koz: İhanetin Şifreleri Çözülüyor
Sinema Filmi: 'Kod Adı: KOZ' - İhanetin Şifreleri Çözülüyor a Yanıt-Yorum
Mehmet Ceviz
Şu anda yargı safhasına taşınmış olan 7 Şubat 2012 MİT krizi ve 17-25 Aralık 2013 siyasi-psikolojik operasyonlarda birileri millete senaryo çizdi ve bu filmi ona seyrettirdiler
Analiz - 01-05-2015 09:23
Sinema Filmi: 'Kod Adı: KOZ' - İhanetin Şifreleri Çözülüyor a Yanıt-Yorum
Mehmet Ceviz
Şu anda yargı safhasına taşınmış olan 7 Şubat 2012 MİT krizi ve 17-25 Aralık 2013 siyasi-psikolojik operasyonlarda birileri millete senaryo çizdi ve bu filmi ona seyrettirdiler.
Bu durumda kimse kendilerinin çalıp kendilerinin oynadığı bir kurgu ve senaryoyu birilerinin izlemek isteyip istememesini sormadı.
Gerçi onların literatüründe ancak İsrail devleti ve onun yöneticileri otoritelerdir, bunlar meşrudur, onların hüviyetine saygı duyulur ve beklentilerine öncelik tanınır.
İsrail 2 milyon Gazzeli sivil insanı zamane Nazi toplama kamplarındaki gibi dış dünyadan tecrit eder, onlara en temel insani yardım malzemelerinin ulaştırılmasını engeller, belirli periyod ve aralıklarla 'dökme kurşun' gibi operasyon adları altında askeri imha harekatları düzenler, bunlarda hedef ayırmaksızın binlerce masum sivili, yine çoluk-çocuk, kadın, yaşlı demeden bombalar, öldürür, sakat, yetim ve öksüz bırakır ama buna rağmen o cani ve teröristler birilerine göre dikkate alınması ve önemsenmesi gereken otoritelerdir !
Onlardan izin ve onay alınmadan en temel insan haklarından biri olan nefs'i müdafaa bile yapılmaz, bu otorite tarafından on yıllarca darda ve zorda bırakılmışlara yardım edilmez, onlardan izin alınmadan yaprak oynatılmaz, onlara dokunulmaz, onların çıkarlarına karşı herhangi bir hareket çizilmez, onlara yan bakılmaz.
Sonradan dinlemeye takılan telefon görüşmelerinden öğrendik ki meğer o otoriteler 'sevilen güneydeki ülke' insanları ve yöneticileriymiş!
Diğer taraftan bir ülkenin hükümetine, devlete, millete ve onun iradesine karşı en pervasız hamleler içine girer, casusluk faaliyetinde bulunur, en azından bunlar savunulur, özel mahremiyet alanı dahil her tarafa dokunarak bunlara tecavüz eder, bu ise yine onların literatürüne göre otoriteye, hakka, hukuka saygısızlık anlamına gelmez !
Yıllarca hukuk kılıfı giydirerek illegal bir biçimde dinler, teknik takibe alır, yatak odalarına kadar dahi tecessüs eder ama ne Emniyet Amirlerine, ne Cumhuriyet Başsavcısına, ne Valilere, ne Bakanlara, ne Milletvekillerine, ne Başbakana, ne Cumhurbaşkanına herhangi bilgi ve belge sunarak burada tam bir karartma uygularlar.
Bu gayri meşru, gayri insani, gayri İslami, gayri ahlaki, gayri hukuki, gayri nizami hamle ve operasyonlarını, temelde soruşturma ve operasyonların yasal gizlilik ibaresini de ihlal ederek ilgili Birim, Mercii, Amirler ve ülke Yöneticilerini sıralı bir biçimde yok sayarak, onları adeta çigneyerek yandaş ve candaş medya organları vasıtasıyla kamuoyuna duyurur ve deklare ederler.
Böylelikle medya organlarını da cürüm ve kabahatlerine ortak etme usul ve alışkanlıkları vardır.
Demek ki bu da onların demokrasi, hak ve hukuk anlayışıdır, bizden de buna saygı duymamızı, buna riayet etmemizi, hatta bunları hoş görmemizi beklemektedirler.
Ne de olsa tüm bu teşebbüslerin fetvasını, izin ve onayını kendilerince bir Kainat İmamından, Hocadan, Alimden almışlardır.
Yani bu 'ucube' durum öyle bir hal vaziyet alır ki, en basit yandaş candaş medya mensubu bile bir Emniyet Amiri, Cumhuriyet Başsavcısı, Vali, Bakanlar, Milletvekilleri, Başbakan ve Cumhurbaşkanına nazaran bilgi belge açısından daha donanımlı ve üstün hale getirilir, bu da olsa olsa en hafifi deyimle ancak bir Paralel Devlet Yapılanması anlayışı ve tasavvurunda olabilir.
Yaşanan gerçekler, görünen hadiseler, hal ve vaziyet yine hafif tabirle böyle bir 'acayip yapılanmanın' kanıtı, isbatı ve belgesidir !
Kimse bunları öyle göklerde felanda aramasın, bunlar reel, aramızda ve içimizdedir, bu manada Amerika veyahut Pensilvanya'ları yeniden keşfetmeye de gerek yoktur.
PDY, yani Paralel Devlet Yapılanmasında herhangi bir eylem için milli otoriteden izin alma teşebbüsü ve gereksinimi hak getire, onda buna asla gerek ve ihtiyaç duyulmamaktadır.
PDY sisteminde kendi ülke yöneticileri otoriteden sayılmaz, onlara saygı gösterilmez, onlar olsa olsa çiğnenir, arkalarından iş çevirilerek hançerlenir, yabancı ülke yöneticilerine, siyonist veya onların güdümünde medya organlarına, Neoconlara, gizli istihbarat servislerine, yabancı şirket ve STK'lara, BM üyesi ülke temsilcilerine afişe, şikayet ve ihbar edilirler.
Dahası onların çalişma ofislerine dinleme cihazları, böcekler yerleştirilir, her adımları izlenir, her konuşmaları dinlenir, kayıt altına alınır, bunlarda manipülasyon-montajlar yaparak tapeler meydana getirilir, bunlar mal bulmuş mağribi edasıyla sahiblenilir ve savunulur, bu illegal ve gayri ahlaki tapeler başta muhalefet Partileri olmak üzere bilumum iktidar muhalifi ve düşmanı çevrelere servis edilerek itibar ve haysiyet cellatlığına soyunulur, böylelikle bir iktidar, hükümet alaşağı edilmeye ve devrilmeye çalışılarak milli iradenin gaspına yeltenilir.
Bebek, yaşlı, çocuk, kadın ve masum sivillerin katili, ne İlahi ne beşeri hiçbir kanun-kural tanımayan azgın teröristlere gösterilen sevgi, saygı, muhabbet neden Türkiye ve milletin yasal temsilcilerine, hani o dillerine pelesenk ettikleri 'demokratik-teamüller sonucu' halkın teveccühüyle seçimle iktidara gelmiş olanlara karşı gösterilmez ve bu hasletler onlardan esirgenir, bu da onların sırrı olarak kalsa gerek.
Bu yanıt ve cevabları verebileceklerin bir kısmı yurt içindedir, bunların bazıları da şu an Hakim karşısındadır ama bunların lider ve yöneticilerinin önemli bir kısmı hala yurtdışındadır, bunlar için Kırmızı Bültenle Interpol aracılığıyla dünya çapında arama hazırlıkları yapılmaktadır, dosyalar tamamlandığında da bu Bülten yakında çıkarılacaktır.
Elbette bu zanlı ve şüpheliler er veya geç adalet önüne çıkarılacak ve millete hesab vereceklerdir.
Millete, ülkeye karşı bir kumpas ve ihanet içinde olanların bu dünyada belki kaçabilecekleri yerler olacaktır ama onların yatacak yerleri yoktur.
7 Şubat MİT olayı ve 17-25 Aralık benzeri kurgu, film ve senaryolar daha önceleride dikta, zorba ve milli irade düşmanı zihniyet ve güruhlar tarafından ortaya serildi ve tezgahlandı, bu manada bu teşebbüsler kesinlikle bir ilk teşkil etmiyor, bunlar daha ziyade bir silsilenin parçaları, uzun bir zincirin sadece bazı halkalarıdır, bunlardan bazıları:
- Düzmece bir mahkeme tiyatrosu sonucu 'sabık Başbakan' Adnan Menders ve dava arkadaşlarının 1961'de darbeciler tarafından idamı
- Dönemin Başbakanı Turgut Özal'a 1988'de yapılan silahlı suikast girişimi ve nitekim Cumhurbaşkanı iken 1993'de zehirlenerek öldürülmesi
- 28 Şubat 1997 post-modern darbesi sonucu Refahyol iktidarının devrilişi, akabinde yasa ve teamüllere aykırı bir şekilde ANASOL-D hükümetinin kuruluşu
Bir insan ve izdüşümünde insanlar topluluğu aynı yılanın deliğinden ellerini en fazla 1 defa ısırtmaları lazım.
Bu tekrar tekrar olursa burada artık herhalde pek bir iyi niyet aranmaz, hüsn'ü zan, hoşgörü ve iyi niyetinde elbette bir sınırı vardır ve olmalıdır.
Gelelim ve dönelim bu mevzubahis sinema filmi konusuna:
Şimdi bu milletin evlatları bu 7 Şubat'ı ve 17-25 Aralık'ı kurgulayanların, bu senaryoları çizenlerin filmini çekti ve halkın beğenisine sundular.
Gül atılması gerekene kurşun - Milli iradeye karşı savaş - Turgut Özal suikastinin perde arkası