Mantıklı Devlet, Duygulu Muhalefet

Yaşadığımız olaylara bakış açımız, düşüncemizi olduğu kadar aynı zamanda duruşumuzu da belirlemektedir. Bazen de durduğumuz yer bakış açımızı belirler, yorumlarımız düşüncemizi oluşturur. Bu kısır döngü içerisinde zamanla insanın düşünce dünyası ve bakış açısı da sürekli olarak yeniden şekillenir. Zaman gelir bir gün önce dediğinin tersini düşünür, söyler ve yaşar. Bunlar insanın yaradılışında olan doğal süreçlerdir. Önemli olan geçmişten ders alınarak geleceği yeniden şekillendirmektir. İnsanın doğasında bulunan "bencillik ve kendini beğenmişlik", kendisindeki değişim ve dönüşümün bir bilgi birikimi ve keramete yönelik, başkalarınınkinin ise döneklik ve menfaatperestlik olduğunu öne çıkarır.

Eğitim - 01-09-2014 14:28

Yaşadığımız olaylara bakış açımız, düşüncemizi olduğu kadar aynı zamanda duruşumuzu da belirlemektedir. Bazen de durduğumuz yer bakış açımızı belirler, yorumlarımız düşüncemizi oluşturur. Bu kısır döngü içerisinde zamanla insanın düşünce dünyası ve bakış açısı da sürekli olarak yeniden şekillenir. Zaman gelir bir gün önce dediğinin tersini düşünür, söyler ve yaşar. Bunlar insanın yaradılışında olan doğal süreçlerdir. Önemli olan geçmişten ders alınarak geleceği yeniden şekillendirmektir. İnsanın doğasında bulunan "bencillik ve kendini beğenmişlik", kendisindeki değişim ve dönüşümün bir bilgi birikimi ve keramete yönelik, başkalarınınkinin ise döneklik ve menfaatperestlik olduğunu öne çıkarır.

 

Gündelik siyasal yaşamda değişim ve dönüşüme bağlı tartışmaları sıklıkla yaşamaktayız. Hatta tartışmaların temelinde de bunların olduğu açıktır. Her ne kadar günümüzde "Hayatın temeli değişimdir!" felsefesini kabul etmeyen yok gibi ise de siyasal arenada mücadele değişmeme üzerine kuruludur. İstisnasız herkes zaman ve mekan faktörüne göre değişimi sonuna kadar yaşasa da. Değişimin gerekliliği veya ne düzeyde olacağı, nasıl olması gerektiği gibi sorunlar tamamen kişiye özel bakış açısı ve kalıplarla şekillenmektedir. Herkes "Bana göre...", "Bence...." ve "Ben olsaydım..." ile başlayan ve kendi kafasından uydurduğu kriterlerle kimin, nasıl ve ne kadar değişeceğine dair kriterler koymaya çalışmaktadır. Oysa herkesin kendi aklı vardır ve kriterler de o kadar fazladır. Burada değişimin kişiye göre izafi kriterler üzerinden değil, değişimi bizzat yaşayan kişinin öne süreceği mantıksal gerekçe ve paradigmalar üzerinden anlamaya çalışmak ve sonra yargılamak en doğrusudur.

 

Değişimin zirvede olduğu alan ise elbette ki siyaset dünyasıdır. Bugün ak denilene yarın rahatlıkla kara denilebilecek değişimler yaşanabilmektedir. Durduğu yeri değiştirmeyenler bile durdukları yer içerisinde zaman ve mekan faktörüne bağlı olarak benzer olaylarda farklı tepkiler koyabilmektedirler. Geçmişte birbirine kurşun sıkan düşünce yanlılarının bugün bir araya gelmesi de değişimin ne boyutlarda olduğunu göstermektedir. Geçmişte yaşanılanların bedelini canlarıyla ödeyenlerin gerekçeleri de sorgulanmaktadır. Kendi düşünsel değişimlerine bahane veya kriter üretenler, ölenler hayatta olsaydı "Biz boşuna mı öldük?" sorusuna cevap verecek durumda değillerdir.

 

Bu tip değişim tartışmalarının en ilginci, muhalefet ve iktidarda olma durumuna göre yapılan yorumlardadır. Geçmişte söylenen sözleri ve yapılan olayları gündeme taşıyan muhalif düşünce yanlıları, bunlar üzerinden iktidarı eleştirmekte ve değişimin ikiyüzlülükten kaynaklandığını vurgulamaktadırlar. Hatta eleştirinin etki düzeyini artırmak için eksik veya çarpıtılmış bilgi dahi kullanılmaktadır. "Tekzip hakkını kullanır ve düzeltir." mantığıyla yalan ve yanlış bilgilerle olayları gündeme getirerek tartışma konusu yaparak taraftarlarına moral aşılamaya gayret etmektedirler.

 

İktidar ise bu konuda boy hedefi olduğu için farklı tavır almaktadır. Zamanla saldırıyı aynı yöntemlerle ve muhalif kanadın geçmişte yaptığı yanlışları öne çıkararak savunmasını geliştirmektedir. Karşılıklı bu mücadelede, ağzı en iyi laf yapan ve geniş halk yığınlarının nabzını tutan siyasetçi karşı tarafa gol atarak başarısını perçinlemektedir. Taraftarları da söylenenlerden kendi çapında aldığı kadarıyla bulunduğu yerde aynı başarıyı yakalamaya çalışmaktadır. Ne yazık ki siyasetin doğası böyle işlemektedir. Zira geniş halk yığınları çıkarılan kanunların içeriği ve yöntemi, dış siyasetin incelikleri, uzun vadeli planlamalar, konjonktürün getirdiği sıkıntıları aşma taktikleri, stratejik hamleler gibi şeylerle ilgilenmez. İlgilense de anlayamaz. Sadece gündelik siyaset için oyalanacakları kadar ve düzeyde bilgiyle uğraşıp dururlar.

 

Üç beş kişilik kendi ailesini ya da devletin emanet ettiği kurumu idare ederken bin bir sıkıntıya girip çoğu zaman da ilkeleri doğrultusunda başaramayanlar, devlet yönetimine sıra geldiğinde birden aslan kesilirler. Kendi çevresinde beş faktörlü sorunları çözmekten aciz olanlar, uluslararası ilişkiler, ekonomik yapı, güvenlik, aile sağlığı, adalet gibi karmaşık ve bir sürü faktörün bulunduğu sorunlarda ahkam keserler. Sorun olan aslında ahkam kesilip görüş öne sürülmesi veya eleştiri de değildir. Önemli olan devlet yönetme ile muhalefet etme mantığının bilinmemesidir. Pek çok siyasetçi bile bunun farkında değildir. Tribünlerdeki halk kitlesini yerinde ve taraftar bölümünde tutmak onlar için başarının temel ölçüsüdür.

 

Değişimin, muhalefet etmenin ve devlet yönetmenin mantığı anlaşıldığında ülkemizdeki ve çevremizdeki, olayları analiz etmemiz de kolaylaşacaktır. Analiz aşamasında sorunları etkileyen faktör sayısı artırılan düzeyde, sonuçta da o denli isabet sağlanır. Örneğin, maden faciasında kitle ölümlerine nelerin neden olduğunu tartışırken salt işverenin yaşam odası almamasına bağlarsak daha baştan analizde çuvallamış oluruz. Derin ve doğru analiz yapmak için kapitalizmin mantığı başta olmak üzere kömürün maliyeti, halkın alım gücü, kömürün fiyatının artmasının ekonomiye maliyeti, madende kullanılan güvenlik önlemlerinin yeterlilik durumu, denetlemeyi yapanların bilgi düzeyi, işçi ve işveren güvenlik eğitimleri, yeni teknoloji transferinin gerçekleşmeme nedenleri, insan hayatının bu coğrafyada değersiz olması, taşeronluk sistemi ve bu sistemi ortaya çıkaran ekonomik koşullar, özelleştirmeye neden olan iş verimsizliği, sendika ağalarının rahatlığı gibi daha pek çok faktörü dikkate almak zorunludur. Aksi halde günübirlik siyasette madencilerin ölümü bir rutin olarak kalır. Tıpkı günümüzdeki gibi! Ne yazık ki muhalefet de sistem üzerinden tartışma yapmak ve çözüm önerisi getirmek yerine, olayın ayrıntılarına takılıp kalır.

 

İşte günümüzdeki siyaset algısının temel sorunu da budur. Sanki düşmana karşı savaşılıyormuş ve ülke çıkarlarını sadece muhalefet düşünüyormuş gibi şekillenen bakış açısı. Muhalefet, yaşanan sorunları veya sorun olarak gördüklerini öne çıkarak "olay" üzerinden siyaset ve eleştiri yapmaktadır. Bu yüzden bir adım öteye geçememektedirler. Zira kendileri de zamanında "olay" bağlamında çok hatalar yapmışlardır. İktidar ise bir eylem ortaya koyduğu zaman "devlet mantığıyla" hareket etmektedir. Sadece ülke içindeki yapı, denge ve gelişmeleri değil, dünyayı da dikkate alarak çalışma yürütmektedir. Bu nedenle alınan kararlardan memnun olmayan kitleler muhakkak olacaktır. İnsanların hepsinin ortak kabul ettiği değer veya görüş, dünyada mümkün değildir. Her ne kadar muhalefet bunun bilincinde olsa da yapısı gereği analizlere olaylar üzerinden yanaşmaktadır. Kendisi de o an iktidarda olsa farklı davranamayacağı olaya bile bu nedenle muhalefetini sürdürecektir. İktidar ise yaptığı uygulamalarda her zaman devlet olmanın verdiği ve belirlenmiş hedefler doğrultusundaki "mantık" çerçevesinde hareket edecektir. Muhalefet de muhalif olmanın verdiği "duygu" ile yapılan her şeye karşı çıkacaktır. Ne zaman ki muhalefet iktidara gelirse, o zaman bu süreç iktidardakilerle yer değiştirmeyle birlikte aynen devam edecektir...

 

Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı