Necip Fazıl Kısakürek’te Tek Parti ve Kemalizm Eleştirisi

Necip Fazıl Kısakürek’in Cumhuriyet modernleşmesine yönelik yazdıklarını ve konuştuklarını incelemenin temel bir zorluğu bulunmakta.

Fikir - 03-06-2026 18:53

Yaklaşık yarım yüz yıl Türkiye siyasetinin içinde olarak fikirlerini ifade eden bir düşünce insanının hem yaşadığı döneme eleştirisini hem de aynı dönemin hâkim paradigmasından ne kadar etkilendiğini aynı anda değerlendirmek durumundayız. Bu itibarla, İbni Haldun’un “İnsan alışkanlıklarının çocuğudur” cümlesinden mülhem olarak “İnsan aslında döneminin çocuğudur” demek mümkündür. Bu realitenin bir uzantısı olarak, entelektüellerin ya da düşünürlerin yaşadığı dönemin hâkim ideolojik ve siyasal kodlarından etkilenmiş olmasından dolayı eleştirilmeleri onların düşünce tarihimize yaptığı katkıların değerini azaltmaz.

Aksine, bu minvaldeki eleştirilerin, Kısakürek’in siyasi düşüncesine yönelik ifade edeceklerimiz gibi, düşünce insanını dönemiyle birlikte anlamaya ışık tutacağı öne sürülebilir. Böylece, Kısakürek’in fikirlerini yaşadığı dönemin kısıtlarından ve imkânlarından tecrit etmeden anlama gayreti içinde bulunacağız.

NECİP FAZIL’IN DÜŞÜNCE DÜNYASININ OLUŞUMU

Cumhuriyet ilan edildiğinde 19 yaşında olan Kısakürek, Millî Mücadele öncesindeki ve sırasındaki fikrî ortamda gençliğini geçirmiştir. II. Meşrutiyet aydınlarının zengin düşünce dünyasından haberdar olan Kısakürek, özellikle İslâmcı ve muhafazakâr aydınlardan değişik şekillerde istifade etmiştir. Daha önemlisi, Kısakürek, Kemalist elitin yetiştirmek istediği yeni neslin temsilcisi olarak felsefe doktorası yapması için Fransa’ya gönderilen öğrenciler arasındadır.

Kısakürek’in siyasal düşüncesinin kurulduğu dönem ise ağırlıklı olarak iki dünya savaşı arası dönemdir. Bu itibarla entelektüel yazılarının başladığı Ağaç dergisi ilk adımsa, Büyük Doğu dergisi de ikinci bir parametredir. Kısakürek, 1950’lere kadar uzatabileceğimiz bu dönemde oluşturduğu düşünce dünyasını büyük bir istikrarla hayatının sonuna kadar korumuştur. Büyük Doğu’nun ilk sayılarındaki siyasal çizgiyi hayatının son döneminde yayımlanan Rapor’larında takip etmek mümkündür. Kuşkusuz Kısakürek’in entelektüel dünyasının muhasılasını İdeolocya Örgüsü’nde buluruz. Bu kitabın parça parça yazdıklarından oluştuğunu ve farklı siyasi konjonktürlerde bazı değişiklikler gösterdiğini tespit edebiliriz. Bu dönemsel değişikliklere rağmen Kısakürek, her on yılda entelektüel macerasında kritik dönüşümler yaşayan aydınlarla kıyaslanamayacak ölçüde süreklilik ve tutarlılık göstermiştir.

KEMALİZM’E ALTERNATİF BİR İDEOLOJİ ARAYIŞI

Kısakürek’in temel entelektüel kaygısı Batı medeniyetinin üstünlüğü karşısında İslâm dünyası ve Türkiye için bir çıkış yolu bulmaktı. Batı’nın üstünlüğüne bir cevap olarak öne sürülen Kemalist modernleşme projesinin “sahte” bir çözüm olduğu görüşündeki Kısakürek, alternatif bir dünya görüşünün, hatta o dönemin ihtiyacı olarak da “sert bir ideolocya” kurmanın peşindeydi. Toplumun ve bireyin özgüvenine vurgu yapan Kısakürek, formüle ettiği davayı anlatmak için soyut fikirler ifade etmekle yetinmemiştir. Gündelik hayatın her alanını kesen önerilerle gelmiştir. Tarih tasavvurundan sanat ve din alanına kadar insani yaşamın her alanına dokunan bir ansiklopedist aydın tavrını benimsemiştir.

Genç Osmanlıların gayretlerine benzerlik arz eden bu tavır, Kısakürek’in hayatın birçok alanında kurucu olma, alternatif olma iddiasıyla irtibatlıdır. Kısakürek yakın tarihin yeniden yazılmasından camilerdeki ibadet ortamına kadar her konuyla ilgili tezler getirme zorunluluğu hissetmiştir. Zira yeni bir kuruluş iddiasındaki Kemalizm’e alternatif bir toplu çerçeve geliştirmeye çalışmıştır. Bu itibarla Kısakürek’in yakın tarihe ilişkin siyasal okumaları Türkiye’deki İslâmcı çevreler üzerinde yaygın tesirlerde bulunmuştur. Söz konusu tesirler, II. Abdülhamid’in Mustafa Kemal Atatürk’e alternatif bir sahici modernleştirici olarak sunulmasından siyasi retorik unsurlarına kadar uzanmaktadır. Kısakürek, II. Abdülhamid’i bir gerileme dönemi olarak, kendini ise “kalkınma ve aydınlanma” olarak ortaya koyan Kemalist paradigmaya karşı çıkmıştır. Hatta tam tersine Kemalist sürecin bir düşüş olduğunu öne süren muhalif bir aydın konumundadır.

Kısakürek’in Kemalizm eleştirisinin İslâmcı çevrelerde etkili olmasının bir sebebi de şahsen Kemalist eliti iyi tanıyor olmasıdır. Hatta aynı elit grup içerisinde sosyalleşmiş olmasıdır. Kısakürek, içinden geldiği Kemalist elitin karşısına bir nevi tek başına çıkarak yeni bir duruş sergilemiştir.

Özgüveni yüksek bu duruşun Türkiye’deki İslâmcılığı açıklayan, inceleyen insanlar için oldukça önemli olduğu kanaatindeyim. II. Meşrutiyet İslâmcılarının Kemalist rejim karşısında tavırları farklılıklar arz etmiştir. Bazıları yeni rejimle çalışmayı tercih ederken bazıları evlerinde zorunlu sürgüne çekildiler. Bazıları yurt dışına gitmek zorunda kalırken bazıları da toplumsal alanda dinî eğitim mücadelelerine devam ettiler. Ancak siyaset alanında, tabiri caizse Kemalist agora’da varlık gösteren şahsiyet Kısakürek olmuştur. Bu dergi çıkararak ve fikirlerini kamusal alanda ifade ederek mücadele etmek anlamına gelmiştir.

KEMALİST MODERNLEŞMEYE YÖNELİK ELEŞTİRİLER

Dolayısıyla Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde İslâm’ın bir ideoloji olarak ortaya koyulmasını Kısakürek’le başlatmak yerinde olacaktır. Kısakürek, İslâm’ı hem kapitalizm ve komünizme hem de Kemalizm’e alternatif bir ideoloji olarak formüle etmekle kalmamış, bu iddiayı yüksek sesle ifade etmiştir. Kısakürek’in ideolojik etkilerini Millî Görüş geleneğinde hatta kısmen Nurcu ve Nakşibendî grupların siyaset algılarında ve tek parti eleştirilerinde bulmak mümkündür.

Kısakürek’in İslâm’ı Kemalizm’e bir tepki duyarak ideolojileştirmesinin getirdiği en önemli katkı özgüven ve çözüm önerebilme iddiası olmuştur. Ancak bu tepkiselliğin getirmiş olduğu birtakım sorunlar da mevcuttur. Bu sorunlar öncelikle hesaplaşmaya çalıştığı Kemalist zihniyetle zaman zaman etkileştiği yerlerde görülmektedir.

Kısakürek, İslâm inkılâbından, Başyücelik Devleti’nden bahsederken, çıkarılacak kanunlarla devlet kurumlarından gündelik hayatın birçok unsuruna kadar her şeyin yeni baştan yapılabileceğini düşünmektedir. Bu toptan yeniden inşacı tavır aslında dönemin etkisidir. Kemalist devrimlerin “yeni bir insan”, “yeni bir toplum” ve “yeni bir devlet” inşa etmeye yöneldiğini görerek, bunun karşısında alternatif bir paradigma olarak İslâm’ı yine toptan inşa etmek isteyen bir tavırla sunmaktadır. Siyaseti de bu minvalde yapılacak müdahaleler çerçevesinde anlamaktadır. Bu anlamda Kısakürek ile Kemalist zihin arasında bir paralellik görülebilir. Bunu biraz daha ileriye götürerek genel olarak Türk aydınının ve devlet adamının “yukarıdan aşağıya” dönüştürmeci anlayışına bağlamak mümkündür.

Kısakürek’in Türk modernleşmesine yönelik eleştirisi çok net bir şekilde bir düşüş anlatısı etrafında şekillenir. Ona göre Osmanlı Devleti’nin düşüşü Tanzimat’la başlayan modernleşme hareketiyle daha da derinleşmiş, bir tür sam yeline dönüşmüştür. Samyeli tanımlaması Kısakürek’in tüm modernleşme ve Kemalizm dönemine neden sert bir eleştirel bakışla yaklaştığını da gösterir.

Kemalizm’in bireylerin dünyasına pozitivizmin ve materyalizmin tohumlarını ektiğini düşünmektedir. Bu da entelektüel kriz, maneviyat krizi ya da kişilik-kimlik krizidir. Kısakürek bu krize cevap ararken tüm Osmanlı-Türk modernleşme tecrübesini toptan yargılamaktadır. Bir siyasi duruş olarak Kısakürek’in modernleşme sürecimize getirdiği eleştirinin muhafazakâr-milliyetçi-İslâmcı zihinlerde kurucu etkide bulunduğunu yinelemek gerekir.

Kısakürek, Cumhuriyet dönemi modernleşmesini Tanzimat’ın bir devamı ama en sıkıntılı dönemi olarak görür. Bu çerçevede Mustafa Kemal Atatürk’e dolaylı, hatta müstear isimlerle yazdığı yerlerde doğrudan eleştiriler vardır. Genel olarak Kısakürek’in yazdıkları, CHP ve İnönü üzerinden Kemalist modernleşmeyi mahkûm eden bir literatür oluşturmaktadır. Kemalist modernleşmeyi “Türk’ün ruh kökünden, maneviyatından, mukaddesatından” bir uzaklaşma olarak görür. Cumhuriyet reformlarını da Noel ağacının yemişleri olarak niteler.

Bu minvalde Kısakürek, Nutuk ile belirlenen Kemalist yakın tarih okumasının birçok kurucu anlatısını karşısına alır ve kıyasıya eleştirir. Bu itibarla, Nutuk’un temsil ettiği tarih anlayışına alternatif, karşı bir tarih yazımı geliştirdiğini söylemek yerinde olacaktır.

II. ABDÜLHAMİD VE KARŞI TARİH TEZİ

Kısakürek sadece Kemalist modernleşmeyi materyalist olarak nitelemekle kalmaz, II. Abdülhamid dönemini Mustafa Kemal ve CHP modernleşmesinin tam karşısına olumlu örnek olarak koyar. II. Abdülhamid “Ulu Hakan” olarak madde ile manayı bir araya getiren olumlu bir modernleşme projesi yürütmüştür. Kısakürek’e göre bu olumlu proje, Büyük Doğu formatıyla hem doğunun hem batının birikimini, hem de Osmanlı’dan itibaren bu toprakların ürettiği mirası bir araya getirmeye çalışan bir sentezleme ve kültürlenmedir.

Kısakürek’in Kemalist tarih yazımının söylediklerinin aksine Sultan Vahdettin’in Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderdiğini söylemesi, II. Abdülhamid’i yüceltmesi, CHP tek parti dönemini modernleşme tarihimizin en kötü tecrübesi ve hatta düşüşün büyümesi olarak görmesi muhafazakâr-İslâmî tabana ulaşan bir sosyalleşme ve ideolojik çerçeve oluşturmuştur.

Bu noktada kritik tespit şudur: Kısakürek, II. Meşrutiyet İslâmcılarının da “müstebit” olarak resmettikleri II. Abdülhamid’i “İslâmcı ve gerçek modernleşmeci” bir sultan olarak Türkiye toplumuna sunan kişidir. Bu anlamda Cumhuriyet dönemi İslâmcı çevrelerindeki II. Abdülhamid sempatisini oluşturanların başında gelir.

Yine Kısakürek’in bu yakın tarih değerlendirmesinde dikkat çeken hususlardan biri, tarihi “kahramanlar” üzerinden okuyor olmasıdır. Kurtarıcılık vurgusu, gerçek entelektüel-sahte entelektüel ayrımı ya da sahte kahraman tanımlaması tarihin kişiler üzerinden okunmasının yansımalarıdır. Bu tanımlamalar Kısakürek’in, bütün eleştirilerine rağmen, döneminin zihinsel kodlarına bağlılığını göstermektedir.

1923’le birlikte Türkiye’yi yok olmaktan kurtardığı ve yoktan var ettiği düşünülen bir kahramana karşı çıkarken, aslında yeni bir kahraman önerilmektedir. Bu kahraman bazen Abdülhamid gibi figürlerdir ama daha çok gerçek aydın ve mütefekkir olarak düşündüğü muhayyel şahsiyete referansta bulunur. Mütefekkirin kurtuluş yolunda üstlendiği kurucu rol anlamında Kısakürek’in kendisine önemli bir misyon yüklediğini gözden kaçırmamak gerekir.

Kısakürek’in Kemalist tarih yazımına en belirgin itirazı Türklerin tarihinin 1923 ile başlatılmasınadır. Böylesi bir kopuşu kabul etmeyen Kısakürek, Büyük Doğu’da zaman zaman müstear isimlerle tarihin 1923’le başlamadığını net bir şekilde ortaya koyan ve bunun için özellikle CHP’ye ve İsmet İnönü’ye şiddetli şekilde yüklenen makaleler yazmıştır.

Bu yazılarına Kemalist rejim tarafından sert bir tepki gösterildiğini biliyoruz. 1944’ten vefatına kadar yaklaşık 40 yıllık süreçte Büyük Doğu’nun kapatılması ve Kısakürek’in hapis cezalarına çarptırılması sıklıkla tekrar eden olaylardır. Bu yönüyle Kısakürek bir aksiyon, dava ve mücadele adamıdır.

Kısakürek’in İslâm’ı “sert bir ideolojiye” çevirme gayretinde Nakşibendî İslâm anlayışını temel aldığını söyleyebiliriz. Nakşibendîlik, şeriata yaptığı vurguyla halk İslâm’ı ile ulema İslâm’ını birleştiren bir yerdedir. Kısakürek, Nakşibendîlikten yola çıkarak İslâm’ın modernist veya reformist yerlere savrulmasını istemeyen, ama onu bir kimliğin ötesinde bir dünya görüşüne hatta sert bir ideolojiye çevirme amacında olmuştur.

Belki bugün sert ideolojilerin kabul edilmediği bir dönemde olduğumuz için bu gayret bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Ancak Kısakürek’in yaşadığı dönemde Kemalizm’i bile bir benlik duygusu, bir ahlak getiremeyen ve mefkûresi olmayan bir yapı olarak resmetmesi döneminin ihtiyacı olarak da görülebilir.

Kısakürek’e göre Kemalizm hem kapitalizm ve sosyalizm gibi etraflıca bir dünya görüşü sunamamaktadır hem de öte dünya ile ilgili bir şey söylemekten acizdir. İddiası olmadığı için de aksiyon geliştiremez. Nitekim Şerif Mardin’in Kemalizm’in bir ahlak getiremediğine yönelik eleştirileriyle birlikte düşünüldüğünde Kısakürek, bir fikir adamı olarak Türk modernleşmesinin nirengi noktalarından birine değinmiştir.

BÜYÜK DOĞU DAVASI VE SİYASİ MÜCADELE

Kısakürek’in alternatif olarak kurmaya çalıştığı dünyanın adı Büyük Doğu’dur. Büyük Doğu’ya varmanın yolu bir İslâm inkılâbından geçmektedir. Fikrî çalışmalarının yanı sıra parti kurma çalışması ve siyasilerle olan ilişkileri üzerinden bu yolda siyasi bir mücadele yürütmüştür.

Siyasilerle olan ilişkilerinde devrimci önerilerde bulunduğu görülmektedir. Mesela Kısakürek, “CHP’yi devirmek için gerektiğinde yeniçeri olmak lazım” yaklaşımını göstermiştir. Bu yaklaşımı Mareşal Fevzi Çakmak’a ve Adnan Menderes’e anlatmaya çalışmıştır. Hatta 1950’lerin sonuna kadar Adnan Menderes’i “Vade geldi, ya ol, ya öl” şeklindeki uyarılarıyla yönlendirmeye çabalamıştır.

Kısakürek, döneminin iç ve dış siyasetini en iyi okuyan aydınlar arasındadır. Nitekim II. Dünya Savaşı’nın çıkışını ve sebeplerini döneminin diğer aydınlarından çok daha önce isabetli bir şekilde teşhis etmiştir. Aynı şekilde Menderes’in de düşürüleceğini öngörmüştür.

Kısakürek, sağ partiler ve siyasi liderler üzerinde etki oluşturmak için pragmatik davranmıştır. Bir dönem Süleyman Demirel’le, bir dönem Necmettin Erbakan’la ve en son Alparslan Türkeş’le kendi idealini gerçekleştirme amacıyla temaslarda ve siyasi yönlendirmelerde bulunmuştur. Temel gayesi CHP’nin kurduğu Kemalist düzenden kurtulmaktır.

Mefkûreyi ortaya koymada idealist ve inkılâpçı olan Kısakürek, bu ideale gidişte küçük adımların öneminin farkında olan realist bir tutum sergilemektedir. Gündelik siyasette Menderes’ten Türkeş’e kadar siyasilerle ilişkisini gerçeklik düzleminde kurmuştur. Böylece Kısakürek, dava adamlığı ile ansiklopedist olmayı, idealizm ile pragmatizmi bir araya getirmiştir.

KISAKÜREK’İN SİYASİ MİRASI VE GÜNÜMÜZE ETKİLERİ

Bütün bu değerlendirmelerden sonra Kısakürek’in siyasi düşüncesinin günümüz açısından anlamına bakmakta fayda bulunmaktadır. Büyük Doğu’nun bazı sayılarının seçilerek yeniden yayımlanması, Kısakürek’in sempozyumlarla ve belgesellerle anılıyor olması onun dava anlayışının günümüz için hâlâ kıymetli olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte, Kısakürek’in fikirlerinden etkilenen toplumsal kesimlerin Türkiye siyasetinin bazı meselelerine bakışlarındaki dönüşümü de tespit etmek gerekir. Nitekim Kısakürek’in İslâm inkılâbı anlayışının yukarıdan aşağı bir yöntem önermesi bugün destek bulmayacaktır. Kısakürek’in İslâm davasını savunmak için gösterdiği özgüven ve kimlik aidiyeti ise döneminin ötesinde eskimeyecek bir misyonu temsil etmektedir.

Yakın tarih eleştirilerinin, Osmanlı Devleti ile Cumhuriyet arasında kurduğu bağın ve özellikle şiirlerinin muhafazakâr-İslâmî kesimlerde kimlik kurucu bir etkide bulunmaya devam ettiğini görmekteyiz.

Kaynak: Necip Fazıl Kitabı - Burhanettin DURAN - Sempozyum Tebliğleri  - Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları

 

Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın