Milli Müfredat en acil ve en şiddetli meselemizdir
Tevhid-i Tedrisat Kanunu yani bugünkü müfredatın anayasası 1924 yılından beri bir şablon içine sıkıştırıyor talebeleri
Türkiye - 02-06-2016 11:51
Tevhid-i Tedrisat Kanunu yani bugünkü müfredatın anayasası 1924 yılından beri bir şablon içine sıkıştırıyor talebeleri. Gerçi bu kanuna göre hiç kimse talebe olamıyor talep eden, sorgulayan, analiz eden olamıyor yani, olsa olsa öğrenci olabiliyor ve sonunda Erbay Bardakçıoğlu gibi akademisyen oluyor mesela. ‘Kutsal’ Roma İmparatorluğu’na ait hissediyor kendini ve İstanbul’un fethini “barbarlık” olarak anlatıyor. Eli silahlı bebek katili teröristler için imza toplayıp onların ne kadar güzel savaşçılar olduğuna inanan akademisyenler oluyorlar. Gâvurun elçisi gelip yanağından makas alınca gururlanıp gözleri dolan gazeteciler yetişiyor bu tedrisatın tezgâhından. Yalvarırım bize savaş açın, kurtarın bizi diyen ve bunu söylerken İngilizcesi kusursuz olan tuhaf bir sömürge sevdalısı ucubeler yetişiyor.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu yani Öğretim Birliği Yasası’nı şöyle anlatırlar: “1924 yılına kadar bir müfredat hatta bir eğitim bile yoktu. Eskiden kalan kitaplarda yer alan Osmanlı ideolojisini temsil eden bazı dersler ve konularda derhal ayıklanmalıydı. Cumhuriyet ideolojisini temsil eden yeni başlıklar üretilmeliydi.”
Hadi üretin de görelim! Bir satır bile üretemedi kimse ve mecburen oturup tercümeler yaptılar. Aynı kanunlarda olduğu gibi, müfredat da dışarıdan ithal edildi. Bir İngiliz’in ya da Hollandalı’nın bakışından kendi tarihini öğrendi millet 90 senedir. Deli gibi sömürge oyalamasını matematik zannediyoruz mesela.
Yetiştirilen nesil, üzerinde doğduğu hikâyesinden habersiz ve aidiyet bağları kopmuş. Her konuda kendine dışarıdan aidiyetler arama telaşına giriyor mecburen. Kendi hikâyesinin farkında olan Anadolu’nun ne işi olur Rus soykırımcı diktatörlerle? Niye onları lider kabul etsin kendine? Başkaldırısı bile onursuz ve şahsiyetsiz böyle adamların. Tam da Tevhid-i Tedrisat nesli işte. Vatanseverliği de, başkaldırısı da ithal edilmiş savruk, gerçekle bağları kopuk ve karşılığı olmayan girdaplarda dönüp duruyor nesiller adına da mücadele diyorlar.
Avrupa’nın buhran sonrası kendini kurtarmak için uydurduğu bürokratik zırvaları uzaylı tanrıların gönderdiği kutsal metinler gibi kabul eden fena halde mide bulandırıcı çağdaşlık zırvaları sarmış Anadolu’yu. Hâlbuki hepsi zihin istimlak eden uyuşturucular.
Üzerinde durduğu hikâyenin ayrıntılarına vakıf, kendine düşen payda kendi hikâyesini yazmaya cesareti olan nesiller için kendi müfredatımızı yazmalıyız. Bu sadece Anadolu’nun değil sömürge altında harap olan bütün mazlumların kurtuluşunun en büyük adımı olacaktır. Tam da bu sebeple, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Yeni dönemi okul yapmaktan ziyade, okul müfredatının içeriğine yoğunlaşma dönemi olarak ilan ettik.” demesi, bütün siyasi tartışmalardan daha önemli ve hep birlikte sarılmamız gereken bir vizyondur…
Üstat diyor ki: “Varlık şuurunu kaybetmiş insanın hayatı, niyet etmeden durulan namaz gibidir. Herkesle aynı hareketleri yapar ama onunki dizlerine ağrıdan başka bir şey getirmez.”
Erem Şentürk / Diriliş Postası