Zira medeniyet denen şey; o toplumun ruh kökleri, uygarlık ise ruh köklerine bağlı kılarak yaşadığı çağın imkânlarını elde edebilme ile ilgilidir.
Yani medeniyet; manevi dinamikleri işaret edip Medine gibi bir çöl şehrinden inşa edilen bilincin yansımasında da gördüğümüz üzere manevi bir bilinci bir inşa ederken, uygarlık ise; maddi imkânları, dünyevi kavramları işaret eder.
Toplumlar ise bu ikisini bir arada yürütebildiği zaman, diğer bir deyişle ruh köklerinden aldıkları dinamikleri yaşadıkları çağın göğsüne entegre edebildiği zaman kendileri olabilir, ayakta kalabilirler ki; İbn-i Haldun gibi bir deha, bunu “Mukaddime” adlı eserinde bundan 600 küsur yıl önce ayrıntılı bir şekilde ele almıştır.