Bir tarafında masmavi deniz…
Diğer tarafında yemyeşil doğa…
Sabah denize karşı çayını içersin, akşam yeşilliğin içinde huzur bulursun. Büyük şehirlerin bitmeyen gürültüsü, korna sesleri ve kilometrelerce uzayan trafik burada aynı ağırlıkta değildir.
Trafiği az, nefesi bol bir şehirdir Samsun.
Ama Samsun’u Samsun yapan sadece denizi ve doğası değildir.
İnsanıdır Samsun’un asıl zenginliği.
Kapısını çaldığında “Buyur” der.
Sofrasına oturduğunda önüne ne varsa koyar.
Derdini anlattığında dinler, sıkıntını paylaştığında sahip çıkar.
Çünkü Samsun insanı, Karadeniz’in dalgası gibi sert görünse de yüreği sıcaktır.
Ve elbette Samsun denince sofralar gelir akla…
Hamsi!
Tavası ayrı, buğulaması ayrı, ızgarası ayrı…
Yanına biraz mısır ekmeği…
Sonra Karadeniz’in o eşsiz lezzetleri:
Kuymak… Muhlama… Mısır…
Bir lokma alırsın; sadece yemek yemezsin.
Çocukluğunu, köyünü, annenin mutfağını, eski sofraları hatırlarsın.
Samsun’un güzelliği biraz da bundandır.
Burada şehirle doğa birbirine küsmemiştir.
Deniz hemen yanı başındadır.
Yeşillik hemen yanı başındadır.
Balıkçı tekneleri gözünün önündedir.
Dağları, ovaları, sahili, köyleri birbirine karışır.
Bu topraklarda sadece denizin sesi duyulmaz; tarihin sesi de duyulur.
İşte bu yüzden…
Neden Samsun?
Çünkü burada hayat biraz daha sakin,
sofra biraz daha bereketli,
insan biraz daha samimi,
deniz biraz daha mavi,
yeşil biraz daha yeşil…
Ve insan memleketinden uzak kaldığında anlar:
Bazı şehirler gezilir…
Bazı şehirler ise insanın içine yerleşir.
Samsun işte öyle bir şehirdir.
Bir gün gidersin…
Ama Samsun’dan kolay kolay gidemezsin.
Çünkü Samsun, insanın sadece yaşadığı yer değil;
kalbinde taşıdığı yerdir.