Mutlak Fikir ve Mutlak Tatbik Fikri…

​​​​​​​Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız adlı eserinde, İslâm’ın zamanüstü ölçülerinin günümüz dünyasına nasıl taşınacağını “İslâm’a Muhatap Anlayış” başlığıyla ele alıyor.

Samsun Haber - 24-06-2026 17:13

Eserde, “Mutlak Fikir”in eşya ve hadiseler üzerindeki tatbik gücü, bir bütünlük şuuru olarak tanımlanıyor.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız eserinde, Müslümanın çağın meselelerine nasıl bakması gerektiğini “Mutlak Fikir” ve “Mutlak Tatbik Fikri” kavramları üzerinden temellendiriyor.

İslâm’ın tebliğ ve telkin yolunun, Kur’ân, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas kaynakları üzerinde yükseldiğini belirten Mirzabeyoğlu, bu dört temel kaynağın “Mutlak Bir”e ve “sonsuz çok”a açılan bir kapı olduğunu vurguluyor;

“Gaye İnsan - Ufuk Peygamber ve O'nun "zamanüstü" ideal ümmetinden sonraki çizgi, "kıyas" çizgisidir; zamanüstü "görüş, inanış ve ölçülendiriş"in, yeni zaman ve mekân "oluş"larına nasıl tatbik edileceğinin yolu... Yani, "imân ve amel" mezhepleri; içtihad yolu.”

İSLÂM’A MUHATAP ANLAYIŞIN DÖRT KAYNAĞI

Eserde, İslâm düşüncesinin temelini oluşturan dört ana kaynak bir hiyerarşi içinde ele alınıyor:

Kur’ân: Allah’ın vahiy yoluyla bildirdikleri, imânın aslı ve esasıdır.

Sünnet: Gaye İnsan-Ufuk Peygamber’in doğrudan Kur’ân’dan ilham alarak gösterdiği “Mutlak Tatbik Fikri”dir.

İcma-ı Ümmet: “Mutlak Tatbik Fikri” yolunda birleşen örnek ümmet modelinin ittifakıdır.

Kıyas: “Mutlak Ölçüler” ışığında zamanın meselelerine yanaşma metodudur.

İÇTİHAD KAPISI VE “İMKÂNSIZ”IN HAKİKATİ

Mirzabeyoğlu, devrimizde içtihad kapısının mücerrette (soyut düzlemde) mümkün, ancak müşahhas (somut) şartlar bakımından “kabil” olmadığını ifade ediyor.

“Cins atların atladığı bir engel düşünün; nesiller ise atlı karınca derecesine küçüldü” benzetmesiyle, bu devirde yeni müçtehidler gelmesinin şartlar bakımından zorluğuna dikkat çekiyor.

Yazar, bu çağın ihtiyacının yeni bir içtihad değil, şeriatın bütünlüğünden taviz vermeyen “asır yenileyicileri” olduğunu savunuyor.

AHLÂKIN “DIŞ” VE “İÇ” CEPHESİ

Eserde, dinin dış cephesinin “Şeriat”, iç cephesinin ise “Tasavvuf” olduğu belirtilerek, bu iki alanın Gaye İnsan-Ufuk Peygamber’in şahsında birbirine tam mutabık olduğu ifade ediliyor.

Ahlâkın, sadece kuru bir söylem değil, “işleyici ve işletici” bir sıfat olarak hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor;

“Yeni zaman ve mekân oluşlarında "Mutlak Fikir"in eşya ve hadiselere tatbiki nasıl olacaktır?.. Her şeyden önce, yeni zaman ve mekân "oluş"larında ortaya çıkan insan ve toplum meselelerinin "insanın icadı" olmadığını söyleyelim. Meseleler insana kendini empoze edendir; insan onun ifâdecisi. Buna göre: "Mutlak Fikir"i eşya ve hadiselere tatbik için neye ihtiyaç vardır? Bütün insan ve toplum meselelerinin hâllinde kendisiyle yürüyeceğimiz ve kendisini de yürütmüş olacağımız sisteme; bütünlük şuuruna...

"Görüş, inanış ve ölçülendiriş"te "Mutlak Fikir"e nisbet içinde olabilmek bakımından gerekli "anlayış" mihrakına; kısaca, bütün insanî verim şubelerinde tezahür edecek ahlâkın ruh ve sistemine, yani "tatbik fikri"ne...

Büyük Doğu'dan altını çizeceğimiz iki husus, bu anlayış mihrakının "ne" ve "nasıl" olduğunu izâh eder...

Birincisi: — "Büyük Doğu, İslâmiyetin emir subaylığı... Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihad kapısı... Sadece "sünnet ve cemaat ehli" tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslâmiyete yol açma geçidi; ve çoktanberi kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti yirmibirinci asrın eşiğinde eşya ve hadiselere tatbik etme işi..."

İkincisi: — "Kimbilir hangi muazzez velinin mangalından sıçradık, hangi mübarek müminin fenerinden damladık, hangi muhterem mustaribin sigarasından düştük de; bu süngerlerden daha ıslak ve çöp tenekelerinden daha kirli odun yığınının bir köşesinde karargâh kurduk."

Toplayıcı bir hüküm olarak bildirelim ki, Büyük Doğu, bâtın hissesiyle zâhirde görünme bahsine misâl İlâhî bir misyon mihrakıdır.”

İSLÂMÎ MİSYON MİHRAKI; BÜYÜK DOĞU

Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız eserinde, Büyük Doğu’nun İslâm içinde yeni bir mezhep değil, “sünnet ve cemaat ehli” çerçevesinde, İslâmiyet’in özünü 21. asrın meselelerine tatbik etme misyonu olduğunu belirtiyor.

Yazar, “İslâm’ı yaşayacağız” diyerek meselelerden kaçanları eleştiriyor ve gerçek İslâmî şuurun, eşya ve hadiseleri “Mutlak Fikir”e nisbetle değerlendirmekten geçtiğini hatırlatıyor.

Kaynak; Salih MİRZABEYOĞLU - İBDA Yayınları - Kültür Davamız; Sayfa 167-172

Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın