O babaya çelme takan muhabirden bir farkımız olduğunu mu zannediyoruz?
Evet, sokakta yürürken bir mülteciye, sığınmacıya çelme takmamış olabiliriz AMA;
Hiçbir zaman gerçek anlamda onların bizim yardımımıza ihtiyaçları olduğunu kavrayamadık
Güncel - 22-11-2015 11:13
Evet, sokakta yürürken bir mülteciye, sığınmacıya çelme takmamış olabiliriz AMA;
Hiçbir zaman gerçek anlamda onların bizim yardımımıza ihtiyaçları olduğunu kavrayamadık.
Sürekli eleştirici ve yargılayıcı olarak yaklaştık KARDEŞLERİMİZE.
İki üç parça eskimiş, solmuş kıyafeti verip iyilik yaptığımızı sandık.
Sonra da onların seçme hakkı yok, ne kadar eski de olsa bunu giymeliler sanıp, ''ee onlarda bir şey beğenmiyor ki'' dedik ve çıktık işin içinden.
İş verdik, iki üç kuruşa saatlerce çalıştırdık, buna dayanamayıp işten çıkan için de ''iş beğenmiyor, hem ihtiyacı var hem çalışmıyor'' damgasını yapıştırdık.
İş verdik, KARDEŞ gibi değil de köle gibi davrandık.
Veya iş vermeye bile tenezzül etmedik.
Sokakta, tramvayda, okullarda gördüğümüz KARDEŞLERİMİZE aşağılayan, tiksinen bakışlar fırlattık. Hatta daha da ileri gidip -o dilimizi anlamadığı halde- ''neden geldiniz? biz olsak gelmezdik. ülkenizde kalıp savaşsaydınız ya'' gibi saçma ve bir o kadar da kibir kokan sözler sarf ettik.
Kadınları evimize temizliğe aldık, saatlerce çalıştırdık, eline iki üç kuruş tutuşturup gönderdik.
Normalde hiç kimsenin dönüp bakmayacağı ev dediğimiz harabe yerleri öyle yüksek fiyatlara kiraladık ki KARDEŞLERİMİZE. Sonra da onlara iyilik yaptığımızı sandık.
Yolda gördüğümüz ''dilencilere (!)'' neden çalışmıyorlar da dileniyorlar dedik, yargılayıcı bakışlarla baktık ama hiçbir zaman
NEDEN BİR İNSAN TÜM GÜN BİR KÖŞEDE OTURUP DA İNSANLARA AVUÇ AÇAR?
diye sormadık.
Ve belki de tüm bunlardan kaçmak istediği için, daha iyi şartlarda yaşayacağını düşünüp ölümü dahi umursamadan kilometrelerce denizleri aşmayı göze alarak botlara binen KARDEŞLERİMİZ için yine tonlarca laf söyledik. Neden gittiklerini sorguladık mesela sanki burada onlara iyi bir hayat sağlamışız gibi. Hergün Aylan bebek gibi yüzlerce kardeşimizi yitirdik. Ama biz iki üç gün Aylan için ‘’sosyal medyadan’’ üzüldük, daha doğrusu üzüldüğümüzü gösterdik diğer insanlara. Duyarlıyız ya hani biz!
Biz ne yaptık biliyor musunuz?
Biz bu imtihanı anlayamadık. Biz kardeşlerimize sahip çıkamadık..
Allah’ın bize duyduğu merhametin zerresinin zerresini onlara gösteremedik.
Peygamber Efendimiz aleyhissalatuvesselam dönemindeki ensar muhacir kardeşliğinin neresindeyiz hiç düşündük mü? Onlar iki evi varsa birini, iki işi varsa birini muhacir kardeşlerine verdiler. Tek evleri varsa evlerini kardeşlerine açtılar. Sofralarındaki her şeyi kardeşleriyle paylaştılar. En önemlisi de neydi biliyor musunuz? Onlar yüreklerini açtılar kardeşlerine. Kardeşliklerini gösterdiler. Hucurat Suresi 10. Ayeti yaşadılar ve yaşattılar. Allah onlardan razı olsun. Allah bize onları örnek gösterdi fakat biz onların yaptıklarının zerresini bile çok gördük kardeşlerimize.
Çocuklarını, annelerini babalarını özetle en sevdiklerini gözlerinin önünde kaybettiler. Kimisi şehit çocuğu oldu kimisi şehit annesi.. Biz onların acılarına bile ortak olmayı beceremedik..
Aksine eşi yanında olan kadınlara yardım etmeyi tercih etmedik. Eşi var çalışsın baksın dedik. Çocuklarını görmedik bile. Eşlerinin tembelliğinden,çalışmak istemediğinden dem vurup bu işten de elimizi eteğimizi çektik. Evet, çocuklarını görmezden gelerek. Evet, kendi çocuklarımıza her şeyin en iyisini istedik ama kardeşlerimizin çocuklarını yani aslında bizim çocuklarımızı soğuk evlerde, ekmeksiz sofralarda bir başlarına bıraktık. Yalnız bıraktık onları. Vatanlarını bırakıp başka bir ülkeye gelen insanların yalnızlığını düşünmedik bile değil mi? Onların da dertleşecek bir kardeşe, ağlayacak bir omza ihtiyaçları olduğunun farkında bile değildik.. ‘’Allah bize yeter kardeşim, O bizi yalnız bırakmaz, O bize yardım eder’’ gibi iki üç kelimelik fakat anlamlar yüklü sözlerle kardeşlerimizin yüreklerine su serpmek aklımızın, kalbimizin ucundan dahi geçmedi..
Her zaman yargıladık, hiçbir zaman empati kurmadık, anlamaya çalışmadık.
Ah vah deyip çıktık işin içinden.
Allah yardım etsin dedik ve kapattık konuyu.
İmtihanda olduğumuzu unuttuk.
Allah'ın elbette kullarına yardım edeceğini fakat buna bizim vesile olup o iyiliği bizim yapmamızı istediğinin farkına bile varmadık.
İki üç eşya verip, iki üç kuruş verip sonra durmadan bunu başlarına kaktık. Ben sana şunu verdim, ben sana şunu yaptım diye diye ne niyetin güzelliği kaldı ne kardeşliğin hukuku ne de Allah’ın rızası..
Ey Allah'ın kulları!
Ey Merhametlilerin en Merhametlisi olan Allah'ın kulları!
Merhametli olun.
Allah'ın size vermiş olduğu merhamet dünyadaki tüm canlılara yeter.
Cimri olmayın.
Merhametinizi infak edin.
İnfak edin ki, Allah (c.c) ‘ da size infak etsin, hadisini yaşamak için ayaklanın.
İnfak etmeden cennete girebileceğimizi mi sanıyoruz? Ya da infakın sadece birkaç lira verip başımızdan savmak olduğunu mu? Hatta daha sonra o infakı herkese anlatıp, tüm övgüleri dinledikten sonra riyaya karışmadığımızı, göğsümüzün kabarmadığını, nefsimizin okşanmadığını mı zannettik? Ve hala o infakın Allah’ın katında tertemiz bir hayır olarak durduğunu mu zannettik?
Geçinemiyoruz, maaşımız yetmiyor laflarımızı bir kenara koyup kanaati öğrenelim. Allah'ın hesapsız rızık verici olduğunu hatırlayalım.
Sıcacık evlerimizde çeşit çeşit yemeklerin olduğu sofralarımızdan şen şakrak kalkabiliyorsak, mağazalardan ellerimizde poşetlerle çıkıp en lüks restorantlar da ''yine'' çeşit çeşit yemekleri midemize indiriyorsak, çocuklarımızın ve bizim dolaplarımızda onlarca kıyafet varsa ve daha onlar eskimeden yenilerini o dolaba dahil ediyorsak, kış gelmeden yaz gitmeden ilkbahar geçmeden gibi kalıp kelimelerin arkasına sığınıp buzdolaplarına kilerlere sanki kıtlık çıkacakmış gibi erzakları yığıyorsak;
Ey iman edenler iman ediniz!
ayetini düşünmenin ve uygulamanın vakti gelmiş demektir.
Şimdi durup düşünelim.
Yeniden çıkalım yola.
Evet hemen şimdi, yeniden başlayalım her şeye.
Tutalım kardeşlerimizin elinden, sımsıkı sarılalım.
Hasbunallah! kardeşim, diyelim gözlerinin içine bakarak.
Sarılalım çocuklara. Öyle sıkı sarılalım ki acılarının, kırgınlıklarının, yaralarının hepsi akıp gitsin..
Kardeşliğimizle, sevgimizle geçirelim tüm acılarını. Unutturalım aldıkları tüm yaraları.
Merhem olalım, ilaç olalım..
Derde deva olalım..
Allah’ın merhametinin yeryüzündeki tecellisi olalım.
Allah’ın yardımının yeryüzündeki kapısı olalım.
Fıtratımıza dönelim, Hucurat 10’a dönelim.
Dönelim ki eksikler tamamlasın, dönelim ki açılan tüm yaralar kapansın. Yeniden kardeş olalım, yeniden Rahman’ın kulları olarak tek bir saf üzerinde birbirimize kenetlenelim..
Neslihan Horozoğlu