Tefsiri ve meâli bulunan Mahmut Toptaş Hoca, bir ara mecburen Fransa’da işçi olarak çalışır. Konyalı hemşerilerinin Abla dedikleri fırın sahibi bir Fransız kadın vardır. Konyalı işçiler memleketlerine tatile gelirken o kadından borç para alırlar, dönüşte çalışarak öderler. Kadın denemek için önceleri az miktarda, ödediklerini görünce de daha büyük miktarlarda borç verir. Senet sepet olmadığı hâlde bu Müslüman işçilerin borçlarını ödemelerine hayret eder. Çünkü Fransızlar birbirlerine bu türden borç vermezler.
DÜRÜSTLÜKTEN DOĞAN MERAK
İşçilerin bu dürüstlüğünü görünce bunlar nasıl bir dine inanıyorlar acaba diye merak eder. Konyalı işçiler kendisine daha önce bir hocaları olduğundan bahsettikleri için bir gün onlara, “Çağırın şu hocanızı da ona İslâm hakkında bazı sorular sorayım ve tartışalım!” der.
TARTIŞMA YERİNE BİR KİTAP
Bundan sonrasını Mahmut Toptaş Hoca’nın ağzından dinleyelim:
Fransız bayandan böyle bir dinî tartışma teklifi alınca önce ne yapacağımı bilemedim. Çünkü Fransızcam iyi değil. İşçiler de ne kadar doğru dürüst tercüme ederler, emin olamam. Ne yapsam derken, aklıma geldi ve hemen Muhammed Hamidullah’ın “İslâm’a Giriş” kitabının Fransızcasını bir kitapçıdan alıp gittim.
Kendisine, “Lütfen siz önce bu kitabı bir okuyun, ondan sonra tartışalım!” dedim. Kadın, “Gerek yok onu okumama, çünkü İslâm hakkında bir düzine kitap okudum ben!” cevabını verdi.
Ben de, “Hanımefendiciğim, sizin okuduğunuz o kitaplar bir müsteşrik, bir mürtet veya bir İslâm düşmanı tarafından yazılmış kitaplar. Siz onlardan İslâm’ın hakikatini öğrenemezsiniz ki! Bu ise, gerçek bir Müslüman tarafından yazılmış bir kitap! O yüzden lütfen siz bu kitabı bir okuyun, ondan sonra tartışalım!” dedim.
Benim bu ısrarım üzerine, “Peki, okuyacağım ve bitirince sizi buraya tekrar davet edeceğim, o zaman tartışırız!” dedi.
BİR HAFTADA DEĞİŞEN HAYAT
Aradan bir hafta bile geçmeden beni çağırttı. Gittim. Okuyup okumadığını göreyim diye kitabı bana uzattı. Sayfaları çevirdim, baktım, satır satır okumuş. Pek çok yerin altını çizmiş. Kendisini tebrik ettim, sözümü dinleyip de okuduğu için teşekkür ettim.
Bana şunu dedi:
“Sizinle tartışacağım bir mesele kalmadı. Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra Müslüman olmayı çok istedim, fakat benim için özel bir sebepten dolayı olamıyorum. O sebep de şu: Ben domuz sucuğunu çocukluğumdan beri çok severim, en çok sevdiğim yiyecek odur. Sizin dininizde maalesef domuz eti yasak.”
DOMUZ SUCUĞU MESELESİ
Ben hemen kendisine şöyle dedim:
“Hanımefendi, hiç önemli değil! Siz Müslüman olun, domuz sucuğunu da yemeye devam edin!”
Kadın şaşırdı:
“Aaa! Olur mu öyle şey! Kur’ân’da apaçık âyet varmış domuz etinin yasak olduğu konusunda. Bu kitapta okudum ben!”
Cevap verdim:
“Hanımefendi, domuz eti kesin yasak olduğu gibi içki de kesinlikle yasak. Fakat sizin yakından tanıdığınız bu işçiler benim yanımda içmezler, ama kendi aralarında içerler. Arkasından da affet Yârabbi, derler. Siz de bunlar gibi yapın, domuz etini yiyin ve ardından affet Rabbim, deyin!”
SAMİMİ BİR VİCDANIN CEVABI
Kadın daha bir şaşırdı ve şöyle dedi:
“Hiç olur mu öyle şey? Allah yasak ettim diyecek, ben yasağı çiğneyeceğim ve beni affet diyeceğim. Güldürmeyin beni! Olur mu öyle şey?”
Şöyle dedim:
“Bakın, bunlarınki oluyor işte! Sizinki de olur. Neden olmasın? Siz benim dediğimi yapın! Müslüman olun ve madem domuz sucuğundan vazgeçemeyeceksiniz, yiyin! Bir şey olmaz, Allah affeder!”
Garip bir şekilde yüzüme baktı, ne diyeceğini bilemedi. Son olarak bana, “Bir düşüneyim Mösyö!” dedi.
MÜJDELİ MEKTUP
Kendisiyle yaptığımız bu konuşmadan birkaç gün sonra bana Konya’daki bir dostumdan Türkiye’de vaizlik kadrosunun açıldığına dair bir mektup geldi, hemen işi bırakıp Konya’ya döndüm.
Aradan on gün kadar geçti geçmedi, o işçilerden birinin gönderdiği bir mektubu aldım, okuyunca sevinçten göklere uçtum ve hemen şükür secdesine kapandım, şöyle yazıyordu:
“Hocam, müjdeler olsun, o hanım Müslüman oldu ve domuz etini yemeyi de bıraktı!”
Kaynak: tezkire.net