İslâmî müktesebatın ve asırlık âlimlerin bir çırpıda silindiği vurgulanan metinde, bu çizginin nihai noktasının "mürtetlik ve zındıklık" olduğu savunuldu.
Edepten ve gelenekten mahrum bir aklın, insanı kibrin dehlizlerine sürükleyerek hakikatten uzaklaştırdığının altı çizilen değerlendirmede; İmam-ı Azam, İmam Şâfiî, İmam Mâtürîdî ve Gazzali gibi İslâm düşüncesinin abidelerini hedefe koyan reformist söylemler masaya yatırıldı.
Analizde, aralarında Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan, İhsan Eliaçık ve Mustafa Öztürk gibi isimlerin bulunduğu çizginin, zamanla Dücane Cündioğlu ve Talha Hakan Alp örneklerinde olduğu gibi İslâm dairesinin dışına çıkmaya varan bir kırılma yaşadığı öne sürüldü.
"Kuru Aklın Putlaştırılması ve Batıcı Yaklaşım"
Geleneksel Ehl-i Sünnet çizgisinin ve usul ilminin göz ardı edilerek ayetlerin sığ idraklerle yorumlanmaya çalışıldığı belirtilen yazıda, bu durum "kuru aklın putlaştırılması" olarak tanımlandı. İslâm’ın hikmet ve irfan boyutunun kaçırıldığı ifade edilirken, anlamakta zorlanılan nassların tipik Batılı ve oryantalist bir refleksle inkâr edildiği kaydedildi.
İslâmî metinleri anlamak için sadece dil bilmenin yeterli olmayacağına dikkat çekilen bölümde, merhum Prof. Dr. Teoman Duralı'nın şu tespitlerine yer verildi:
"Kur'an'ı herkesin okuması şart... Ama anlamak maksadıyla okuyamazsın. Anlamazsın. Nasıl ki herkes oturup kalp cerrahı olamazsa, Kur'an'ı anlamak da bir iştir. Meallerden hareketle Kur'an'ı anladığını söyleyen kimse halt etmiştir. Kur'an'ı anlamak Allah'ın bir ihsanıdır; her isteyen o tahsili görerek ona vakıf olamaz."
"Cumhuriyet Dönemi ve Mealcilik Akımı"
Osmanlı döneminde müfessirlik ve meal yazımının büyük bir haşyet ve sorumluluk bilinciyle yürütüldüğü, ancak Cumhuriyet’le birlikte başlayan reformist din siyaseti anlayışıyla "mealcilik" akımının kontrolsüzce yayıldığı savunuldu.
Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in "Bir insan, 'Ben Kur’ân’ı kendi aklımla tefsir ederim!' dese de neticede tefsiri büyük tefsircininkine uygun çıksa, hareketi yine dinî cinayetlerin en büyüğü olur" sözlerine atıf yapılan analizde, Salih Mirzabeyoğlu’nun tefsir ve meal konusundaki ölçülerine de değinildi. Tefsirin ancak yüksek ahlak, takva ve ilim sahibi ehil şahsiyetlerce yapılabileceği, her önüne gelenin sabit bir tefsir veya meal ortaya koymasının vahim neticeler doğuracağı ifade edildi.
Sünnet ve Hadis Mimarisi Hedefte
Hadis ve Sünnet-i Seniyye’nin, İslâm’ın sistem ve ölçü mimarisini oluşturduğu vurgulanan metinde; İmam Bahrî ve diğer muhaddislerin gösterdiği titizlik hatırlatıldı. Reformist çevrelerin asırlardır süregelen icma, kıyas ve sünnet birikimini tasfiye etmeye çalışarak dini şahsi yorumlara açık, "kuru ve çıplak" bir yapıya büründürmek istedikleri iddia edildi.
Analizde, mezhepsizlik ve ruhsat avcılığına dair tarihî âlimlerin uyarılarına da dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
İmam Ebu İshak el-İsferâyînî: "Bu işin önü safsata, sonu zındıklıktır."
Muhammed Zahid el-Kevserî: "Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür."
Said Ramazan el-Bûtî: "Mezhepsizlik, İslâm şeriatini tehdit eden en tehlikeli bid'attır."
"Oryantalizmin İçerideki Hizmetkârları"
Yazının son bölümünde, Haçlı Seferleri'nden bu yana İslâm’ı içeriden dönüştürme ve ifsad etme gayretlerinin modern dönemde oryantalizm vasıtasıyla sürdürüldüğü öne sürüldü. İlahiyatlar, Diyanet ve Diyanet eğitim mekanizmaları üzerinden palazlandırıldığı iddia edilen reformist söylemlerin, netice itibarıyla İslâm’ın aslî kimliğini bozmayı hedeflediği savunuldu.
Baran Dergisi'ndeki analiz, İslâm’ın asırlık Ehl-i Sünnet birikimini ve omurgasını muhafaza etme noktasında bugün en tavizsiz duruşun Büyük Doğu-İbda fikriyatı tarafından ortaya konulduğu vurgusuyla tamamlandı.
Kaynak: Baran Dergisi