şüphesiz… Durarak değil de arayarak gelmeli ölüm.

Nerede o ardına düşüp kayıtsızca takip ettiğimiz insanlar? Nerede o tereddütsüz sevdiğinin ardına düşecekler? Bir takip et butonuna basmak kadar kolay olmamalı insana erişim…

Yaradılışımızın sırrı bulmakta değil bulmaya çalışmaktadır. Bulamasak da aramalı, hiçbir zaman nedametle kıvranmamalıyız. İşte tam da bu noktada Üstat Beyazıd-ı Bestâmi’ nin o meşhur sözü doğrulasın söylediklerimizi… ''Aramakla bulunmaz; lakin bulanlar arayanlardır.”

Yalnızlar iyi arar… Bu cümle akla hemen şu soruyu da getirebilir: Aradıkları için mi yalnız kalmışlardır?

Yalnızlığı giyinir, başımızı avuçlarımızın arasına alır sessizlik türküleri dinleriz. Yalnızlığın sessizlikle yakın bir bağı vardır, yalnızlık sessizliğin kardeşidir. Birbirine vurmayan birbirini kırmayan iki uyumlu kardeş.

Dua ile donanmış cümleler kurmayı alışkanlık haline getirebilirsek çok iyi olacak. Aksi kurulan cümlelerde ayaklar yere basmaz… İçinde dua olmayan cümleler ruhsuz bedenlere benzer. Öyle cümlelerimiz oldu ki kurduk ve durduk. Bizi bir adım ileri taşıyamayan cümleler… Şimdi bırakalım bu geçmişte kurulan durağan cümlelerimizi, ardımıza bakmadan yürüyen cümleler kuralım. Yeni rotamızı yeni cümlelerimiz çizsin…

İnsanoğlu en büyük muamma… Kendi içimizdeki labirentimizde yolu bulmaya başlamışsak kendimizi anlamaya başlamışız demektir. Kendimizi anlamaya başlamışsak, başkalarını anlayabilme yolumuzu açmış sayılırız. Yol bu, içerde de meşakkatli dışarda da… İçine hapsolduğumuz mağarada çıkışa giden yolu ancak çıkmak isteyenler görür. Bu noktada kendimize soracağımız soru gerçekten çıkmak istiyor muyuz? Bundan sonraki menzilimiz vereceğimiz cevaba göre şekil alacaktır. Ya kendi içimizde debelenip duracağız ya da kalabalıklara doğru akıp gideceğiz.

Asıl olan yol katetmektir. Bu ister düşünerek olur, ister kilometreler aşarak. İnanıyorsak katedilen yollar yenilerine yönlendirecektir bizleri. Kapılar kapanmayacak, aksine yenileri eklenecek durmaksızın. Açılsın yeni kapılar…

Bu ve benzeri düşler eşliğinde mum ışığı aydınlığında sokuluyoruz gecenin ilerleyen saatlerine, düşüncenin en derin dehlizinde boğulmadan sabahı karşılamaya doğru... Mum alevi gibi titrek ve tedirginiz… En yakın camideki minareden bize ulaşan ezan sesini ve pencerelerimizden içeri ağır ağır süzülen gün ışığını seviyoruz. Havayı kokluyor, derinden soluyoruz.

Ve geceyi sonlandırıp yeni güne merhaba derken kendimize bir sual soruyoruz.

Düşüncemizi göğsümüze tıpkı bir muska gibi takıp, bulduğumuzda aradığımızı çıkarıp bir kenara koyabilecek miyiz?

Muskamızdan vazgeçebilecek miyiz?
 
Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın